‘Toplumsal çürümeye karşı adım atılması gerekiyor’ 2026-09-19 09:05:42   Büşra Turan   AGIRÎ - Kentteki toplumsal çürümenin derin sosyoekonomik nedenlere dayandığını belirten Sosyolog Zana Kaya, işsizlik, göç ve eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin özellikle gençleri ve kadınları sosyal yaşamdan kopararak gelecek umudunu zayıflattığını söyledi.   Kürdistan kentlerinde derinleşen ekonomik kriz, istihdamsızlık ve nitelikli hizmet yoksunluğu, toplumsal ve sosyal yapıda büyük tahribatlara yol açıyor. Yatırım eksikliğine bağlı olarak gelişen yoğun göç ve eğitimdeki niteliksizlik, bölgede başta kadınlar ve gençler olmak üzere toplumsal yaşamı doğrudan etkileyen bir çürümeyi beraberinde getiriyor.   Sosyolog Zana Kaya, toplumsal çürümenin arkasındaki temel etkenleri anlattı.   Agirî özelinde toplumsal çürümenin ekonomik, sosyal, kültürel ve psikolojik birçok faktörün birleşimiyle ortaya çıktığını belirten Zana Kaya, özellikle işsizlik, göç ve eğitimdeki fırsat eşitsizliğinin gençleri ve kadınları sosyal yaşamdan uzaklaştırdığını söyledi. Zana Kaya, “Ağrı’nın sürekli göç vermesi, özellikle genç nüfusun azalmasına, çalışma potansiyelinin zayıflamasına ve yaşlı nüfusun artmasına neden oluyor. Ağrı açısından baktığımızda işsizlik oranlarının yüksek olması, gençlerin sürekli başka kentlere göç etmesine neden oluyor. Bunun temel sebeplerinden biri de sanayinin ve özel sektörün yeterince gelişmemiş olması. Özellikle eğitimli gençlerin kent dışına gitmesi ve yatırım yapabilecek ekonomik güce sahip kişilerin göçüyle birlikte eğitimdeki eşitsizlik de önemli bir sorun olarak karşımıza çıkıyor. Okulların sayısının ve eğitim olanaklarının yetersiz olması, öğretmen eksiklikleri ve eğitim hizmetlerinin niteliğindeki sorunlar, gençlerin eğitime olan ilgisini de azaltıyor. Sosyoekonomik koşulların zayıf olması nedeniyle erken yaşta çalışmaya başlayan gençlerin eğitimden kopması da toplumsal çürümenin temel sorunlarından biri. Bütün bu etkenler birbirini besleyerek gençlerin gelecek umudunu zayıflatıyor ve kentteki sosyal yapıyı doğrudan etkiliyor” dedi.   'Çürüme yıkım hâline dönüştü'   Toplumsal çürümenin günlük yaşamda küçük ancak yaygınlaşan davranışlarla kendini gösterdiğini ifade eden Zana Kaya, şöyle devam etti: “Çünkü toplumun güven ilişkileri günlük pratiklerle ortaya çıkar. Bunun beraberinde güvensizliğin getirdiği hak yeme, empati eksikliği ve şiddetin, kaba dilin artması, kurallara uymama alışkanlığı, bu da toplumsal çürüme üzerinde bir yıkım hâline dönüştü. Özellikle bunun örnekleri son zamanlarda trafik magandalarının çoğalmasıyla ve beraberinde güven duygusunun kaybolması. Ahlaki değerlerin çıkarlarla ölçülmesi. Bu karaktere bağlı değil de çıkar, menfaat doğrultusunda iş olanağı sunmak. En önemli nokta Ağrı’da dayanışma kültürü, misafirperverlik ve aile bağları hâlâ çok kuvvetli olduğu için bu derin çürüme yavaş yavaş görünür hâle gelecek.”   Aile yapısının etkisi   Aile kurumunun toplumsal çürüme açısından en önemli kurumlardan biri olduğunu söyleyen Zana Kaya, “Toplum aile ile vardır. Eğer bir toplumda aile kurumu sarsılıyorsa ve zarar görüyorsa toplumsal çürümenin çok büyük etkileri, enkazları oluşur. Çünkü aile kurumundaki aile bağları beraberinde komşuluk ve mahalle bağlarını oluşturur. Bu da toplumun mahalle ilişkileri mekanizmasında önemli bir rol oynuyor. Toplum her zaman değişir, dönüşür, yenilenir fakat ailenin burada en önemli kurum olmasının temel sebebi, aile yapısının toplumu inşa etmesidir. Aile yapısı çok önemli. Aile yapısında ebeveyn rolü çok önemli. Biz özellikle sosyologlar olarak şunu istiyoruz: Anne ve babalar eğitilmeli, bilinçlendirilmeli. Çünkü sosyolojik kavramlarda 3 çarpı 3 vardır. Bir neslin eğitimli, kültürlü, bilinçli, değerlerine sahip çıkan, kültürünü ve tarihini iyi bilen bir nesil olması; beraberinde getirdiği yeni neslin daha sağlıklı, daha bilinçli ve daha verimli olabilmesi için anne ve baba faktörünün de bilinçli olması çok önemli. Eğitim önemli, beraberinde eğitim her şeye yetmeyebilir” diye belirtti.   ‘Toplumun bilinçlenmesi gerekiyor’   Kadınların toplumsal çürüme açısından taşıdığı role dikkat çeken Zana Kaya, “Annelere sürekli toplumda şöyle bir baskı var: Tekrar çocuk, tekrar çocuk, tekrar çocuk. Tamam, ne verebiliriz bu çocuğa? Bu çocuğa öz saygı, değerler, kültür, eğitim, sağlık, gelecek kaygısı olmadan bir yaşantı ve yaşam sürdürebilir bir hayat sunabiliyor muyuz, sunamıyor muyuz? Öncelikle toplumun bilinçlenmesi gerekiyor. Toplumsal çürümenin temel nedenlerinden bir tanesi siyasi baskılar. Siyasi baskılar ve yanlış siyasi politikalardan dolayı ailelerin çok fazla sömürülüyor olması, baskı altında kalıyor olması. Çünkü bizim bundan sonraki geleceğimizde çocuklarımız maalesef teknoloji beraberinde kayıp hezeyanlara çok maruz kalacak. Böyle bir şey istemiyoruz. Biz istiyoruz ki anneler ve babalar bakabileceği kadar çocuk dünyaya getirsin mümkünse. Bu sadece ekonomik olarak da düşünülmemelidir. Aynı zamanda annenin ruh sağlığı, psikolojik sağlığı, sosyal yaşantısı da bunun beraberinde çocuğa etkileri, kazanımları oluyor. Dolayısıyla aile yapısı sosyal çürümede en önemli etkenlerden biridir. Çünkü aile çocuğa değerlerini, komşuluk bağlarını, akraba bağlarını öğretiyorsa bu toplum iyileştirilebilir” diye konuştu.   Madde sorunu   Komşuluk ve mahalle ilişkilerinin toplumsal güven ve sosyal kontrol açısından önemini dile getiren Zana Kaya, gençlerin kötü alışkanlıklara yönelmesinin toplumsal çürümeyi derinleştirdiğini söyledi. Zana Kaya, “Mahalle bir sosyal kontrol sağlar toplum üzerinde. Çünkü herkes birbirini tanır. Özellikle komşular, akrabalar çevrilidir ve bu beraberinde güvenli bir ortam sağladığı için kötü alışkanlıkları, gençlerin eğilimlerini biraz daha azaltabilir. Çünkü son zamanlarda Ağrı’da görülen vakalardan bir tanesi uyuşturucu bağımlılığı, beraberinde sanal kumar ve bahis oyunları. Gençler artık bunu o kadar çok fazla yaşıyorlar ki sosyoekonomik problemlerden dolayı buna eğilim sağlıyorlar. Ve maalesef ki algı var: Kısa yoldan zengin olma. Hâlbuki mümkün değil. Bu gençler üzerinde kişisel gelişim adına tahribat ve beraberinde de toplumsal çürümenin en derin izlerini taşıyor. Çünkü eğer toplumda genç nüfus kötü alışkanlıklara eğilimliyse ve bunu günümüz iktidarı, belli kurallar, belli yasaklar, belli anayasalar getirip sağlayamıyorsa bu çok acı bir gerçektir ki bir ulus sorunu olmaktan çıkıp bir beka sorunu olmaya dönüşüyor. Çünkü bir ülkeyi var eden genç nüfustur. Eğer genç nüfus bilinçsiz, eğitimsiz, kültürsüz, aynı zamanda kötü alışkanlıklara eğilimi olan bir kitleye dönüşüyorsa bu ülkede kaçınılmaz son ekonomik zayıflık, iş olanaklarının olmasına rağmen yeterli sonuç alamaması kaçınılmaz. İdeolojik baskının dezavantajını da günümüz iktidarı tarafından çok fazla görebiliyoruz” diye ifade etti.   Medyanın rolü   Dijital medya ve teknoloji kullanımının toplumsal çürüme üzerinde güçlü bir etkisi olduğunu vurgulayan Zana Kaya, genç nüfus üzerindeki olumlu ve olumsuz etkilerin birlikte değerlendirilmesi gerektiğini dile getirdi. Zana Kaya, “Çünkü sosyal medya ve teknolojiyi iki faktör adı altında değerlendirebiliriz. Bir olumlu, bir de olumsuz. Genç nüfus üzerinde değerlendirirsek, genç nüfusun olumsuz yönleri işte teşhircilik içerikli videoları izleyip ahlaki değerlerini kaybetmesi. Beraberinde telefon kullanımının bağımlılık hâline gelmesi. Eğitime dair kopukluk oluşması. Bir de olumlu bir kitle var. Eğitim üzerinde araştırmalar yapan, kendini geliştiren, teknolojinin sunduğu kaynaklardan tarihi öğrenme gibi iki faktör altında değerlendirebiliriz. Ama en acı vakalardan bir tanesi şudur: Sorunun artık bir beka sorunu olduğunu bilip bu bilinçte iktidarın artık bazı kararlar alması gerekiyor. Türk televizyonlarında artık neredeyse bir algı politikası hâline dönüştü ve halka empozeleri çok etkili oluyor. Ağrı’daki yerel halk günlük işlerini yapar, akşam TV önüne oturur ve açıp izlediğinde özellikle aile kurumuna ciddi bir saldırı var. Çok eşliliğin, ihanetin, aldatmanın normalleştirilmesi, aynı zamanda izleyen genç kitleye, erkeğe, kadına, çocuğa beraberinde hap atan bir adamın çok normal bir şey yapmış gibi uyuşturucuya teşvikin normalleştirilmesi, beraberinde mafyatik tiplerin dizilerde özendirme yapması” dedi.   Ahlaki değerler   Dijital medya ve teknolojinin toplumsal değerler üzerindeki etkisine dikkat çeken Zana Kaya, “Bu sosyolojide temel çürüme sebeplerinden bir tanesidir. Çünkü siz eğer insanlara gerçekten bir şeyler kaybettirmek istiyorsanız ahlaki değerlerini alın. Ama birçok düşünür der ki ahlak yoksa hiçbir şey yoktur. Çünkü ahlak yoksa insanın karakteri yoktur ve iyi niyet, kötü niyet bu defa devreye girer. Bu durumda dini de iyi niyet, kötü niyet üzerinden kurabilir ve kullanabilirler. Bu da sosyal çürümede muhafazakâr kitlenin üzerinde ciddi bir etki yaratıyor. Çünkü muhafazakâr kitle biraz daha içe dönük yaşadığı için özellikle kızların okula gitmesini yasaklama hâline geliyor. Çünkü eğer okula giderse değerlerini kaybeder. Bu da kızlarımızın okula gitmemesine neden oluyor. Beraberinde komşuluk, mahalle bağlarını, özellikle aile içi bağlarını zayıflatmasına neden oluyor. Çünkü bu teknolojinin tahribatları aileler üzerinde çok fazla görünmeye başlıyor artık. İnsanlar eskiden sadece ekonomik sıkıntılarla mücadele ederken şimdi aynı zamanda bir de ruhani, psikolojik, manevi değerleriyle sınırlanır hâle geldi. Zaten yoksul bir kentte ekonominin dışında bıraktığınız tek şey manevi değerleriydi. Şimdi onlara da saldırılmaya başlandı. Bu da tamamen nasıl yapılıyor? Maalesef ki sosyal medya ve teknolojiyle yapılıyor” diye konuştu.   STÖ’lerin rolü   Zana Kaya, sivil toplum kuruluşları ve yerel yönetimlerin toplumsal çürümeyle mücadelede önemli bir etkiye sahip olduğunu dile getirerek, “Bunun örnekleri var mı? STK’nın yerel yönetimlerle beraber sürdürdüğü bazı projeleri var, hayata geçirmeyi düşündükleri. Spor alanında bir iyileştirme, gençleri en azından spora yönlendirme için Ağrı özelinde. Beraberinde belediyelerin projeleri var. Sosyal hizmetler, yoksullukla mücadele eden kitleye bir nebze olsun, hasta ve yaşlı bakımı destekleri. Gençlik merkezleri açılabilir. Kadın destek merkezleri belediyeler bünyesinde artık. Aile içi şiddeti, eşitsizliği baz alan eğitimlerle güçlendirilmeye çalışılıyor. Kültürel faaliyetler de var. Çocuklar üzerinde sinevizyon izletileri, folklor oyunları, eğlenceler ve tabii ki çevre ile ilgili en büyük sorunlardan bir tanesi yeşil alanın yetersiz olması. Bunun için de iyileştirmeler bir buçuk yıla yakındır yapılmaya başladı Ağrı için. Beraberinde yerel yönetimler çok iyi planlama yaparsa toplumsal çürüme üzerinde etki ve yetkiye sahiptir. Çünkü belediyeler halk üzerinde sürekli iç içe alan kurumlardır. Halkın arz ve talepleri doğrultusunda işleyiş gösteren kurumlardır. Bu biraz daha belki mahallelerle alakalı dönüştürülerek daha bilinçli, örneğin sosyologlar, psikologlar her mahalleye birer tane verilirse iyileştirme söz konusu olabilir. Çünkü sosyologlar toplumun yapı taşlarını oluşturuyorlar ve merkezde inşa ederlerse genç nüfusu, beraberinde orta yaş nüfusu etkileyeceğini düşünüyoruz. Bu sosyal çürümeyi azaltabilir” dedi.    Toplumsal çürüme nasıl önlenir?   Toplumsal çürümenin önüne geçilebilmesi için güçlü, bilinçli, eğitimli ve kültürlü bir topluma ihtiyaç olduğuna dikkat çeken Zana Kaya, mevcut sorunlara karşı iktidarın adım atmasının artık zaruri hâle geldiğini vurguladı. Zana Kaya, “Yerel bir halk inançla, sabırla dünyanın en büyük askeri gücüne dahi ayakta kalabilir. Çünkü bazen savaşları silahlar değil, insan ruhu kazanır. Dolayısıyla bizim güçlü, bilinçli, eğitimli, kültürlü bir topluma ihtiyacımız var. Ötekileştirmek, siyasi baskılar uygulamak yerine toplumsal çürümeye bir çözüm üretmek iktidarın artık zaruri hâle gelmiştir ve adımlar atılması bekleniyor. 22 yılın sonunda iktidarın insanları getirdiği yer toplumsal çürüme oldu. Yoksulluk en sınır hâline dönüştü. Sanal kumar, bahis artık insanların geçimini sağlamak için başvurduğu yerler hâline geldi. Kadın cinayetleri çok fazlalaştı ve bunun için hiçbir şekilde bir önlem alınmıyor. Bunun için hiçbir şekilde bir yaptırım bulunmuyor. İnsanlar artık sokaklarda yürürken birbirlerine nefretle bakıyor. Bu, toplumsal çürümenin en temel duygusu. İktidar artık toplumu sürekli bir ideolojik politika üzerinden yıpratarak bu hâle getirdi. Yerel toplumlarda çok fazla görülüyor. Artık öyle oldu ki açlıktan insanlar intihar ediyor. Barış süreci adı altında insanlara umut vaat ederek yıpratılması, ama hiçbir fiili oluşumun olmaması da toplumsal çürümenin örneklerinden bir tanesidir” dedi.