İlknur Birol: Hukuki güvence olmadan süreç ilerlemez 2026-05-12 09:08:14   Melike Aydın    İSTANBUL - Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın statüsünün yasal bir çerçeveye kavuşturulması ve sürecin hukuki güvenceye alınması gerektiğini belirten DEM Parti MYK üyesi İlknur Birol, "Söz bitti, eylem zamanı" dedi. İlknur Birol kadınların masasının asli ve kurucu öznesi olduğunun da altını çizdi.   Kürt sorununun demokratik çözümüne dair tartışmalar sürerken, Kürt Özgürlük Hareketi’nin son süreçte attığı adımlar kamuoyunda “çözüm iradesi” olarak değerlendirilirken, devlet ve iktidar kanadından somut ve hukuki adımların gelmemesi eleştiri konusu olmaya devam ediyor. Çatışmalı sürecin sonlandırılması, demokratik siyasetin güçlendirilmesi ve toplumsal barışın inşasına dair yapılan çağrılara rağmen, tecrit politikalarının sürmesi, hukuki düzenlemelerin gündeme alınmaması ve müzakere zeminine dair herhangi bir yasal çerçevenin oluşturulmaması, sürecin geleceğine dair kaygıları derinleştiriyor.    Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) MYK Üyesi İlknur Birol, sürece dair değerlendirmelerde bulundu.    ‘Geçmiş tecrübeler hukuki güvencenin şart olduğunu gösteriyor’   Barış süreçlerinin konjonktürel adımlara sıkıştırılmasının büyük bir risk taşıdığını ifade eden İlknur Birol, “Daha önce de deneyimlenmiş olan barış süreçlerinin akamete uğratılmasının en önemli nedenlerinden biri, sürecin konjonktüre dayalı bir adım olarak ele alınıp hiçbir hukuki güvence oluşturulmadan ilerlenmek istenmesiydi. Böyle süreçler, herhangi bir ‘dış dinamik’ ya da süreçten hoşnut olmayan güçlerin müdahalesine açık hale geliyor ve bir anda tepetaklak olabiliyor. O nedenle bütün bunların bilgisine sahip olanların ısrarla söylediği şey; sürecin sağlıklı ilerlemesi, bir sonuç oluşturması ve tarafların birbirine yaklaşmayan bir makasmış gibi görünen hedeflerinin gerçekleşmesi için dahi başlangıç noktasının hukuki güvence olması gerektiğidir” dedi.    ‘Abdullah Öcalan’ın pozisyonu yasal çerçeveye alınmalıdır’   Kürt özgürlük hareketinin demokratik siyaset yöntemlerine dair deklare ettiği iradenin ciddiyetle ele alınması gerektiğini belirten İlknur Birol, Devlet Bahçeli’nin açıklamalarına ve Abdullah Öcalan’ın rolüne vurgu yaptı. İlknur Birol, “Bugün Devlet Bahçeli'nin ‘kurucu önder’, örgütün ‘bir numarası’ dediği Sayın Öcalan'ın İmralı’daki pozisyonunun bir müzakereci pozisyonuna getirilmesi, hukuki bir çerçeveye alınması gerekir. Bu, örgütün diğer unsurlarının silah bırakma ve dönüşüm eylemlerini çok daha kolaylaştıracaktır. Eğer bir müzakereci tayin edilmişse ve ona hukuki güvence sağlanmamışsa, diğer unsurlar nasıl bir güvenle demokratik hayata katılacak? Bu basit soruya verilecek cevap, ihtiyacın hukuka tahvil edilmesidir. Bu ihtiyacın giderildiği bir çerçevenin kısa sürede, ‘behemehal’ gerçekleştirilmesi gerekir” diye belirtti.     ‘Defacto durum müdahalelere açıktır’   Mevcut sürecin yasal bir dayanaktan yoksun şekilde defacto ilerlediğini ancak bu belirsizliğin riskler taşıdığına dikkat çeken İlknur Birol, “Bugün ortada herhangi bir hukuki güvence diyebileceğimiz bir durum yok. Atılan her adım fiili olarak gerçekleştiriliyor. Dolayısıyla süreç, herhangi bir müdahaleye son derece açık şekilde ilerliyor. Varlık nedeni barış olan DEM Parti’nin başından itibaren söylediği şey, bu iki güvencenin sağlanarak ilerleyen adımlara zemin oluşturulmasıdır. Eş Genel Başkanımızın yeni bir form önererek tıkanma eğilimi gösteren sürecin açılmasına yönelik pozitif söylemleri de bu amaca hizmet etmektedir” sözlerini kullandı.    ‘İmralı sistemi tasfiye edilmelidir’   İmralı Cezaevi’ndeki tecrit sisteminin sona ermesinin tüm sürecin önünün açılmasıyla ilgili olduğunu belirten İlknur Birol, “Neden herkes Sayın Öcalan'ın İmralı sisteminin tasfiyesi ve hukuki güvenceye alınan müzakereciliğinin başlatılması gerektiğini söylüyor? Tam da güvensizlik iklimini güven iklimine çevirmek için. Irkçı, milliyetçi kışkırtmalar karşısında risk oluşturan güçlerin seslerinin kısılması ve toplumun barıştan uzaklaşmasının önlenmesi için bu adım mutlak gereklidir. Bu adım, silah bırakacak olan hareketin unsurlarının da bu eylemi hızlandırmalarını sağlayacak genel bir iklim değişikliğine yol açacaktır” şeklinde ifade etti.   ‘Zamana oynamak toplumsal umudu zayıflatıyor’   İktidarın süreci bir gizem bulutu arkasında yürütme çabasında olduğuna işaret eden İlknur Birol, kamuoyunda tartışılan “devlet aklı ile iktidar faydası” başlıklı tartışmalara dikkat çekti. İlknur Birol, “Bahçeli bir koçbaşı mıdır? Erdoğan daha mı az isteklidir? Bu sorulara yanıt arayan bir iklim oluşuyor. Bunun nedeni somut adım atılmayışıdır. Bir rol dağılımı mı var, yoksa devlet aklı ile iktidar çıkarları mı çatışıyor, bunu bilemeyiz. Ancak hangi gerekçeyle olursa olsun, Kürt sorununun demokratik çözümü artık bir zorunluluk haline gelmiştir. Zamana yayılan tutumlar, toplumda ‘acaba vazgeçecekler mi?’ duygusu yaratıyor. 50 yıllık çatışma sürecinin başka bir kulvara taşınması elbette zaman alabilir ama bu zaman siyasi manevralar için değil, zihniyet dönüşümü için kullanılmalıdır” diye belirtti.   ‘Nefret diliyle oluşturulan tahribatı onarma sorumluluğu devletindir’   Toplumun son 50 yıldır milliyetçilik ve nefret diliyle zehirlendiğini ifade eden İlknur Birol, bu tahribatın onarılma sorumluluğunun iktidarda olduğunu söyledi. İlknur Birol, “Bu toplumun ırkçılıkla, nefretle, birbirini ötelemekle zehirlenmesinin ana kaynağı yine bu iktidar bloku ve devlet aklıdır. Terörist yaftasıyla Kürtlerin hor görülmesi, Türklüğün yüceltilmesi ve bir yurttaşlık ayrımı yaratılması bu merkezlerden zerk edildi. Dolayısıyla bu zehirli atıkların ortadan kaldırılmasını, zihinsel dönüşümü sağlayacak müdahalenin de yine devletten ve iktidardan gelmesi gerekir. Akademinin, medyanın ve sivil toplumun barış fikrini yayabileceği kanallar özgürce açılmalıdır” ifadelerini kullandı.    ‘Barış Anneleri bir kaldıraçtır’   Barış Anneleri’nin Meclis’teki temaslarının tarihi ve vicdani anlamlar içerdiğini belirten İlknur Birol, “Barış Anneleri’nin enerjisi, samimiyeti ve barışa olan yakınlıklarını bir kaldıraç olarak kullanmak; bu kaldıracın bütün büyük engeller olarak ortaya konulmuş taşları eritme gücüne sahip olduğunu bilmek gerekiyor. Kadın hareketinin ve barış isteyen bütün kadın güçlerinin bu sürecin çok daha büyük kolaylaştırıcısı olacağına neredeyse eminim. Annelerin sırtındaki küfede Kürt sorununun ağır bedelleri ve acıları var. O acı yüklü küfelerle bu diyalog mekanizmasını kuruyorlar. Bu, iklim değişikliğine ilişkin en samimi, en gerçek barışsever adımlardan biridir. Bu enerjinin karşılık bulması sevindiricidir ama artık konuşmanın değil yapmanın; niyet beyan etmenin değil, yasal çerçeveyi paylaşmanın zamanıdır” ifadelerini kullandı.     ‘Kadınlar masanın asli unsurudur’   Barışın kadınlar olmadan kurulamayacağını, kadınların barışın kurucusu olduğunu vurgulayan İlknur Birol, “Barışın toplumsallaşması kadınsız olmaz. Kadınlar hem kendi özgürlükleri hem toplumun özgürlüğü için aktif, süreğen ve karşılığını görebilecekleri bir yerde olmalıdır. Bu kabiliyete sahip başka bir toplumsal kesim yoktur. Kadın mücadelesi topluma dolayımla değil, doğrudan eylemiyle dönüşüm enerjisi sağlar. Demokratik toplum tahayyülünün tam ortasına kadın özgürlüğü yerleştirilmelidir. Kadınların müzakere masasında asli unsur olarak yer alması, sürecin akamete uğrama riskini de bertaraf edecektir” diye belirtti.   'Kadınlar barış yapıcılarıdır'   Kadınların barış inşasında daha maharetli olduğunu dile getiren İlknur Birol, “Savaş tamtamlarının bu kadar yüksek çalındığı bir dünyada bu maharetli ellere ve enerjiye ihtiyaç var. Plaza de Mayo’dan bu topraklara kadar kadınların barışa olan yakınlığı, önlerine konulan büyük engelleri ve taşları eritme gücüne sahiptir. O yüzden masada sandalyesi boş olmayacak bir yer varsa o da kadınlardır. Kadınlar barış yapıcılarıdır” şeklinde konuştu.    ‘Sözün bittiği, yasanın başladığı yer’   Sürecin hızlanması için Meclis’in derhal devreye girmesi gerektiğini belirten İlknur Birol, “Atılması gereken adım artık bellidir: Bir kurul veya koordinasyon oluşturulmalı, yasal metin muhalefetle ve toplumla paylaşılmalıdır. Sayın Öcalan'ın pozisyonunun yasal bir zemine kavuşması, tıkanmış tüm kanalları açma yeteneğine sahiptir. Toplumun artık negatife yönelecek hiçbir adıma tahammülü kalmamıştır. Ne bölgesel gelişmeler ne de iç dinamikler, iktidarın zamana yayma eğilimine müsaade etmeyecek kadar kritiktir. Barış süreci somut adımlarla, yasayla ve toplumsal mutabakatla yoluna devam etmelidir” dedi.