Karin Brunzell: Geriye dönmeyeceğiz, daha ileri gideceğiz 2026-09-04 15:11:00   ANKARA - KESK’in 3’üncü Kadın Kurultayı’nda konuşan İsveç Kamu Çalışanları Sendikası Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Karin Brunzell, ekonomik eşitlik ile kadın özgürlüğü arasındaki bağa dikkat çekerek, “Kadınların özgürlüğü demokrasidir” dedi.   Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu’nun (KESK) “Mirasımız direniş, sözümüz mücadele” şiarıyla düzenlediği 3’üncü Kadın Kurultayı, Ankara’nın Yenimahalle ilçesinde başladı. Uluslararası sendikaların üyeleri ve temsilcileri ile sivil toplum örgütleri, siyasi parti temsilcileri ve çok sayıda kadının katıldığı kurultayda, açılış konuşmalarının ardından video mesajlar paylaşıldı. Kurultayda söz alan İsveç Kamu Çalışanları Sendikası Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Karin Brunzell, kadınların eşitlik, ekonomik bağımsızlık ve örgütlenme mücadelesine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   ‘Açığa çıkanlar siyasi tercihlerin sonucudur’   Eşitliğin artık bir “sabır meselesi” olarak ele alınamayacağını belirten Karin Brunzell, kadınların kuşaklar boyunca ücret ve emeklilikte eşitlik için beklediğini söyledi. Karin Brunzell, “Uzun bir çalışma hayatının ardından milyonlarca kadın hâlâ aynı gerçekle karşılaşıyor. Biz de aynı ölçüde çalıştık ama daha azını aldık. Daha az ücret, daha az güvence, kendi hayatımızı şekillendirmek için daha az özgürlük. Bu bir tesadüf değil. Bu, çok uzun süredir varlığını sürdürmesine izin verdiğimiz siyasi tercihlerin ve ekonomik yapıların sonucudur” dedi.   ‘Bireysel değil, yapısaldır’   Kadınların eşitlik mücadelesinin demokrasi, hukukun üstünlüğü ve ekonomik adalet mücadelesinden ayrı düşünülemeyeceğini vurgulayan Karin Brunzell, güçlü bir sosyal devletin kadınların özgürlüğü açısından belirleyici olduğuna dikkat çekti. Karin Brunzell, “Güçlü bir sosyal devlet kadınların özgürlüğü açısından önemlidir. Bakım hizmetlerinde kesintiye gidildiğinde bakım ihtiyacı ortadan kalkmaz. Yapılan iş yalnızca yer değiştirir. Ücretli emekten ücretsiz emeğe, toplumdan yeniden aileye ve çoğunlukla kadınların omuzlarına aktarılır. Sonra da buna ‘kadının tercihi’ deriz. Fakat milyonlarca kadın kuşaklar boyunca aynı sözde tercihi yapmak zorunda kalıyorsa bu yalnızca bireysel değildir, yapısaldır. Yapılar ise politiktir” diye konuştu.   ‘Ekonomik eşitlik özgürlüktür’   Ekonomik bağımsızlığın kadınların yaşamları üzerinde söz sahibi olabilmelerinin temel koşullarından biri olduğunu söyleyen Karin Brunzell, “Ekonomik eşitlik özgürlükle ilgilidir. Para size kötü bir ilişkiden ayrılabilme, kendinize ait bir eve sahip olabilme, ‘hayır’ diyebilme ve yaşlandığınızda kendinizi güvende hissedebilme imkânı verir. Bugün çoğu zaman öfkemizi birbirimize, göçmenlere, azınlıklara, işsizlere ya da kamu çalışanlarına yöneltmemiz teşvik ediliyor. Bize yana bakmamız söyleniyor. Oysa bazen yukarı bakmamız gerekir. Ekonomik güç demokratik güçten daha güçlü hâle geldiğinde ne olur? Muazzam mali kaynaklara sahip bir şirket, kolektif eylemi zayıflatmak için parasını kullanabilir. Örgütlenme tam da bu nedenle önemlidir. Tek başına duran bir işçinin gücü çok azdır. İşçiler yan yana geldiğinde ise kolektif bir güce sahip olurlar. Örgütlenme güç yarattığı için de her zaman onu zayıflatmaya çalışan güçler olacaktır” diye belirtti.   ‘Şiddet özel bir mesele değildir’   Örgütlenme ve ifade özgürlüğüne işaret eden Karin Brunzell, “Örgütlenmek geçiminizi kaybetmenize yol açabiliyorsa örgütlenme hakkının anlamı çok azdır. Eleştirmek özgürlüğünüzü kaybetmenize yol açabiliyorsa ifade özgürlüğünün anlamı çok azdır. Kadınlar kendilerini koruması gereken kurumlara güvenemiyorsa kadın haklarının da anlamı çok azdır. Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmesi de bu nedenle önemlidir. Kadına yönelik şiddet özel bir mesele değildir. Kendi evinde korku içinde yaşayan bir kadın özgür değildir. Kadınların mücadelesi, sendikal mücadeikal mücadele ve hukukun üstünlüğü birbiriyle bağlantılıdır” dedi.   ‘Geriye gitmeyeceğiz’   Dünyanın birçok yerinde kadın haklarına yönelik bir geriye gidiş yaşandığını ifade eden Karin Brunzell, eşitlik ve feminizmin “fazla ileri gittiği” yönündeki söylemleri eleştirdi. Karin Brunzell, “Bugün dünyanın birçok yerinde kadın haklarına yönelik bir geriye gidiş yaşanırken bu dayanışma daha da önemlidir. Bize eşitliğin çok ileri gittiği, feminizmin çok ileri gittiği, geleneksel değerlere geri dönmemiz gerektiği söyleniyor. Ama neye geri dönelim? Ekonomik bağımlılığa mı? Ev içindeki şiddetin özel mesele sayıldığı günlere mi? Kadınların yaptığı için kadın emeğinin daha değersiz görüldüğü bir çalışma hayatına mı? Hayır. Geriye gitmeyeceğiz. Dünün kazanımlarını savunmakla yetinmemeliyiz. Daha ileri gitmeliyiz. Bir kadın 40 yıl boyunca çalışıp emekli olduğunda yoksulluğa ya da ekonomik bağımlılığa mahkûm olmamalı. Çocuk sahibi olmak, bir kadının hayatının geri kalanında taşıyacağı ekonomik bir cezaya dönüşmemeli” diye konuştu.   ‘Eşitsizliği daha ne kadar kabul edeceğiz?’   Tarihteki demokratik kazanımların örgütlü mücadele sonucunda elde edildiğini vurgulayan Karin Brunzell, konuşmasını şöyle tamamladı: “Neredeyse bütün büyük demokratik reformlara bir zamanlar ‘gerçekçi değil’ denildi; ta ki insanlar örgütlenip onları gerçeğe dönüştürene kadar. İşçi hareketinin tarihi budur. Kadın hareketinin tarihi budur. Demokrasinin tarihi budur. O hâlde belki de artık ‘Eşitlik ne kadar zaman alacak?’ diye sormayı bırakmalıyız. Bunun yerine ‘Eşitsizliği daha ne kadar kabul etmeye hazırız?’ diye sormalıyız. Kadınların özgürlüğü demokrasidir. İşçilerin özgürlüğü demokrasidir. Ekonomik adalet demokrasidir. Hukukun üstünlüğü demokrasidir. Demokrasi hepimize aittir; aksi hâlde demokrasi değildir.”