Tülay Hatimoğulları: İktidarın sorumlulukları tarihsiz vaatlere bırakılamaz 2026-10-13 12:49:34   ANKARA - DEM Parti Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde iktidara somut adım çağrısı yaparak, “Barış, tarafların üzerine düşen sorumlulukları karşılıklı yerine getirmesiyle gerçekleşir. İktidarın ve devletin sorumlulukları tarihsiz vaatlere bırakılamaz” dedi.   Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Eş Genel Başkanı Tülay Hatimoğulları, partisinin haftalık Meclis Grup Toplantısı’nda konuştu.   Türkiye’de barış sürecini konuşurken farklı bölgelere askeri yığınak yapılması için tartışmaların yürütülmesini eleştiren Tülay Hatimoğulları, “Çatışmalar, yeni çatışmaları doğurur. Müzakere ise barışı inşa eder. Öte yandan Mekke Anlaşması ile ilgili Mecliste henüz bir tartışma olmamış. Henüz Meclis komisyonuna gelmemiş. Henüz Genel Kuruldan bunun kararı çıkmamış. Yani bunun hukuki zemini henüz oluşmamış. Ve bu anlaşma gerekçe gösterilerek birçok kesim tarafından Suudi Arabistan’a Türkiye’den asker gönderilmesi konuşuluyor. Türkiye, bölgeye asker ve çatışma değil, diplomasi ve müzakere ihraç etmeli. İnsanlığı kurtaracak şey daha fazla çatışma değil, daha çok müzakere, taraflarla daha çok görüşme. Yemen’le, Suudi Arabistan’la büyük ve ciddi bir mesai tüketmek ve onları barış masasına oturtacak bir düzlem oluşturmak için Türkiye çalışmalı ve çabalamalı” dedi.   ‘Savaşlarda siviller hedefleniyor’   Suudi Arabistan’a yönelik gerçekleşen saldırılara değinen Tülay Hatimoğulları, bu saldırılarda çok sayıda kişinin katledildiğini ve yaralandığını belirtti. Tülay Hatimoğulları, “Aynı şekilde yine Suudi kesiminden Yemen’e dönük gerçekleşen çok ciddi saldırılar var. Orada da çok büyük can kayıpları ve yaralılar var. Hem Yemen hem de Suudi Arabistan’da katledilen insanları burada anıyorum. Siviller katlediliyor. Savaşlarda siviller hedefleniyor. Bunu kabul etmek mümkün değil. Ve buradan Yemen ve Suudi Arabistan halkına başsağlığı ve geçmiş olsun dileklerimizi iletiyorum. Karşılıklı saldırılardan en fazla masum siviller etkileniyor. Bu saldırılarda bedel çok büyük ve ağır. Biz bunu çok iyi bilen bir ülkeyiz. Dolayısıyla burada bizim üstlenmemiz gereken, yani Türkiye’nin üstlenmesi gereken rol, oraya asker taşımak değil. Tam tersine, müzakere ve diyalog sürecinin başlaması için Türkiye ciddi anlamda bir aracı olmalı. Bu saldırılar, Ortadoğu’da dinmeyen çatışmalara yeni bir halka eklemektedir. Taraflara saldırılara son verme çağrısı yapıyoruz ve uluslararası toplumu çatışmasızlık ve barış için daha güçlü çaba göstermeye davet ediyoruz” diye belirtti.   ‘20 milyar dolarlık vurgunu tiyatro izler gibi izlediler’   Tülay Hatimoğulları, haftalardır konuşulan ve birçok AKP milletvekilinin karıştığı fon skandalını “yüzyılın vurgunu” olarak değerlendirdi. Tülay Hatimoğulları, “Bakın, SPK 2025’in son çeyreğinde bu riski görüyor. Konu, 2 Aralık’ta Finansal İstikrar Komitesinin önüne geliyor. Dünyanın en büyük endeks sağlayıcılarından MSCI ayrıca uyarıyor. Buna rağmen önlemler alınmıyor. Ve 450.000’e yakın insan doğrudan bu fonun mağduru. Dolaylı olarak da bu fonun yarattığı krizden dolayı milyonlarca Türkiyeli yurttaşımız mağdur durumda. Bir emekli bankaya gitsin, ‘Ben kredi almak istiyorum’ desin. Kredi notuna bakılıyor. Küçücük bir kredi için birçok incelemeden geçiyorsunuz. Ama 20 milyar dolarlık vurgunu tiyatro izler gibi izlediler. İktidara sorumuz şu: Riskler biliniyor. Konu, ekonomi yönetiminin masasına kadar gelmiş ve zamanında önlenmemiş. Neden bile isteye, bu fon krizi bağıra bağıra gelirken önlenmemiş? Bu vurgun, içeriden bilgi almadan, birileri göz yummadan bu kadar büyük ölçekte olamaz. Kim kime ne söyledi? Kim hangi bilgiyi önceden paylaştı? Kim kazanırken kim kaybetti? Kamu otoritesi neyi biliyordu? Hangi iktidar yetkilisi fon şirketlerinin sahipleriyle ilişkiliydi? İşte Türkiye’de bütün yurttaşlar bu soruların yanıtlarını bekliyor” sözlerini kullandı.   ‘Sermaye, siyaset ve bürokrasi ayağı var’   Konuşmasının devamında ise Tülay Hatimoğulları şunları söyledi: “Bakın, anadilinde parasız eğitim istiyorum diyen gençler, 1 Mayıs’ta alanlara, meydanlara çıkan gençler gözaltına alınıyor. Hemen tutuklanıyor, değil mi? Telefonlarda kiminle ne konuştukları hemen açığa çıkarılıyor, belgeler hâkime, savcıya sunuluyor. Ama iktidar, bu fon vurgununda bunu yapmaktan imtina etti. Ortada organize bir suç örgütü var. Bu işin sermaye, siyaset ve bürokrasi ayağı var. Bu düzeni bu iktidar inşa etti. Bu sistem kendi kendine bu kadar karanlık bir tablo şeklinde derinleşmedi. Bir avuç insan zenginleşirken, milyonlar bir ekmeğe muhtaç bırakılırken böylesi bir sistem derinleştirildi. İşte fon vurgunu tam da bu düzenin sonucudur. İşin sorumlusu A’dan Z’ye kadar iktidarken, iktidar temsilcileri ne yapıyor? İzliyoruz ne yaptıklarını. Vurgunda adı geçen isimler için lekelenmeme hakkından bahsediyorlar. Kesinlikle sorgulanmamış, sonuçlanmamış her dosyada yargılanan kişi, kim olursa olsun, masumiyet karinesinden yararlanır ve lekelenmeme hakkına sahiptir. Ama bunu sadece iktidar yanlıları için, sadece fon vurguncuları kendilerine yakın diye söyleyemezler. Bu, bütün Türkiyeli yurttaşlar için eşit şekilde böyle görülmelidir. AKP, çözüm olarak Meclise 9 maddelik bir kanun teklifi sundu. Aslında çözümsüzlük maddeleri sundular. Bu kanun teklifine karşı DEM Parti olarak 7 temel önerimizi kamuoyuyla paylaşmak istiyorum. Birincisi, fon vurgununun tek 1 liralık maliyeti bile halka ödetilmemeli. Bununla ilgili kanun teklifine güvence konulmalı. İkincisi, fon vurguncularının yurt dışına kaçırdıkları paralar geri getirilmeli. Tamamının mal varlıkları dondurulmalı. Teklifteki ‘Para bulunursa ödeme yapılır’ mantığı bu mağduriyeti büyütür. Üçüncüsü, herhangi bir miktar sınırlaması olmadan tüm mağduriyetler giderilmeli. ‘1 milyona kadar zarar görenler’ sınırlaması keyfi bir sınırlamadır. İktidar bu vurgunla ortaya çıkan sorunu çözmek değil, yönetmek istiyor. Yurttaşın mağduriyetini gidermek hepimizin boynunun borcu.   Dördüncüsü, ödeme tarihi belirsizliğe bırakılamaz. Açık ve aleni şekilde ödeme tarihleri düzenlenmeli. Beşincisi, sorumluluk sadece şirket yöneticilerine bırakılamaz. Mecliste komisyon kurulmalı, bürokratların sorumluluğu açığa çıkarılmalı, kamunun gördüğü zarardan ve kişilerin mağduriyetinden sorumlu bütün bürokratlar ve siyasetçiler 1. dereceden maddi ve manevi sorumlu sayılmalı. Altıncısı, halkın birikimini yöneten her fonun portföyü, yöneticisi ve denetim raporu her ay kamuoyuna açıklanmalı. Yurttaş, parasının nerede olduğunu bilmeden bir daha hiçbir yere tasarruflarını yatırmak zorunda kalmamalı. Gizlilik vurguncuları, şeffaflık halkı korur. Yedincisi, Sermaye Piyasası Kurulu iktidarın değil, halkın denetçisi olmalı. Kurul üyeleri Mecliste nitelikli çoğunlukla seçilmeli ve denetim raporları Meclise sunulmalı.   İrade de transfer ediliyor   Transferden çok bahsettik bu fon kriziyle ama Türkiye’de ne yazık ki bu transfer meselesi sadece fon kriziyle sınırlı değil. Sadece cebimizdeki para değil, bu ülkede artık irade de transfer ediliyor. İktidar transfer düzeni kurdu. Ankara’da 2. Baro Başkanının demecinden de yepyeni bir şey öğrendik. Sağ olsun, bunlar 2. Baro Başkanının kendi ağzından söylediği sözler. Diyor ki: ‘Sağ olsun, bakanlık bize ayrıcalık tanıyor. 70 üyemizi hâkim, savcı yaptık.’ Alın size fon gibi patlayan bir diğer skandal. Yargıda yandaş transferi yapılıyor. Bu da bu ülkenin utanç vesikasıdır. Yurttaş kime ve neye güvenecek? Mecliste milletvekili transfer ediliyor. Yetmiyor, belediyelerde belediye başkanları da transfer ediliyor. Bu ülkenin tarihinde seçmen iradesi hiç bu kadar ucuza harcanmadı. Halka hiç bu kadar saygısızlık yapılmamıştı. Açık söylüyorum: Yıllarca kayyım atadılar. Atayamadıkları yerlerde şimdi başkanları kendi kendilerine kayyım yapıyorlar. Evet, parti değiştiren belediye başkanı, kendi kendisinin ve ona oy verenin kayyımıdır.   Sosyal hakları içeren Demokratik Cumhuriyet programı   Buradan bu konu ile ilgili 3 somut çağrı yapıyorum. Birincisi, gelin siyasi transferleri etik ve hukuki sınırlar içerisinde sınırlandıracak açık bir yasal düzenleme yapalım. Bunu engelleyelim. Bu şekilde partiye transferin ve irade gaspının önüne geçelim. Her kim partisinden istifa ediyorsa partisinin listesinden kazandığı milletvekilliğinden de belediye başkanlığından da belediye eşbaşkanlığından da meclis üyeliğinden de düşürülmelidir. İkincisi, 86 milyonun vurgunsuz bir Türkiye’ye ihtiyacı var. Büyük ekonomik suçları, yolsuzlukları ve sermaye piyasası vurgunlarını soruşturacak bağımsız, tarafsız ve uzmanlaşmış bir mahkeme ihdas edelim. Üçüncüsü, siyasetle ticaretin arasındaki bağı kesecek, bürokrasinin çıkar ve güç aracına dönüşmesini engelleyecek bir siyasi etik kanunu çıkaralım. Türkiye böyle yönetilemez. Yönetilemiyor da. Halkın oyunun da emeğinin de sahipsiz bırakılmadığı, hesabının sorulduğu, halkın doğrudan iradesinin tanındığı bir düzen elbette ki mümkündür. Çözüm reçetesi bellidir: Sosyal hakları içeren bir demokratik cumhuriyet programı. Partimiz, bu programı hayata geçirme konusundaki çalışmalarını kararlı bir şekilde devam ettirecek.   Kadın katliamları   15 Ekim, sevgili Rojin Kabaiş’in bedeninin Van Gölü’nün kenarında bulunduğu gün. Bu 2 sene boyunca aile ve kadın hareketi, ‘Bu dosya açılmalı ve failler bulunmalıdır’ dediği hâlde failler hâlâ bulunmadı. Bakın, bedeninde iki ayrı erkeğe ait DNA profili tespit edildi. Bunlar kimlere ait? Hâlâ belirlenmedi. Yapılan konuşmalar ve mesajlar çözümlensin diye telefonu binlerce kilometre dolaştı. Rojin’in ailesi, kadın hareketi durmaksızın bunun mücadelesini veriyor. Rojin’in, Gülistan Doku’nun dosyaları, tırnak içinde söylüyorum, ‘ölümü şüpheli’ yazılarak kapatılmak isteniyor. Ve biz kadınlar, bu dosyaların hiçbirinin kapanmasına asla izin vermeyeceğiz. Ve hakikatin peşinde olmaya devam edeceğiz.   Nafaka gaspı   Kadınların nafaka hakkıyla ilgili Anayasa Mahkemesinin aldığı karar, kadınları ekonomik güvenceden mahrum bırakmayı amaçlıyor. Adalet Bakanı, birkaç gün önce nafaka düzenlemesinde evlilik süresinin dikkate alınacağını açıkladı. Her yargı paketinde AKP iktidarı tarafından nafaka tartışması açılıyor. Buradan uyarıyoruz: Nafaka gaspını ‘Bir günlük evlilik, ömür boyu nafaka’ gibi yanlış bilgilerle halka anlatmaya çalışarak taraftar kazanamazsınız. Boşanma sonrası alınan ortalama yoksulluk nafakası bin 179 lira. Yanlış duymadınız. Bu kadar. Öyle bir günlük evlilik için bir ömür boyu süren, bahsettikleri gibi rakamlar da yok ortada. Kadınlar ekonomik olarak erkeklerle eşit değil. Yoksulun en yoksuludur kadınlar. Çocuğun, yaşlının, hastanın bakımını üstlenmek durumunda kalıyor evde. Evin tüm işlerini kadınlar yürütüyor. Ne yazık ki ev içi emek görülmediği için kadınların ne güvencesi var ne de bunun karşılığını alabiliyorlar. Boşanırken onlara ‘Artık kendi başınızın çaresine bakın’ diyemezsiniz. Nafaka bir lütuf değil, hayati bir haktır. Milyonlarca kadının hayatını belirleyecek bir düzenleme, bir yargı paketine sıkıştırılamaz. Kadınların hayatını belirleyecek yasayı kadınlar olmadan yapamazsınız. Nafaka tartışması ne zaman biter, biliyor musunuz? Kadınlar evlerde, sokaklarda, kamusal hayatın her alanında ve her zaman eşit, güvende ve özgür hissettiği zaman biter. Kadınların onlarca yıl süren mücadeleleri sayesinde elde ettikleri kazanımlarını budamanıza, nafaka hakkına göz dikmenize asla izin vermeyeceğiz.   İktidar ve devletin sorumlulukları tarihsiz vaatlere bırakılamaz   Barış ve Demokratik Toplum Süreci, yine Türkiye’nin en önemli ve en sıcak gündemlerinden biri. ‘Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nin neresindeyiz?’ Türkiye’nin en fazla sorduğu sorulardan birisi. Çerçeve yasa çıktı. Peki, ne zaman uygulanacak? Ve süreç nasıl ilerleyecek? Bu sorular, toplumun sorduğu temel sorular. Bunlara sorumluluklarımız kapsamında hepimizin yanıt vermesi gerekiyor. Bakın, Hareket Yönetimi, 8 Ekim’de Türkiye içindeki ve sınıra yakın bölgelerdeki bölge isimlerini vererek çekildiğini açıkladı. Bu tarihi bir adımdır ve yepyeni bir sayfadır. Barış, tarafların üzerine düşen sorumlulukları karşılıklı yerine getirmesiyle gerçekleşir. İktidarın ve devletin sorumlulukları tarihsiz vaatlere bırakılamaz.   Dün de Cumhurbaşkanı Yardımcısı Sayın Cevdet Yılmaz çeşitli açıklamalarda bulundu. Ve şöyle dedi: ‘Çerçeve yasanın uygulanması için olağan MGK toplantısını beklemeye gerek yok.’ Bizce de yaşanan bu gelişmelerle birlikte, karşılıklı adımların zemininin olağan MGK toplantı tarihi beklenmeden hazırlanması gerekiyor.   Toplum somut adım istiyor   Mersin’den gelen grubumuzla grupta sohbet ettik. Başta Barış Anneleri olmak üzere, onlar da yine Türkiye’nin her kesiminin söylediğini söyledi. Analar, ‘Neden somut adım atılmıyor? Neden kayyımlar geri çekilmedi? Neden AİHM kararları uygulanmadı ve Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ neden dışarıda değil? Neden Sayın Abdullah Öcalan için umut hakkı uygulanmıyor?’ diye soruyor. Bakın, sadece Kürt halkı değil, toplumun tamamı artık bu süreçte somut adımlar görmek istiyor. Ve biz biliriz ki hayırlı işlerde acele etmek gerek. Bakın, Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kuruluna bağlı dört alt komisyon kurulacaktı. Bunların bir an önce oluşması, sadece oluşması değil, fiilen çalışmalara başlaması son derece önemli.   Ve Sayın Öcalan’ın koordinatörü olacağı Barış ve Siyasallaşma Kurulu acilen çalışmalarına başlamalı. Sayın Bahçeli’nin ‘Siyasallaşma koordinatörlüğü İmralı’da bulunan kişinin hakkıdır’ ifadesi önemli. Süreci ilerletecek en önemli çalışmalardan biri, Barış ve Siyasallaşma Kurulunun çalışacağı siyasi, hukuki ve teknik koşulların oluşmasıdır. Bu nedenle Sayın Öcalan’ın özgür yaşayabileceği ve özgür çalışabileceği koşullar acilen sağlanmalıdır. Buradan, sizlerin huzurunda bir kez daha İmralı’ya selam ve sevgilerimizi gönderiyorum.   Meclis İzleme Kurulu hayati öneme sahiptir   Meclis Başkanı Sayın Numan Kurtulmuş’un inisiyatifiyle kurulacak Meclis İzleme Kurulu da hâlâ kurulmuş değil. Kurulacak. Peki, biz neyi bekliyoruz? Neden kurulmadı şu ana kadar? Bu kurula ilişkin de önerilerimizi burada açık ve net bir biçimde paylaşmak istiyorum. Bakın, Sayın Numan Kurtulmuş’un Mecliste temsili bulunan bütün siyasi partilerle acilen görüşmesi lazım. Zaten kendisi de yaptığı açıklamalarda böylesi görüşmelerin gerçekleşeceğini ifade etti. Bu görüşmelerde özellikle kurulun kurulma biçimi, görevi ve sorumlulukları hakkında görüş alışverişinde bulunulmalı. Kurulun kapsayıcılığı, çoğulculuğu sağlanmalı ki sürecin geniş kesimlerce daha güçlü sahiplenilmesine katkı sunsun. Bu kurulun sembolik olmaması, işlevli olması, siyasetin sorumluluğu ve süreçte oynaması gereken rol açısından hayati öneme sahiptir. Kurulun sahada gözlem yapan, süreçteki tıkanıklıkları ve gecikmeleri tespit eden, rapor hazırlayan, gerektiğinde raflarda bekletilmiş olan birçok görüşü artık ortaya çıkaran, taraflarla görüşen, yol aldıran bir pozisyonda olması, bu kurulu son derece işlevli kılacaktır.   Kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının talepleri dikkate alınmalı   Bu kurulun, Sayın Cevdet Yılmaz’ın başkanlığında kurulan Takip, Koordinasyon ve Uygulama Kuruluyla bilgi paylaşımı ve etkin istişare içinde olması son derece önemlidir. Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi Komisyonunun raporunun 6. ve 7. maddeleri, demokratikleşme açısından son derece önemli maddelerdi. Bu kurul, sürecin ve Türkiye’nin ihtiyaçlarına cevap verecek demokratikleşme yasaları için çerçeve oluşturmak üzere çalışmalar yürütmeli. Kurul, herhangi bir siyasi partinin ya da yürütmenin yönlendirmesiyle değil, kendi yetki ve sorumlulukları çerçevesinde çalışmalı. Kurul, sivil toplum örgütlerini ve demokratik kitle örgütlerini sürece katabilecek mekanizmaları oluşturmalı. Bakın, bu konuda Türkiye’de talep çok. Mutlaka bu mekanizmalar oluşturulmalı. Özellikle kadın örgütleri ve Alevi kurumlarının bu sürecin izleyeni, dinleyeni değil, masanın bir tarafı olma talepleri var ve bu talepler dikkate alınmalı.   Barış demokrasisiz düşünülemez   Bizler, sizlerin yönelttiği eleştirilerin ve değerlendirmelerin, inanın, hepsinin farkındayız. Sürecin yavaşlığının, yarattığı belirsizliklerin çok farkındayız. Bakın, 2 yıldır Türkiye’de ne bir asker ne bir gerilla cenazesi geliyor. Bu, bizim toplum olarak büyük bir mutluluk duyduğumuz bir şey. Bu, Türkiye’nin kazanımıdır. Ve bunun değerini en çok gerilla annesi, asker annesi bilir. Bunun kıymetini, bunun değerini, insani, siyasi ve toplumsal değerini 86 milyon yurttaş olarak hepimiz bilince çıkarmak durumundayız. Barış demokrasisiz düşünülemez. Bizi izleyen, dinleyen, birlikte demokratik mücadele verdiğimiz dostlarımızın, demokrasi mücadelesinin bütün neferlerinin, parçalarının, ‘Bu ülke adil ve demokratik yönetilsin’ diyen her kesimin bu sürece ilişkin bir sözü var. Barış demokrasisiz düşünülemez. Bunun ne demek olduğunu DEM Parti olarak bizler çok iyi biliyoruz. Türkiye için olmazsa olmazlar barış, demokrasi ve adalet. Baskı düzeni değişmeli ki bu topraklarda barış kalıcı olsun. Değişmeli ki hak ve adalet herkes için, ama herkes için yerini bulsun. Barış ve demokrasi isteyen bütün kesimlere buradan sesleniyorum: Süreci demokrasi mücadelesinin ayrılmaz bir parçası olarak görmek, en üst perdeden barışa sahip çıkmak hem ülkemize, toplumumuza, geleceğimize hem de bölgenin barışına çok büyük katkı sağlayacaktır.”