İnkar kırıldı 'Demokratik Suriye'yi inşa zamanı! 2026-02-03 09:06:53   Semiha Alankuş    HABER MERKEZİ - 30 Ocak Suriye’de yeni bir aşamayı, yeni bir dönemi işaret ediyor. İnkarın sona erdirilmesinde atılan adımla Suriye’nin geleceğini çoğulcu, demokratik ve eşitlikçi bir zeminde yeniden inşa etmek mümkün hale geliyor.    Kuzey ve Doğu Suriye’ye yönelik yaklaşık bir ay süren saldırıların ardından 30 Ocak’ta Demokratik Suriye Güçleri ile HTŞ arasında çözüme ilişkin bir anlaşma imzalandı. Anlaşma ile Suriye’de yüzyıllardır resmi düzeyde devam eden inkar ve imha süreci boşa çıkarılarak ve Kürt halkının varlığı kabul edildi.    BAAS rejimi sürecinde Kürt halkının kimliği de yoktu, yani vatandaş olarak da kabul edilmiyorlardı. Bugünkü anlaşmanın Kürtler için nasıl bir kazanım olduğunu anlamak açısından tarihe bakmak önemli.    Suriye’de Baas Partisi döneminde Kürtlere dönük yaklaşım “tek ulus, tek dil, tek kimlik” çizgisi etrafında kuruldu. Resmi söylem, ideolojik yaklaşım, Kürtlerin ayrı bir ulusal-toplumsal varlık olarak tanınmasını “bölücülük” tehdidine bağladı; pratikte de kimliği görünmezleştiren, yurttaşlığı koşullara bağlayan ve nüfus mühendisliğine uzanan bir dizi uygulama devreye sokuldu. Bu çerçeve, yalnızca güvenlikçi reflekslerin ürünü değildi; Baas’ın Arap milliyetçiliği ile merkezileşmiş devlet modeli, özellikle sınır hattındaki Kürt yoğunluklu bölgeleri “demografik risk alanı” olarak kodladı.   ‘Kürt’ adı olmayan bir yurttaşlık   Baas rejimi, Kürtleri bir “kurucu unsur” ya da anayasal olarak tanınan bir topluluk biçiminde kabul etmedi. Devletin resmi ideolojisi Arap kimliğini üst kimlik olarak dayattı; bunun doğal sonucu, Kürtçe’nin kamusal alanda görünürlüğünün sınırlandırılması ve Kürt kimliğinin siyasal temsil kanallarının bastırılması oldu. Bu inkâr, yalnızca sembolik değildi: Kürtçe yer adlarının Arapçalaştırılması, resmi kayıtlarda Kürtçe isimlerin ve dilin dolaşımına dönük baskılar, örgütlenme ve yayın faaliyetlerine getirilen yasaklar, “Arap ulusunun birliği” söylemiyle meşrulaştırıldı.   Bu politik hattın en kritik yanı şu: Kimliği tanımamak, o kimliğin hak taleplerini baştan “meşruiyetsiz” ilan etmeye yaradı. Dolayısıyla Kürtler, devletin gözünde “kültürel farklılık” değil, “güvenlik sorunu” kategorisinde konumlandırıldı; siyasal alan bu çerçevede daraltıldı.   1962 ‘olağanüstü sayım’ yurttaşlıktan çıkarılma   Suriye’de Kürtlerin yurttaşlık statüsünü sarsan en belirleyici dönem 1962’de Haseke ilinde yapılan “olağanüstü” sayım oldu. Bu sayım, binlerce Kürt'ün Suriye yurttaşlığından çıkarılmasına yol açtı. Bunun anlamı on binlerce Kürt’ün bir anda yurttaşlıktan çıkarılması ama aynı zamanda da başka bir vatandaşlığa sahip olmaması, tam ifade ile vatansız bırakılması anlamına gelir.   Yok sayılma, inkar ya da ‘ecnebi’, ‘maktumin’   Vatandaşlıktan çıkarma durumu ise  her alana yansıdı. Eğitim, sağlık, istihdam, mülkiyet, seyahat, evlilik kaydı, çocukların nüfusa geçirilmesi gibi temel işlemler “yurttaşlık belgesi” koşuluna bağlandığından halk tamamen görünmez kılındı, yok sayıldı, inkar edildi. Bu inkar ve yok sayma ise iki şekilde oldu. Birincisi “ecnebi” yani “yabancı olarak görünenler. Bunlar Suriye’de doğmuş ve aileleri kuşaklar boyu orada yaşamış olmasına rağmen yapılan sayımla bir anda “yabancı” ilan edildiler. Kimlik kartları vardı ancak vatandaş kabul edilmediler. Oy hakları yoktu, devlet memuru olamadılar, toprak satın alamıyorlardı, hatta seyahat etme hakları dahi kısıtlıydı. Yani bunlar “tanınarak” yok sayılanlar oldu. İkincisi ise “matumin” olanlar. Yani “gizli-kayda dahi geçirilmeyen” insanlardı. Yani “ecnebi” bile değillerdi. Tamamen yok sayılanlar, inkar edilenlerdi. Nüfus kayıtları olmadığı için bir kimlik belgeleri olmayan, hukuki olarak da “var” olmayanlardı. Bunun yaşama yansıması ise şu şekilde idi: Okuma-eğitim hakları yoktu, sağlık hizmetlerinden yararlanamazlardı, çünkü hastaneye gidemezlerdi, kamuda çalışamazlardı, evlilikleri resmi olarak tanınmazdı, çocukları da anne ve babaları gibi “maktumin”  olarak sayılırdı, Bir yere seyahat etmeleri imkansızdı. Yani tamamen inkar-yok sayılanlardı.   Araplaştırma iki açıdan dayatıldı   Yukarıdaki politikalar çerçevesinde Baas rejimi dönemindeki Araplaştırmanın nasıl olduğunu biraz daha açımlamak önemli. Baas rejimi Araplaştırmayı iki yönlü yaptı. Birincisi kültürel görünürlüğün azaltılması, ikincisi de mekanın yeniden adlandırılması. Bir yandan Kürtçe eğitim ve kamu hizmetlerinde engellendi, diğer yandan yer isimleri Arapçalaştırıldı. Amaç Kürtlerin varlığını “tarih dışı” göstermekti. Devletin resmi ideolojisinin tekçi yaklaşımının bir sonucuydu tüm bu olanlar.  Eğer yaşamda, haritada Kürtçeye dair bir şey yoksa bellek de silinebilirdi. Dolayısı ile Araplaştırmanın sadece “kültürel asimilasyon” sınırlı kalmadığını görmek önemli. Bu her türlü idari kayıt, arazi rejimi ve nüfus politikalarıyla birleştiğinde, Araplaştırma Kürtlerin ekonomik-sosyal hayatını da dönüştüren bir devlet mühendisliğine evrildi.   Arap Kemeri   Baas rejiminin Kürtleri inkar, yok sayma ve coğrafyalarını değiştirme politikalarının en önemli yanı ise oluşturdukları “Arap Kemeri” projesi. Kürt halkının yaşadığı yerlere demografik bir müdahale gerçekleştirilir bu proje ile. Projenin hedefi, kuzey sınır şeridinde Kürt halkının nüfus yoğunluğunu kırmak, yerleşimi yeniden düzenlemek ve bölgenin “Arap kuşağı” biçiminde tasarlanmasıydı. Arap Kemeri, yalnız “göç ettirme”  olarak ele alınamaz. Bu aynı zamanda toprağın, üretimin ve aidiyetin yeniden “dağıtılması” anlamındaydı. Toprak kimin elindeyse, yarının siyasal ağırlığı da çoğu zaman oraya kayar. Bu nedenle proje, Kürt halkının hem ekonomik varlığını hem de “coğrafi süreklilik” fikrini hedef aldı. Sınır hattında Kürt halkının yaşadığı yerlerin birbirine eklemlendiği alanlarda örneğin Kuzey Kürdistanla iç içeliğin koparılmasını hedefledi bu proje.    Mücadele ile inşa edilen bir sistem   Suriye’de Baas rejiminin Kürt halkına yönelik bu baskı, inkar, yok sayma ve tekçi politikalarına karşı Kürt halkının da bir duruşu ve yaklaşımı oldu. Bu durum sadece bir mağduriyet olarak ele alınmadı ya da Kürt halkı bunu bir “kader” gibi görmedi. Kürt halkı bu yaşananlar karşısında zaman içerisinde bir toplumsal bilinç, örgütlenme ihtiyacı ve mücadele ruhunu geliştirdi. Baas rejiminin Kürt halkını siyasal ve hukuki düzlemin dışına itmesi, varlığını yok sayması, inkar etmesi karşısında Kürt halkı da varlığını, kimliğini koruyacak mekanizma ve mücadele zemini geliştirdi.     2011 süreci ve sonrası   Kürt halkının Baas rejiminin inkar politikalarına karşı adım adım geçiştirdiği mücadele ve örgütlülük düzeyi 2011 yılında Suriye’de rejimin çözülmeye başlaması ile farklı bir düzeye evrildi. Bu süreçte Kürt halkı iktidar ve devlet oluşturmayı hedeflemeden Demokratik Ekolojik Kadın Özgürlükçü paradigma temelinde  yeni bir sistem inşasına gitti. Yerel meclisler, komünler, kadın örgütlenmeleri ve çok kimlikli temsil mekanizmaları, inkârın yerine katılımı, tekçi devlet aklının yerine çoğulcu bir toplumsal sözleşmeyi yaşama geçirdi. Sadece Kürt halkının yaşadığı bölgeleri de değil adım adım Arap halkı ve diğer halkların yaşadıkları bölgelerde “başka bir yaşam mümkün” tespiti ete kemiğe büründü. Kuzey ve Doğu Suriye Demokratik Özerk Yönetimi ile sadece Kürtlerin haklarını güvence altına almak değil, Suriye’nin çok kimlikli toplumsal yapısına uygun bir birlikte yaşam modeli inşa edildi. Araplar, Süryaniler, Ermeniler ve diğer halklar bu sistemin parçası oldu. Adım adım demokratik bir Suriye’nin inşasının da yolu açıldı. Devletçi, erkek egemen Baas rejimi ve zihniyetinin  “tehdit” olarak gördüğü Kürt coğrafyası, bu kez istikrarın ve toplumsal düzenin kurulduğu bir alan oldu. Kürtler, inkâr edilen bir halktan, siyasal çözümün kurucu aktörlerinden birine dönüşmeye başladı. Özellikle de dünyanın, devletlerin önünde duramadığı DAİŞ’in  saldırılarına karşı halkları insanlığı korudu, bunun için mücadele verdi Kürt halkı. Bu mücadele Suriye’deki halkların da yeni sistem inşasına katılmasının önünü açtı.    Yeni komplo ve saldırı   Kürt halkının Suriye’deki halklarla birlikte inşa ettiği sistem yıllardır halklar için bir nefes olmuş durumda. Ancak Ocak ayının başından bu yana Kürt halkı ve halklarla birlikte kurduğu sistem bir saldırı ve kuşatma altında. Bu kez Kürt halkı ile birlikte sisteme inşa eden halklar hedef alınmış durumda. Buna karşı da Kürt halkı halklarla birlikte gerçekleşen devrimi oluşturulan sistemi savunuyor. Bu kez sadece Kürtler değil küresel bir direniş, ortaklaşma ve sahiplenme hattı oluşmuş durumda.    Yeni dönem ve inkarın aşılması   Tam da küresel sahiplenme ve direnişin geliştiği nokta yeni biri aşamaya işaret ediyor Suriye için. 30 Ocak bu anlamıyla tarihe farklı bir not düştü. Yıkılan Baas rejimi yerine getirilen farklı bir şekle büründürülerek Kürtlere ve halklara baskı ve inkarı dayatmaya çalışan sistemde büyük bir kırılma yaratıldı. Kürtler Kuzey ve Doğu Suriye’de halklarla birlikte bir sistem inşa etmişlerdi, o bölge ile sınırlıydı şimdi tam da saldırıların olduğu bir süreçte bunun Suriye’nin geneline yayılması yeni sistemin Suriye’nin genelinde inşa edilmesinin yolu açılmış durumda. Artık şu çok net bir şekilde ortaya çıkmış durumda: Artık çözüm ve entegrasyon tartışmaları yapılmak ve hayata geçirilmek durumunda. Bu bağlamda Kürt sorunu artık ertelenebilir ya da güvenlikçi reflekslerle bastırılabilir bir konu olmaktan çıktı ve Kürt halkı Suriye’nin yeniden inşasının yani demokratik Suriye’nin inşasının temel unsurlarından biri haline geldi.   Anayasal güvence temelinde entegrasyon   Kürt halkının halklarla birlikte mücadele ederek inşa ettiği sistem, merkezi devlet yapısıyla ilişkilenme konusunda da yeni bir zemin yarattı. Bu zemin, ne eski inkâr politikalarına dönüşü ne de tek taraflı bir dayatmayı kabul ediyor. Aksine, karşılıklı tanıma ve anayasal güvence temelinde bir entegrasyon perspektifi öne çıkıyor. Kürtlerin varlığının ve siyasal iradesinin tanınması, yalnızca Kürtler için değil, Suriye’nin bütün halkları için demokratik bir çıkış yolu anlamına geliyor.   Zihni değişimi de içeren bir zemin   Yani merkezi düzeyde inkarın ortadan kalkması, yalnızca hukuki bir düzenleme meselesi değil; zihniyet değişimini de içeriyor. Kürt halkının adıyla, kimliğiyle, diliyle ve coğrafyasıyla tanınması; vatandaşlık hakkının etnik aidiyete göre değil, eşitlik temelinde yeniden tanımlanması, yeni Suriye’nin en kritik sınavlarından biri olarak duruyor. Kürtlerin mücadelesiyle açılan bu alan, merkeziyetçi devlet geleneğinin aşılmasını da hedefleyen bir değişim ve dönüşüm potansiyeli barındırıyor. Bugün imzalanan anlaşma ile birlikte gündeme gelen çözüm ve entegrasyon tartışmaları, Kürt halkının yıllardır dile getirdiği taleplerle örtüşüyor. Yani yerel demokrasi, kültürel hakların tanınması, dil, kültür, anayasal güvence, kadın özgürlüğü ve halkların eşit temsili. Yani bunlarla örtüşüyor. Ve bu talepler, savaşın yıkıcılığı içinde değil; toplumsal uzlaşı ve yeniden kuruluş zemininde anlam kazanacak.    Suriye’nin geleceğini demokratik temelde kurmak   Son tahlilde Suriye, inkârla sürdürülen bir devlet aklından, tanıma ve birlikte yaşama dayalı yeni bir siyasal evreye geçme imkânıyla karşı karşıya. Kürtlerin mücadeleyle inşa ettiği sistem, bu geçişin hem tarihsel hafızasını hem de pratik deneyimini sunuyor. Bu anlamıyla 30 Ocak Suriye’de yeni bir aşamayı, yeni bir dönemi işaret ediyor. İnkarın sona erdilimesinde atılan adımla Suriye’nin geleceğini çoğulcu, demokratik ve eşitlikçi bir zeminde yeniden inşa etmek mümkün hale geliyor.