İstanbul’da 1 Eylül: Barışı büyütme zamanı 2026-09-01 19:10:39   İSTANBUL- İstanbul’da 1 Eylül Dünya Barış Günü’nde bir araya gelen emek, barış ve demokrasi güçleri, Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümü için başlayan sürece dikkat çekerek, çerçeve yasanın hayata geçirilmesi çağrısı yaptı. Mitingde, çatışma zemininden siyasi ve hukuki zemine taşınan sürecin kalıcı barış, demokratik hak ve özgürlüklerle tamamlanması gerektiği vurgulandı.   İstanbul Emek, Barış ve Demokrasi Güçleri’nin çağrısıyla 1 Eylül Dünya Barış Günü dolayısıyla Kadıköy Boğa Meydanı’ndan Rıhtım’a yürüyüş gerçekleştirildi. “1 Eylül Dünya Barış Günü, şimdi barışı büyütme zamanı – Niha dema mezin kirina aşîtiyê ye” pankartının taşındığı yürüyüşün ardından Rıhtım’da miting gerçekleştirildi.   Yürüyüşe HDK Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş ve DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan da katıldı. Kürt kadınlarının geleneksel kıyafetleriyle katıldığı yürüyüşte sarı, kırmızı ve yeşil flamalar taşınırken, kitle “Bijî Serok Apo”, “Yaşasın barış”, “Bijî aşîtî”, “Bijî biratiya gelan”, “Yaşasın halkların kardeşliği”, “Bijî aşîtiya gelan”, “Savaşa değil emekçiye bütçe”, “Savaşa hayır, barış hemen şimdi” ve “Yaşasın halkların eşit, özgür birliği” sloganlarını attı.   Mitingde basın metninin Kürtçesini DEM Parti İstanbul İl Örgütünden Figen Yaşar, Türkçesini ise DİSK Marmara Bölge Temsilcisi Asalettin Arslanoğlu okudu.   ‘Barışı büyütme zamanı’   Basın açıklamasında, 1 Eylül’ün Dünya Barış Günü ilan edilişinin 87’nci yılına dikkat çekilerek, dünyanın farklı bölgelerinde savaşların sürdüğü ve bunun en ağır sonuçlarını halkların, kadınların, çocukların ve emekçilerin yaşadığı belirtildi. Savaşlara ayrılan kaynakların eğitim, sağlık, sosyal güvenlik ve kamu hizmetlerinden eksildiği vurgulanan açıklamada, “Silah tekellerinin ve savaş ekonomisinin kasaları dolarken emekçilerin sofrasındaki ekmek küçülüyor” denildi. Türkiye’de demokratik hak ve özgürlüklerin daraltıldığı belirtilen açıklamada, yaklaşık yarım asırlık çatışmalı dönemin ardından Abdullah Öcalan ile devlet arasındaki görüşmeler ve sonrasında yapılan demokratik toplum çağrısıyla yeni bir dönemin tartışılmaya başlandığı ifade edildi. Açıklamada, PKK’nin kendisini feshetmesiyle birlikte Kürt meselesinin demokratik ve barışçıl çözümü açısından ortaya çıkan imkânın kalıcılaşması için çerçeve yasanın hayata geçirilmesi, demokratik hak ve özgürlüklerin güvence altına alınması ve toplumun tüm kesimlerinin söz ve karar sahibi olması gerektiği vurgulandı.   ‘Savaşın rantını silah tüccarları yiyor’   Ardından söz alan Tuncer Bakırhan, savaşların emekçilerin, yoksulların, halkların ve ezilenlerin aleyhine olduğunu belirterek, savaşların emperyalist ve hegemonik güçlerin çıkarları doğrultusunda örgütlendiğini söyledi. Tuncer Bakırhan, “Emekçiler ve ezilenler her daim barıştan yana olurlar. Emperyalist ve hegemonik güçler çıkarları ve menfaatleri için savaşı örgütlerler. Onlar savaşın sonuçlarından yararlanır, biz emekçiler, ezilenler, halklar ve inançlar da savaşın sonuçlarından zarar görürüz. Yaşamlarını yitirenler emekçilerdir, yoksullardır. Savaşın rantını yiyenler ise silah tüccarları, hegemonik ve emperyalist güçlerdir” dedi.   ‘Türkiye’de bir imkân doğdu’   Türkiye’de barış açısından yeni bir imkân ortaya çıktığını belirten Tuncer Bakırhan, bu imkânın doğrudan Kürt meselesinin çözümü anlamına gelmediğini vurguladı. Tuncer Bakırhan, “Bugün Türkiye’de de barış için bir imkân, bir fırsat zemini doğmuştur. 40 yıllık savaşın şiddet ve çatışma zemininden siyasi ve hukuki zemine taşınmasının imkânı ortaya çıkmıştır. Evet, bir imkân var ama o imkân eşittir Kürt meselesinin çözümü değildir. O imkân şimdilik eşittir demokratik hak ve özgürlüklerimizin sonucu değildir” dedi. Söz konusu imkânın demokrasiye evrilmesinin mücadeleye bağlı olduğunu belirten Tuncer Bakırhan, “O imkânı demokrasiye evirtmek için, o imkânı Kürtlerin 40 yıldır uğruna mücadele ettiği, bedel ödediği, yaşamını yitirdiği, ömrünü cezaevinde geçirdiği taleplerin karşılanmasının sonucuna çevirmek biraz bugün burada olan biz devrimcilerin, Kürtlerin ve ezilenlerin mücadelesine bağlıdır” diye belirtti.   ‘Başka anneler bu acıyı yaşamasın’   Barış sürecinin doğru değerlendirilmesi halinde savaşın yarattığı olumsuzluklardan kurtulmanın mümkün olduğunu ifade eden Tuncer Bakırhan, Amed'de katıldığı taziyelerde karşılaştığı bir annenin sözlerini aktardı. Tuncer Bakırhan, “Türkiye’nin dört bir yanında bu savaş ve çatışmadan dolayı yaşamını yitiren binlerce gencimizin taziyesi kuruldu. O taziyelerden birinde bir Barış Annesi aynen şunu söyledi: ‘Biz Kürtler bu çatışma ve savaşın acılarını çok yaşadık. Bugün gönlüm diyor ki, biz yaşadık ama Türkiye’de hiçbir anne bu acıyı yaşamasın’ diyordu” şeklinde konuştu. Tuncer Bakırhan, barış talebinin temelinde başka annelerin çocuklarını kaybetmemesi olduğunu belirterek, “İşte barış isteyenler yaşamını yitiren çocukların hatırına diyor ki, başka anneler çocuklarını yitirmesin” ifadelerini kullandı.   ‘Savaştan uzak olanlar savaşı kutsuyor’   Savaşın sonuçlarını yaşamayan kesimlerin savaşı desteklediğini söyleyen Tuncer Bakırhan, Türkiye halklarına barış sürecine sahip çıkma çağrısında bulundu. Tuncer Bakırhan, “Bugün burada biraz önce hepinizin gördüğü gibi savaşın en uzağında duran, savaşın olumsuzluklarını yaşamayan, savaşın derdini ve belasını çekmeyenler savaşı kutsuyor. İstiyorlar ki Türk ve Kürt halkının gençleri savaşsın. Kan üzerinden kendilerine bir saltanat, kan üzerinden bir rant yaratsınlar” diyen Tuncer Bakırhan, “Biz de haykırıyoruz. Diyoruz ki, savaşın derdini, belasını, cefasını çekenler barış diyorsa, Türkiye halklarına, emekçilerine düşen o barış sürecini desteklemektir” diye dile getirdi.   ‘3 trilyon dolar emekçiye gidebilir’   Onurlu bir barışın yalnızca ölümleri durdurmayacağını, aynı zamanda ekonomik sorunların çözümüne de katkı sağlayacağını belirten Tuncer Bakırhan, savaş için harcanan kaynaklara dikkat çekerek sözlerini şöyle sürdürdü: "Emin olun, bu ülkede eğer onurlu bir barışı beraber örebilirsek, sadece evlatlarımızın geleceğini ve yaşamını kurtarmayacağız. Emekçilerin yaşamış olduğu bu ekonomik darboğazı da ortadan kaldıracağız. Bu çatışma ve savaş ortamına 40 yılda 3 trilyon dolara yakın Türkiye’nin bütçesinden para harcandı” dedi. Bu kaynağın barışla birlikte toplumun ihtiyaçları için kullanılabileceğini söyleyen Tuncer Bakırhan, “Bu 3 trilyon onurlu bir barış sürecinde emekçiye, emekliye, kadına, kepengini kapatan, yaşamını idame ettiremeyen Türkiye halklarına gidecektir” diye konuştu. Sürecin başarıya ulaşması hâlinde Türkiye’nin hiçbir kentinden gençlerin yaşamını yitirmeyeceğini belirten Tuncer Bakırhan, “Ne Şırnaklının ne Samsunlunun evladı kaybedecektir, evladı yaşamını kaybetmeyecektir.”    ‘Kürtleri yalnız bırakmazsak demokrasiyi getiririz’   Barış sürecinin sahiplenilmesi hâlinde demokratikleşmenin de önünün açılacağını dile getiren Tuncer Bakırhan, Kürtlerin süreçte yalnız bırakılmaması çağrısı yaparak, “Bu süreci doğru bir şekilde sahiplenir, Kürtleri bu süreçte yalnız bırakmazsak, emin olun demokrasiyi de getiririz, insan haklarını da getiririz, AİHM, AYM kararlarının uygulanmasını da sağlayabiliriz” diyen Tuncer Bakırhan, cezaevlerindeki siyasi tutsaklara dikkat çekti. Tuncer Bakırhan, “Selahattin Demirtaş’ları, Figen Yüksekdağ’ları, Leyla Güven’leri, Can Atalay’ları, Osman Kavalaları ve onlar gibi yüzlerce, binlerce cezaevindeki tutsağı özgürleştirebiliriz” dedi.   ‘Barış haklarımızdan vazgeçmek değildir’   Barışın demokratik mücadeleden geri çekilmek anlamına gelmediğini vurgulayan Tuncer Bakırhan, “Barış, haklarımızdan vazgeçme değil. Barış, kimliğimizden vazgeçme değil. Barış, taleplerimizi artık savunmayacağımız anlamına gelmemelidir. Aksine barış taleplerimizi, dilimizi, kimliğimizi, onurumuzu, haklarımızı daha güçlü yaşamamızın zeminini oluşturuyor. Bu zemini büyüteceğimize olan inançla bugün burada bulunan kadınları, emekçileri, işçileri, gençleri, Türkiye’nin bütün halklarını ve inançlarını saygıyla selamlıyorum” diye belirtti.   ‘Bu sorumluluk 86 milyonundur’   Barış imkanının değerlendirilmesinin yalnızca Kürtlerin sorumluluğu olmadığını söyleyen Tuncer Bakırhan, tüm Türkiye halklarına çağrıda bulundu. Tuncer Bakırhan, “Bu barış imkânını çok iyi değerlendirmek ve sonucuna ulaştırmak sadece Kürtlerin görevi değil, sadece Siirtlilerin görevi değil, Edirnelilerin, Trabzonluların, Türkiye’deki bütün kentlerin ve 86 milyonun sorumluluğundadır. Bu ülkede çok kan aktı. Bu ülkede neredeyse her sokağa, her karışa acı düştü. Bu ülke yıllarca acı biriktirdi. Artık bu ülke barışı büyütmek ve barışın sonuçlarından yararlanmak istiyor” ifadelerini kullandı.   ‘Öcalan büyük bir sorumluluk aldı’   Abdullah Öcalan’ın sürece ilişkin tutumuna da değinen Tuncer Bakırhan, “Sayın Öcalan da bir daha bu ülkede kan akmaması için, bir daha Türk ve Kürt gençleri yaşamlarını yitirmesin diye, bir daha Türk ve Kürt anneleri gözyaşı dökmesin diye büyük bir sorumluluk aldı. Büyük bir risk aldı. Bu ülkenin demokratik bir zemine kavuşması için barışı destekleyin. Barışın yanında olun. Emin olun, barış hepimizin hayatını kolaylaştıracaktır. Emin olun, barış zemininde daha güçlü mücadele edeceğiz, daha güçlü örgütleneceğiz. Emekçilerin, ezilenlerin taleplerini daha güçlü bir şekilde savunup başarıya ulaştıracağız. Aksi durumda Türkiye’nin yeniden çatışma ve şiddet ortamına sürüklenebileceği uyarısında bulunan Bakırhan, “Aksi hâlde Türkiye’nin yaşamış olduğu o kaos, çatışma ve şiddet ortamını Türkiye halkları yaşamak durumunda kalacak” dedi.   ‘Demokratik Türkiye yaratacağız’   DEM Parti olarak barış sürecini desteklediklerini belirten Tuncer Bakırhan, “DEM Parti bu toprakların bir daha acı, kan ve gözyaşı görmemesi için bugün buradaki Barış Meydanı’nda biraz önce Barış, Demokrasi ve Emek Platformu’nun dile getirmiş olduğu bütün düşüncelere katılıyorum. Açıkladığınız şeyler çok değerli, çok kıymetli. Hepimizin dikkate alması, uyması ve hayata geçirmesi gereken taleplerdir” diyen Tuncer Bakırhan, “Bu barış sürecini başarıya ulaştırarak demokratik bir Türkiye yaratacağımıza olan inançla hepinizi saygıyla selamlıyorum” sözleriyle konuşmasını sonlandırdı.   ‘Barış bir teslimiyet değildir’   HDK Eş Genel Sözcüsü Meral Danış Beştaş da barışın teslimiyet olarak ele alınamayacağını vurgulayarak mevcut sürecin onurlu bir barış ve demokratik yaşam mücadelesi olduğunu belirtti. Meral Danış Beştaş, “Barışı soyut olarak herkes sahiplenir ama koşullarına gelince amalar, fakatlar başlar. Biz amasız ve fakatsız, muhatapları tartışma konusu yapılmadan, siyasi hesaplar içine girilmeden, güven, güvensizlik telkinleri yapılmadan hep birlikte barışı kazanma mücadelesinde safları sıklaştırmalıyız. Deyim yerindeyse barış barikatlarını ne kadar güçlendirirsek demokrasiyi de, barışı da, özgürlükleri de, eşit bir yaşamı da hep birlikte inşa edebiliriz” dedi.   ‘Kürt annelerinin yası bile tartışılıyor’   27 Şubat çağrısının ardından Türkiye’de farklı bir iklim oluştuğunu belirten Meral Danış Beştaş, buna rağmen Kürtlerin yaşadığı acıların ve kayıpların sona ermediğine dikkat çekerek, “2 yıla yakın bir süreçtir, 27 Şubat çağrısından sonra bu ülkede başka bir iklim var. En azından ölümler yok diyoruz ya ama Kürdün ölüsü bitmedi. Haftalardır Kürt anneleri taziyede. Neden biliyor musunuz? Bu süreç sebebiyle, çerçeve yasa sebebiyle evlatlarını karşılamayı beklerken daha önce yaşanan ölümlerin haberini yeni alıyorlar” diye hatırlattı.   ‘Ölümde ayrım olmaz’   Kürtlerin yas hakkının dahi tartışma konusu yapılmasına tepki gösteren Meral Danış Beştaş, “Ve ne acıdır ki yasımız bile tartışılıyor. Buna bile tepki gösteriliyor. Böyle bir şey olmaz. Ölümde ayrım olmaz. Yasta ayrım olmaz. Ölüye saygı olur. Yas hakkı vardır. Dünyanın her yerinde vardır ve bunu hiç kimse tarih boyunca bunun önüne geçememiştir, geçemez” diye konuştu.   ‘Yeni ölüm haberleri olmasın’   Barış mücadelesinin yeni ölümlerin önüne geçmek açısından daha fazla sahiplenilmesi gerektiğini vurgulayan Meral Danış Beştaş, “Biz tam da bu dönemde yeni ölüm haberlerinin olmaması için barış mücadelesine, barışı kazanma fikrine daha fazla asılmalıyız. Daha çok çalışmalıyız diye bu günleri yaşıyoruz” ifadelerini kullandı. Konuşmasının sonunda Kürtçe seslenen Meral Danış Beştaş, Kürt halkına ve tüm halklara barış, özgürlük ve kardeşlik dileklerini iletti.