Sincan Cezaevi önünde İGK kararlarına tepki: İyi niyet göremiyoruz 2026-10-05 13:00:54   ANKARA-  Sincan Cezaevi önünde  siyasi tutsakların İGK kararlarıyla tahliyelerinin engellenmesine karşı bir araya gelen kurumlar, derhal tahliyelerin sağlanması çağrısında bulunarak, “Mevcut politik süreci dahi göz önüne aldığımızda burada bir iyi niyet göremiyoruz” dedi.    Tutuklu ve Hükümlü Aileleri Hukuki ve Dayanışma Dernekleri Federasyonu (TUHAD-FED) öncülüğünde, İdare ve Gözlem Kurulu (İGK) kararlarıyla siyasi tutsakların tahliyhelerinin engellenmesine karşı her hafta düzenli olarak yapılacak eylem öncesi Sincan Cezaevi Kampüsü önünde basın açıklaması yapıldı. Açıklamaya TUHAD-FED, Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD), İnsan Hakları Derneği (İHD), Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Ankara İl Örgütü ile çok sayıda kurum ve DEM Parti Milletvekili Heval Bozdağ katıldı.    “Siyasi Tutsakların Tahliyelerinin Engellenmesine Karşı Nöbetteyiz” pankartı önünde kitle bir araya geldi. Tahliyesi engellenen kadın siyasi tutsakların fotoğrafları taşınarak “Sincan Kadın Hapishanesi’ne Ses Ver” denildi. Kitle sık sık “Siyasi tutsaklar onurumuzdur” , “Jin jiyan Azadi” sloganları atıldı. Basın açıklamasını TUHAD-FED adına Sihan Aydınkaya okudu.   8 kadın tutsağın tahliyesine engel    Sihan Aydınkaya, bugün arkadaşlarını karşılamak, tahliyelerini kutlamak için burada bulunmaları gerekirken, keyfi gerekçelerle tahliyelerin engellenmesini protesto etmek için burada olduklarını belirtti. Sihan Aydınkaya, “2021 yılından bu yana onlarca politik kadın tutsağın tahliyesi, İdare ve Gözlem Kurulları tarafından çeşitli gerekçelerle engellenmiş; koşullu salıverilme hakkından yararlanmak istisnai bir durum haline gelirken, kadın tutsakların büyük çoğunluğu bu hakkı kullanamadan ceza sürelerini tamamlayarak ancak bihakkın tahliye edilebilmiştir. Böylece koşullu salıverilme, yasal bir hak olmaktan çıkarılarak fiilen uygulanmayan bir istisnaya dönüştürülmüştür. Bugün Sincan Kadın Kapalı Cezaevi’nde en az 8 kadın tutsağın tahliyesi halen engellenmektedir. Nedime Yaklav’ın tahliyesi 6 kez ertelenirken; Hicran Binici ve Nuriye Adet’in 5 kez, Devrim Adet’in 5 kez, Melike Göksü ve Emine Abiş’in 3 kez, Fatma Aslan’ın 3 kez, Zeliha Ustabaş’ın 4 kez ve Pınar Tikit’in 2 kez tahliyesi engellenmiştir” diye belirtti.   ‘Mahkeme kararları İGK eliyle yeniden yazılıyor’   İGK’ler eliyle siyasi tutsakların özgürlüklerinin ellerinden alındığını söyleyen Sihan Aydınkaya, “Daha da vahimi,  aralarında ağır hasta olanların da bulunduğu bazı tutsakların 20, 25, hatta 30 yılı aşkın süre cezaevinde tutulduktan sonra tahliyeleri engellenmekte; infazları ikinci, üçüncü, hatta altıncı ve yedinci kez ertelenebilmektedir. Otuz yılını cezaevinde geçirmiş bir insanın hala  ‘iyi hâl pişmanlık, kurallara uyum’ gibi son derece öznel ve siyasal yoruma açık gerekçelerle özgürlüğünden mahrum bırakılması, hukukla açıklanabilecek bir durum değildir. Bu, mahkeme kararının idari bir kurul eliyle fiilen yeniden yazılmasıdır. İdare ve Gözlem Kurulları, politik tutsaklar bakımından ikinci bir cezalandırma mekanizmasına dönüşmüştür. Mahkemenin verdiği hapis cezası yetmiyor; yıllarca cezaevinde tutulmuş tutsaklar, cezalarını tamamlamalarına rağmen bu kez kurul kararlarıyla yeniden cezalandırılıyor. Üstelik bu kararlar soyut değerlendirmelere, kişinin düşüncelerine, politik kimliğine, tutumuna ve yıllar önce söylediği sözlere dayandırılıyor. Böylece infazın süresi mahkeme kararıyla belirlenmiş bir ceza olmaktan çıkarılıyor; kurulun keyfi değerlendirmesine bırakılıyor” sözlerini kullandı.    Ceza adalet sistemini sorguluyoruz   “Sincan Kadın Hapishanesinde yaşananlar, bu mekanizmanın kadın politik tutsaklar bakımından nasıl sistematikleştirildiğini açıkça göstermektedir” diye devam eden Sihan Aydınkaya devamında şunları söyledi: “Bu hapishanede kadın tutsakların infazlarının defalarca ertelenmesi artık münferit kararlar olarak görülemez. Ortada süreklilik kazanmış bir uygulama vardır. Aynı kurumda, benzer gerekçelerle, benzer sonuçlar üreten bir mekanizmadan söz ediyoruz. Bir kadın otuz yıl cezaevinde tutulduktan sonra hala özgürlüğüne kavuşamıyorsa, burada yalnızca bir kurul kararını tartışmıyoruz. Ceza adalet sisteminin kendisini sorguluyoruz. Özellikle politik kadın tutsaklar bakımından ortaya çıkan bu tablo, cinsiyet boyutuyla da ele alınmalıdır. Kadınlardan yalnızca infazlarını tamamlamaları değil, politik kimliklerinden arındırılmış bir ‘makbul tutsak’ profiline dönüşmeleri beklenmektedir. Kadınların politik kimlikleri, mücadeleleri, düşünceleri ve örgütlü yaşamları yıllardır ceza hukukunun konusu haline getirilmektedir. Cezaevinde geçen uzun yılların ardından ise aynı politik kimlik, bu kez ‘iyi hal’ değerlendirmelerinin gerekçesine dönüştürülmektedir. Bu yaklaşım kabul edilemez.   Süreç varken tahliyelerin engellenmesi çelişkidir   Bir kişinin özgürlüğüne kavuşmasının koşulu düşüncelerinden vazgeçmesi, politik kimliğini inkar etmesi ya da devletin hoşuna gidecek bir tutum sergilemesi olamaz. İnfaz rejimi, siyasal düşünceleri cezalandırmanın dolaylı bir aracına dönüştürülemez. Barışın, demokratik siyasetin ve demokratik toplumun konuşulduğu; çatışmanın yerine demokratik çözüm yollarının tartışıldığı; yıllardır devam eden sorunların demokratik ve siyasal yöntemlerle çözülmesine ilişkin umutların yeniden güç kazandığı bir dönemde, politik tutsakların tahliyelerinin keyfi gerekçelerle engellenmesi ciddi bir çelişkidir. Bir yandan yeni bir toplumsal ve siyasal dönemin kurulmasından söz edilirken, diğer yandan bu sürecin en temel güven başlıklarından biri olan özgürlükler alanında eski cezalandırma politikalarının sürdürülmesi kabul edilemez. Tahliye hakkı doğmuş politik tutsakların İdare ve Gözlem Kurulları eliyle içeride tutulmaya devam edilmesi, yalnızca bireysel hak ihlali değildir. Aynı zamanda yürütülen siyasal sürece dair inatla yürütülen provakasyondur. Bizler arkadaşlarımız özgür olana kadar bu hukuksuzluğun takipçisi olacağız.”   ‘Bu bir pişmanlık dayatmasıdır’   Açıklamanın ardından söz alan DEM Parti Milletvekili Heval Bozdağ, hukuksuzluğu haykırmak için toplandıklarını söyledi. Heval Bozdağ, “Bunlar defalarca dile getirildi. İlk defa dile getirmiyoruz. Cezaevlerinde bir hukuksuzluk var. Cezaevlerinde hak ihlalleri yaşanıyor. Bugün kadın tutsaklara karşı dün hasta mahpuslar üzerinden şiddet var. Bu görünür olsun diye defalarca dile getirdik, görüşmeler yaptık. Cezaevi müdürlerine sürekli olarak raporlarımızı ilettik. Tutsakların şikayetlerini dile getirdik. Ama bakınız, kendi hukukuna dahi uymayan bir iktidar söz konusu, bir adalet sistemi söz konusu. Burada tahliye olması gerekenler 30 yıl ceza alıp bakınız, defalarca cezası uzatılan politik tutsaklardan bahsediyoruz. Bunun adı nedir? Bu bir pişmanlık dayatmasıdır. Hangi iyi halden bahsedilir? 30 yıl cezasını çekmiş, cezası bile hukuksuzken 30 yıl cezaevinde ömrünü tüketmiş bir insana bu bir insan hakkı ihlalidir, yaşam hakkı ihlalidir. Bu kabul edilemez" dedi.    ‘Bir iyi niyet göremiyoruz’   Heval Bozdağ devamında ise şunları belirtti: "Bırakalım süreci, çerçeve yasaları, bırakalım meclisten, komisyondan çıkan raporları bir kenara. Bakınız, uymak zorunda olduğumuz yasalar var. Bu ülkenin bir hukuku var. Anayasa Mahkemesi var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesini kıstas alıyor bu hukuk. Ama maalesef ki bir hukuksuzluktur yürüyüp gidiyor. Bu hukuksuzluğun adı iktidarın sistematik politikaları olmuş durumda. Biz bunu kabul etmiyoruz. Buradan iktidara, Adalet Bakanlığı'na sesleniyoruz. Bu zulümdür, haksızlıktır. Kabul edilemez. Hukuku uygulayın. Hukuksuzluklarınıza son verin. Biliyorsunuz bir çerçeve yasa söz konusu. Bir Barış ve Demokratik Toplum Süreci söz konusu. Bu sürecin gereği olarak dahi düşünüldüğünde meclisten çıkan komisyon raporu bile dikkate alındığında buradaki hukuksuzluk aşikar olarak açığa çıkıyor. Mevcut yasaları bir yana bırakıp bakınız, mevcut süreci, politik süreci dahi göz önüne aldığımızda burada bir iyi niyet göremiyoruz. Burada yapılması gereken en azından komisyon kararlarının, en azından 7. maddesinin bir gözden geçirilerek tekrardan işletilmesidir. Bakınız orada idari ve gözlem kurulları ile ilgili madde var. Kendiniz söylüyorsunuz. Komisyon raporları oylanıp meclisten yasalar çıktığında çok güçlü çıktı. Arkasında büyük destek var deniliyor. Evet var. Hepimiz destekliyoruz. Ama 7. maddede idare ve gözlem kurulları için oranın yapısına dair olan dönüştürülmesi gereken, değiştirilmesi gereken hatta idari ve gözlem kurullarının kaldırılmasının gerektiği maddeyi de onaylıyoruz. Siz de onayladınız. O zaman bu hukuksuzluk nedir? Bu kabul edilemez."