‘Bize bırakılan mirası barışla taçlandıracağız’ 2026-08-26 09:29:48   Melike Aydın    İSTANBUL - Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin taziyelerine katılan kadınlar, kalıcı ve onurlu bir barış için geçmişle yüzleşilmesi gerektiğini belirterek, “Şehitler içimizi acıtıyor ama bir taraftan da başım dik, onurluyuz. Onların yasını tutarken, bize bıraktıkları mirasın barışla taçlandırılacağına inanıyoruz” dedi.   Özgürlük mücadelesinde farklı tarihlerde ve yerlerde yaşamını yitirenlerin taziyelerine binlerce yurttaş katıldı. Taziyelere katılan kadınlar, yaşamını yitirenlerin Kürt halkının özgürlüğü ve hakları için mücadele ettiğini belirterek, kalıcı barışın sağlanabilmesi için Kürt halkının haklarının tanınması ve geçmişte yaşananlarla yüzleşilmesi gerektiğini ifade etti.   ‘Özgürlük için mücadele etti’   Oğlu Mazlum Bingöl’ü özgürlük mücadelesinde kaybettiğini belirten Gülsün Bingöl, artık annelerin ağlamasını istemediğini söyledi.  Gülsün Bingöl, şunları söyledi: “Biz Kürt’üz, yaşamımız, dilimiz ve varlığımız için mücadele ediyoruz. Bizler terörist değiliz. Biz esaret değil, özgürlük istiyoruz, haklarımızı istiyoruz. Hepsi bu. Oğlum 2023’te hayatını kaybetti. Yaşamı ve onuru için gitti. Biz artık annelerin ağlamasını istemiyoruz. Oğlum yaşasaydı 33 yaşında olacaktı. 19 yaşındayken katılmıştı. Biz barış istiyoruz ama Türk devleti barışa samimi yaklaşmıyor. Hâlâ Kürt halkına zulmediyorlar.”   ‘Onurlu bir barış istiyoruz’   Özgürlük mücadelesinde yaşamını yitirenlerin tümünü kendi yakını gibi gördüğünü dile getiren Fatoş Ekinci, özgürlüğün sağlanacağına dair inancının tam olduğunu belirtti. Barışın gerçekleşeceği konusunda umutlu olduğunu söyleyen Fatoş Ekinci, “Mücadele ediyoruz. Dün bir arkadaşımızın daha cezaevinden çıkması için gittik ama yine çıkmadı. Oysa biz Başkan Abdullah Öcalan da dahil tüm arkadaşlarımızın fiziki özgürlüğünün sağlanmasını istiyoruz. Bu konuda da ümitliyiz. Yıllardır çok zulüm yaşadık. Biz onurlu bir barış istiyoruz” diye ifade etti.   ‘Bir halkın varlığı dünyaya tanıtıldı’   Sürecin halkta umut yarattığını kaydeden Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sultanbeyli İlçe Eşbaşkanı Saltanat Yılmaz, “Yüz yıl önce bir halkın yok edilmesi için adımlar atılmıştı. Bugün ise 100 yıl sonra bir halkın varlığından bahsediliyor. Bu tanınma tamamen önderliğimiz sayesinde oldu. Önderliğimiz dört duvar arasında olmasına rağmen bugün dünyaya barış umudu veriyor. Kürdün adını ve yok edilmek istenen bir halkı, kurduğu örgütüyle dünyaya tanıttı. Bugün Sayın Abdullah Öcalan barış masasına oturtulmuş, tüm barış masasının bir tarafı ve müzakerenin baş mimarıdır. Şeyh Said’in, Seyit Rıza’nın mezarını bile bilmiyorken, Sayın Öcalan dört duvar arasından dünyayı barış masasına oturtuyor. Bundan gurur duyuyorum” dedi.   ‘Katliamlar ve kayıplarla yüzleşilmeden barış olmaz’   Yaşamını yitirenlerin anısına sahip çıktıklarını dile getiren Saltanat Yılmaz, yıllardır süren çatışmalı süreçte binlerce gencin yaşamını yitirdiğine dikkat çekti. Kalıcı bir barış için geçmişle yüzleşilmesi ve hakikatlerin açığa çıkarılması gerektiğini belirten Saltanat Yılmaz, “Bu insanların yaşaması, bu ülkeye ve halka katkı sunması gerekirken bugün toprağa düşürülmüşlüğünden bahsediyoruz. Şehitler içimizi acıtıyor ama bir taraftan da başım dik, onurluyuz. Onların yasını tutarken, bize bıraktıkları mirasın barışla taçlandırılacağına inanıyorum. Devletin kuracağı kurullar ve yasal düzenlemeler ekseninde geçmişle yüzleşme yapılmalı, hakikat açığa çıkarılmalı. Bin kilometrelik yol bir adımla başlar. Atılan adımı küçümsemiyoruz, yetersiz buluyoruz ama önemsiyoruz. Yüzleşmeden hiçbir şey olmaz. Katliamlardan, soykırımlardan geçtik. Ağrı, Koçgiri, Dersim, Roboski katliamları var. Bunlarla yüzleşilmeden ayağı yere basan bir barış olmaz” şeklinde konuştu.   ‘Sıvasız evlere asılan bayraklar tesadüf değil’   Devletin askerlerin yaşamını yitirmesindeki sorumluluğuna da dikkat çeken Saltanat Yılmaz, savaş politikalarının hem Kürt hem de Türk halkına ağır bedeller ödettiğini ifade etti. Yoksul ailelerin çocuklarının çatışmalara gönderildiğine işaret eden Saltanat Yılmaz, “Bölgedeki anneler, ‘Biz silah seslerine alışkınız ama Batı’dan gelen gençler alışkın değil’ diyerek mesajı verdi. Türk annelerinin yüreği Kürt askerinin ölümüne de yanıyor. Devlet kendi askerinin celladının kendisi olduğunu bilmiyor mu? Neden hep fakir çocukları operasyonlara gidiyor? Sıvasız evlere bayrakların asılması tesadüf mü? Neden bir villanın, yatın kapısına bayrak asılmıyor? İktidardaki vekillerin oğlu neden ölmüyor? Şehadet bu kadar kutsalsa kendi çocuklarını gönderseydiler. Biz ne bir askerin ne bir gerillanın ölümünden memnun değiliz; her ikisinin ölümü de beni rahatsız ediyor. Devlet ne zaman dönüp Türk ve Kürt halkından, ‘Biz yanlış politika izledik, bu insanları boşa öldürdük’ deyip özür dilerse, işte o zaman kalıcı ve onurlu bir barış sağlanır” şeklinde belirtti.   ‘Devlet katletti, gerilla yaptı dedi’   Yaşamını yitirenleri anmak ve taziyelerine katılmak için geldiklerini ifade eden Hediye Koçar, Kürt halkının uzun yıllardır “terör” söylemiyle hedef gösterildiğini ve köylerin bu söylem üzerinden yaftalandığını belirtti. Yaşananların son bulmasını istediğini dile getiren Hediye Koçar, “Bizi hep terör olarak tanıttılar. Köylerimizi terörist diye yaftaladılar. Çok zulüm gördük. Umarım artık bu zulüm biter. Biz Önderimiz nasıl bir barış isterse öyle bir barış olmasını istiyoruz, onun arkasındayız. Her şeyi devlet yaptı, gerilla kendini korudu. Çok kişiyi devlet alıp öldürdü ve gerilla öldürdü dediler. Önderimize ve partimize güveniyorum” diye konuştu.