Akademide tacize karşı mücadeleye ‘norm kadro’ tasfiyesi 2026-09-02 09:02:10   Melike Aydın    İSTANBUL - İstanbul Arel Üniversitesi’nde öğrencilerin bir akademisyen hakkındaki cinsel taciz iddialarını rektörlüğe taşıyan Dr. Feryal Saygılıgil ve Dr. Nur Tuğçe Biga, aylarca mobbing ve soruşturmalara maruz kaldıklarını belirterek işten çıkarılmalarının sistematik bir tasfiye olduğunu söyledi.   İstanbul Arel Üniversitesi’nde 14 yıldır görev yapan Sosyoloji Bölüm Başkanı Dr. Feryal Saygılıgil ve 11 yıldır çalışan Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası MYK Üyesi Dr. Nur Tuğçe Biga, "norm kadro fazlası" ve "bölüm kapatılması" gibi hukuki dayanaktan yoksun gerekçelerle işten çıkarıldı. Kampüsteki erkek bir akademisyenin öğrencilere yönelik cinsel taciz iddialarına karşı duran, konuyu rektörlüğe taşıdıkları için 8 aydır ağır mobbing ve soruşturmalara maruz kalan akademisyenler, yaşananların kişisel değil sistemik bir tasfiye olduğunu belirtti.    Akademinin ticarethaneye dönüştürüldüğünü, kadın emeğinin ucuz iş gücü olarak yaygınlaştırıldığını ve eleştirel sosyal bilimlerin tasfiye edilmek istendiğini vurgulayan Feryal Saygılıgil ve Tuğçe Biga, vakıf üniversitelerindeki bu baskı ve güvencesizlik rejimine karşı tek çarenin örgütlü mücadele ve feminist dayanışma olduğunu ifade etti.    Akademide güvencesizlik ve ihraç baskısı   İstanbul Arel Üniversitesi’nde 14 yıldır görev yapan ve gerekçesiz şekilde işten çıkarılan akademisyen Feryal Saygılıgil, yaşadıklarının patriyarkaya iyi bir örnek olduğunu belirtti. Feryal Saygılıgil, “Her yıl ‘Patriyarkal kapitalizm bu sene haziranda kimi işten çıkartacak?’ korkusunu yaşıyoruz. Bunu söylemekten de imtina etmemek gerekiyor. En temel hak olan, Evrensel İnsan Hakları Beyannamesi’nde geçen çalışma hakkın elinden alınıyor aslında. Bunu öyle bir zamanda, haziranda alıyorlar ki yeni iş bulma olanağın hemen hemen bir yıl süresince yok gibi. Çünkü genelde vakıflarda bu iş ilanları mayısta başlar” diye belirtti.   ‘Taciz failinin uzaklaştırılmasından sonra baskı arttı’   Kadın Çalışmaları Kulübü’nün danışman hocası olarak feminist öğrencilerle birlikte sürdürdükleri mücadelenin engellenmek istendiğini belirten Feryal Saygılıgil, İletişim Yayınları’ndan çıkan ‘Feminizm’ cildinin yazarı olarak okulda etkinlik yapmasına izin verilmediğini ifade etti. Feryal Saygılıgil, “Son dönemde yaşadığım ise öğrencilerin tacizci olduğunu iddia ettikleri bir hocanın işine son verilmesi, okuldan gönderilmesi için kıran kırana bir mücadele vermem aslında. Yönetimde bulunan erkekler hep önüme çeşitli aşamalarda engel koydular. Bu, dekanlık süreciyle başladı. Belki bölüm başkanı olmasam bunu bile yapamayacaktım. Dekanlık üstünü kapatmaya çalıştı, sonrasında bana yönelik mobbing arttı” diye ifade etti.   ‘Soruşturmalara karşı birlikte mücadele ettik’   Baskı ve mobbing süreçlerine karşı feminist mücadele içindeki kadınlarla birlikte direndiklerini vurgulayan Feryal Saygılıgil, “İşten yıldırma ve mobbing süreci büyük bir hızla başladı. Aslında bu süreçte de Tuğçe’yle birlikte bununla ilgili mücadele veriyorduk. Bana meslekten ihracım için soruşturma açıldı, yani bu çok ciddi bir soruşturmaydı. Bir şekilde güçlü bir savunma yaptık, Tuğçe Biga avukatımdı. Onunla birlikte savunmaya girdik. Ekleriyle birlikte 60 sayfalık bir savunma vermiş oldum ve oradan bana kınama cezası verdiler. Şimdi bu kınamanın da kaldırılması için dava sürecindeyiz aslında. Bu çok ağır bir şey. Biz burada, bir yandan Tuğçe ile de konuşuyoruz, haysiyet mücadelesi veriyoruz. Çünkü bu taciz iddiası meselesinde bana hiçbir açıklamada bulunulmaması, yokmuşum gibi davranılması, görmezden gelinmem, bana kötü davranılması ve beni savunmaya kalkan arkadaşlara ‘Onun yüzünden kendinizi ateşe atmayın’ gibi laflar edilmesi… Bunlar son derece manidar” şeklinde konuştu.   ‘Norm kadro’ ile ucuz kadın emeği yaratımı   İşten çıkarılanların çoğunun kadın akademisyenler olduğunu ve emeğin ucuzlatıldığını belirten Feryal Saygılıgil, bu nedenle feminist dayanışmaya her zamankinden fazla ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Feryal Saygılıgil, “Arel Üniversitesi’nde deneyimli kadın akademisyenler tasfiye edilerek yerlerine kısmi zamanlı ve düşük ücretli genç kadın akademisyenler getiriliyor. Bu, güvencesizlik, kırılganlık demek. Zaten artık son dönemlerde kadınların ucuz iş gücü olarak görülmesi, ücretli kadın emeği üzerine konuştuğumuz şeyler akademilerde de süregelmeye başladı. Bir ‘norm kadro’ yalanı var. Norm kadro bahanesiyle kadrolu hocalar işten çıkartılıyor. Genç, çalışmaya muhtaç, geçinmek zorunda olan yeni mezunları çekiyorlar ve gerçekten düşük ücretlerle, ders saati 300 lira, 500 lira olan koşullarda çalıştırıyorlar. Bu güvencesizlik, normalmiş, zaten normal olabilecek bir şeymiş gibi yaşanmaya başlıyor. İşte buna dur demek lazım” sözlerini kullandı.     ‘Sosyal bilimler tasfiye edilip piyasacı bölümler açılıyor’   Sosyal bilimlerin üniversitelerden adım adım çekildiğine dikkat çeken Feryal Saygılıgil; sosyoloji, Türk Dili ve Edebiyatı, gazetecilik, tarih, felsefe gibi “olmazsa olmaz” denen disiplinlerin artık üniversitelerde günbegün kapatıldığını kaydetti. Feryal Saygılıgil, “Onun yerine yapay zekâ ağırlıklı, dijital yapay zekâ, mühendisliğin çeşitli alanları, saç tasarımı gibi bölümler açılmaya başlanıyor. Yani para kazandırma meselesi. Oysa bazı bölümler prestij bölümleridir ve bunlardan vazgeçmezsin. Eleştirel düşünme, ezberi bozma, öğrenciyle birlikte düşünme, alan açma ve derinleşme bizim yapmaya çalıştığımız şeydir” diye belirtti.    ‘İnsanları işten çıkararak nasıl iyi insan yetiştireceksiniz?’   Mezuniyet törenlerinde yönetimlerin dile getirdiği söylemler ile uygulamalar arasındaki çelişkiye değinen Feryal Saygılıgil, “Bizim mezuniyet töreninde yöneticilerden bir tanesi, ‘Bizim bütün hedefimiz iyi insanlar yetiştirmek’ demişti. Bunu söyleyince içim acıdı çünkü bir gerçekliği yok. Bu kadar insanı işten çıkartarak nasıl iyi insan yetiştiriyorsun? İyi insan yetiştirmeye çalışanların işine son veriyorsun aslında. Basın açıklamamızın vakıf üniversitesi çalışanlarıyla dolup taşması gerekiyordu. Bu, gerçekten bizim için bir yanıyla hayal kırıklığı” dedi.    ‘Birlikte mücadele etmekten başka yol yok’   Akademisyenlerin atomize edilerek yalnızlaştırılmak istendiğini belirten Feryal Saygılıgil, “O kadar yalnızlaştırılıyoruz, atomize ediliyoruz ki tek tek bireylerle uğraşıyorlar ve insanlar korkuyor. Akademisyenlerin böyle bir korkusu var ama bugün bize olan, önümüzdeki yıl onlara olacak. Onun için bu hepimizin mücadelesi. Biz gerçekten şimdiye kadar feminist arkadaşlarımızın dayanışmasıyla, sendikamızın ve feministlerin omuz vermesiyle bu süreci yürüttük” ifadelerine yer verdi.    ‘Akademi özgür düşüncenin engelsiz ifade edildiği alan olmalı’   Özgür bir akademinin niteliğine değinen Feryal Saygılıgil, “Özgür düşüncenin hiçbir engelle karşılaşmadığı, akademinin her daim, derse girdiğiniz anda dönüştüğünüz, dönüştürdüğünüz bir alana açık olması gerekir. Yani bütün bu ezber düşüncelerden uzaklaştığınız, doğru argümanları kullanarak düşüncenizi ifade edebildiğiniz; korkmadan, çekinmeden her türlü düşünceyi dile getirdiğiniz ve o düşüncelerle birlikte derinleştiğiniz bir yer olmalı akademi. Sokakla akademi benim açımdan da Tuğçe açısından da farklı değil. Biz sokaktan besleniyoruz. Ben sosyolojideyim; alanımız sokak, feminist hareket, kentsel dönüşüm. Ben kent sosyolojisi, klasik sosyoloji dersleri veriyorum; orada Marx okutuyorum. Bütün bu alan, toplum, neler olup bittiği, siyaset derste tartışılıyor. Akademi sadece PowerPoint ile dersi anlatıp çıktığın bir yer olamaz” diye belirtti.   ‘Kampüsler öğrenciler ve hocalar için güvensiz hâle geldi’   Üniversitenin ve akademinin özgürlükçü niteliğine sahip çıkmaktan vazgeçmeyeceklerini vurgulayan Feryal Saygılıgil, “Yorucu bir süreç ama biz üniversitenin üniversite olduğu, özgürlükçü düşünceye sahip çıktığımız inancımızdan, umudumuzdan hiçbir şekilde vazgeçmeden devam edeceğiz; başka bir şansımız yok zaten. Üniversiteler, kampüsler gitgide öğrenciler, hocalar ve idari kadro açısından güvensiz hâle geldi. Artuklu Üniversitesi’ndeki genç kadın öğrencinin intihar olayını biliyoruz, Rojin yine bizi üzen meselelerden biri. Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi’ndeki hocanın durumunu üzülerek öğrendik. İşte bunların ifşa edilmesi, üzerine gidilmesi gerekiyor” şeklinde konuştu.     ‘Taciz politik bir meseledir, korkmamak gerekiyor’   Üniversitelerde yaşanan tacizlere karşı yürütülen mücadelenin politik niteliğine değinen Feryal Saygılıgil, “Şu dönemde, birkaç hoca bizimle iletişime geçip yaşadıkları taciz olayını anlattı. Bu çok önemliydi. Konuşmak bile iyi gelen bir durum. Onlar için de mücadele edeceğimizi dile getirdik. Günün birinde bir arada olacağımızı biliyoruz. Ama bize ulaşmaları bile çok büyük bir adımdı aslında. Korkmamak gerekiyor” dedi. Yaşananların kişisel değil, sistemik bir sorun olduğunu ifade eden Feryal Saygılıgil, “Yaşanan bu tacizler, kampüs içerisinde politik bir mesele; hepimizin başına gelebilir. O erkek hocanın utanması gerekiyor. Onun işten çıkarılması gerekiyor, bizim değil” sözlerini kullandı.    ‘Norm kadro gerekçesi hukuken şaibeli’    İşten çıkarmalara ilişkin hukuki sürecin ve akademideki örgütlenme ihtiyacının altını çizen Nur Tuğçe Biga ise “İşten çıkartıldıktan hemen sonra yürütmeyi durdurma davası açtık. Biz 2547 sayılı Kanun’a tabiyiz ve YÖK tarafından atanıyoruz. Dolayısıyla bir patronun ‘norm kadro fazlası’ diyerek çıkarma hakkı yok” dedi.   ‘Hukuki mücadelenin yanında örgütlülük şart’   Sürecin hukuki bir mücadeleden ibaret olmadığını ve sendikal örgütlenmenin de gerekli olduğunu belirten Nur Tuğçe Biga, “Özel Sektör Öğretmenleri Sendikası’nda yürütme kurulundayım. Bu süreçleri ancak örgütlülük durdurabilir. Geçen sene sendika üyesi bir hocamız davayı kazandı, döndü fakat şimdi tekrar çıkartıldı. Demek ki orada bir örgütlülük ve ona karşı mücadele edecek bir güç lazım. Çekinceleri ancak birlikte üzerine giderek aşabiliriz; geride durarak değil. Daha da büyüyecek, örgütlenerek güçleneceğiz” diye belirtti.   ‘Mücadele ettikçe patronlar çekinecek’   Sendika üyeliğinin gizliliği ve görünür mücadelenin etkisine değinen Nur Tuğçe Biga, “Sendikanın hesaplarından yaptığımız açıklamalardan bile geri adımlar attırdığımız çok mevzu oldu. Bu engelleri aşabilmenin yolu üzerine gitmek, korkmamak ve mücadeleyi sürdürmek” diye ifade etti.   ‘Vakıf üniversiteleri tamamen ticarethaneye dönüştü’   Üniversitelerin özgür düşünce mekânı olmaktan çıkarıldığını söyleyen Nur Tuğçe Biga, “Eleştirel düşünce, özgür düşünce üniversitenindir ancak şu an üniversiteler, üniversite gibi değil. Devlet üniversiteleri de öyle. Ki biz kamusal eğitimi, parasız eğitimi yıllarca savunduk, hâlâ da savunuyoruz. Fakat vakıf üniversiteleri, yasada ‘kazanç amacı güdemez’ denmesine rağmen tamamen buna dönüşmüş durumda. Ben üniversitelerin strateji toplantısına katıldım; orada tek konuştuğumuz konu mali hesaplar ve giderlerdi. ‘Bu bölüm ne kadar kâr ediyor? Bu bölüm kâr etmiyorsa kapatalım’ deniyor, eğitime dair hiçbir şey konuşulmuyor” şeklinde konuştu.   ‘Üniversitelerde yönetimlerin atanma biçimi demokratik değil’   Üniversitelerde rektör ve idari kadroların belirlenme süreçlerindeki antidemokratik uygulamalara dikkat çeken Nur Tuğçe Biga, “Üniversitelerin bölüm başkanları, dekanları ya da rektörleri nasıl seçiliyor bugün? Vakıf üniversitelerinde mütevelli heyeti başkanı canı isterse onu rektör yapıyor, istemezse yapmıyor ki bu, Cumhurbaşkanlığı onayıyla oluyor. Devlet üniversitelerinde keza artık seçim yok, hiçbir şey yok. Üç tane isim belirleniyor, Cumhurbaşkanı bir tanesini atıyor” diye ifade etti.   ‘Yaşananlar kadın çalışmalarına ve feminist politikaya yönelik saldırıdır’   Kadın İstihdamı Dayanışma Derneği’nden ve Feryal Saygılıgil’in öğrencisi olan Sare Öztürk de “Arel Üniversitesi’ne gitme sebeplerimden biri feminist bir hoca ile çalışmaktı. O günden bugüne yollarımız ayrılmadı; ilk başta hocamdı, hâlâ hocam ama bir yandan da feminist yol arkadaşım. Yaşanan bu hukuksuzluk dönemi, Feryal Hoca özelinde bütün akademiye sirayet etmiş bir süreç. Bunu kadın çalışmalarına, LGBTİ+’lara ve feminist politikaya yönelik saldırıların bir parçası olarak değerlendiriyorum. Toplumsal cinsiyet eşitliği derslerine ve kadın topluluklarına yönelik baskıların bir uzantısı bu” sözlerini kullandı.    ‘Öğrenciyim, müşteri değilim; tasfiyeler politik bir karardır’   Vakıf üniversitelerinin ticarethaneye dönüştürüldüğünü dile getiren Sare Öztürk, “Öğrenci olduğumun altını çiziyorum ve ben müşteri değilim. Orayı akademi yapan, oradaki hocalar ve öğrencilerdir. Dolayısıyla bunların içi boşaltıldığında geriye akademiden ya da üniversiteden hiçbir şey kalmayacak. Yaşananların politik bir karar olduğunun altını çizmek istiyorum ve herkesi dayanışmaya çağırıyorum. Öfkeyi diri tutmanın önemli olduğunu düşünüyorum. Beykent Üniversitesi gibi farklı üniversitelerde de peyderpey işten çıkarmalar yaşandı, bunların ardı arkası kesilmeyecek” diye konuştu.