ROJIN’den çağrı: Gazetecilik etiğine bağlı kalarak hakikati yansıtın

  • 10:29 30 Ocak 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - ROJIN, Suriye ve Rojava’daki soykırım suçlarına ortak olan Arap ve Türkiye medyasını kınadı, uluslararası medya kuruluşlarına da gazetecilik etiğine bağlı kalarak hakikati yaşatma çağrısı yaptı.
 
Kürdistan Kadın Gazeteciler Birliği (ROJIN) Kuzey ve Doğu Suriye gündemli bir açıklama yayınladı. ROJIN, savaş çığırtkanlığı yapan, dincilik, cinsiyetçilik ve milliyetçilik argümanları ile halklar arası nefreti körükleyen, kadın düşmanlığı yapan ve böylelikle soykırım suçlarına ortak olan Arap ve Türk basınını kınadı.
 
Açıklamada şunlar belirtildi:
 
Özgür Kürt Basını ve Kürdistan Kadın Medyası olarak 6 Ocak’ta Halep ile başlayan ve Kuzey ve Doğu Suriye’nin geneline yayılan soykırım saldırılarını alanda bulunan onlarca muhabir ve basın yayın organları yoluyla takip ederek, görüntü, fotoğraf, bilgi ve belgeleri ile beraber dünya kamuoyuna ulaştırma arayışı içerisindeyiz. Bölgeden ulaşan görüntü ve belgeler sadece haber değeri taşımadığı gibi savaş suçlarını da doğrulamakta.
 
Çeteler kadınları ‘ganimet’ muamelesi yaptı 
 
Halep’te İç Savunma Güçleri üyesi Deniz Çiya’nın cenazesi HTŞ ve Türk devleti güdümündeki çeteler tarafından ‘Allahû Ekber’ sloganıyla bir binanın 3'üncü katından aşağıya atıldı. Cenazeye işkence uluslararası sözleşmelerde savaş suçu kapsamındadır. Aynı çeteler Halep’te halkı göçe zorlayarak onlarcasını kaçırdı, bazılarını katletti, evlerini ateşe verdi. Aynı çeteler 20 Ocak’ta Dêrazor bölgesinde Kadın Savunma Birlikleri (YPJ) üyesi Amara Intiqam ve Narîn Axîn isimli iki savaşçıyı kaçırdı. Kaçırılan kadınları zorla konuşturup videoya alan çeteler, her iki kadın direnişçiye ‘ganimet’ muamelesi yaptı.  Barbar çeteler, 22 Ocak’ta  Reqa’dan Kobanê’ye kaçmaya çalışan Salih ailesinin 5 ferdini, 27 Ocak’ta ise yine Reqa’dan Kobanê’ye sığınmaya çalışan Kürt Avukat Silêman ismail’i katletti.
 
Yardımlar bölgeye ulaşmıyor 
 
Bu infazlar ve savaş suçları devam ederken Rojava’nın birçok bölgesi kuşatmaya alındı.Kobanê’deki kuşatma nedeniyle su, elektrik, gıda, tıbbi ihtiyaçlar başta olmak üzere temel yaşam ihtiyaçlarına erişilemiyor. İnsani kriz giderek ağırlaşıyor. Elektrik kesintisi ve oksijen yetersizliğinden dolayı 5 çocuk Kobanê’de yaşamını yitirdi. Zorunlu göçe maruz bırakılan on binlerce kişi Kobanê ve Rojava’nın farklı bölgelerine sığındı. Sınır hatlarının kapalı olmasından dolayı toplanılan acil yardımlar da bölgeye ulaşmıyor. 
 
Arap ve Türk medyası savaş suçunun ortağı
 
Tüm bu insani kriz ve soykırım saldırıları yaşanırken Al Arabiya, Al Hadath ve Al Jazeera gibi kimi Arapça yayın yapan kanallar ile Türk havuz medyası yaşanan sivil ölümleri ve insani krizi bir zafer olarak sundu. Tıpkı çeteler gibi kadınları ‘ganimet’  ve ‘hizmetçi’ statüsünde gören ve  düşmanlaştıran Arap televizyonları cinsiyetçi kodlarla nefrete dayalı yayın yapmaktadır. Öte yandan Halep’ten başlamak üzere Kobanê’ye varan soykırım saldırılarını meşrulaştıran Türk çukur medyası mizansen yayınlar ile savaş propagandası yaparak işlenen suçların ortağı olmuştur. Halep ve Rojava’daki tüm Kürtleri terörist olarak yaftalayan çukur medya, bölgedeki tüm Kürtleri hedef olarak göstermiş, savaş, ölüm, katliam ve soykırıma alkış tutmuştur. Bu suç fiileri günlük olarak atılan gazete manşetleri, yapılan TV programları, dijital medya paylaşımları ile sabittir ve savaş suçları kapsamına girmektedir.
 
Tüm bu yıkıcı yayıncılık ile, barış ve özgürlük adına, kamu çıkarı ve demokratik değerler lehine yayın yapması gereken medyanın savaşın bir tarafı haline geldiği bir kez daha teyit edilmiştir. Militarist, milliyetçi, dinci ve cinsiyetçi bir perspektiften yayın yapan, savaş, ölüm, açlık ve yıkımı öven bu medyayı teşhir ediyor, tüm kamuoyunu bu medyayı boykot etmeye çağırıyoruz.
 
Uluslararası medyanın tercihli yayıncılığına tepki
 
Uluslararası kimi medya kuruluşları ise Rojava’da yaşananları ‘tercihli’ yayıncılık üzerinden duyurmayı esas almıştır. Bölgedeki soykırımı, sivil infazları, insani krizi, zorunlu göçü görmezden gelen uluslararası medya yaşananları ‘iki gücün arasındaki çatışma’ başlığıyla yayınlamayı tercih etti. Uluslararası basın nezdinde tek haber değeri taşıyan gündem “cezaevlerindeki tutuklu DAIŞ’lilerin akıbeti” oldu. Savaş metodu olarak kullanılan kuşatma, çocukların donarak ölmesi, kadın cenazelerine işkence edilmesi, insanların kaçırılması, kitle imha silahına dönüşen çetelerin varlığı gibi konular haber değeri olarak görülmedi. Uluslararası medyaya Basın etiğine, gazetecilik değerlerine bağlı kalmaya, hükümetlerin baskısı altında almadan gerçekleri kamuoyu ile paylaşma cesaretini göstermeye çağırıyoruz.
 
Tarafsızlık gazetecilik yapma çağrısı 
 
Kürt gazeteci meslektaşlarımız canları pahasına çatışmaların olduğu bölgelerden gerçekleri görüntü, belge, bilgi ve fotoğraflarıyla aktarıyor. Uluslararası Medyayı ‘Hakikatleri duyurma bilinci ve vicdanıyla yapılan bu gazeteciliğe saygı göstermeye, soykırım saldırılarını durduracak, kamuoyunu doğru bilgilendirecek yayıncılık yapmaya çağırıyoruz: Kuşatma altında soğuktan dolayı yaşamını yitiren çocukların haber değeri var. ‘Ganimet denilerek çeteler tarafından kaçırılan kadınlar’ın haber değeri var. ‘2015’te DAIŞ barbarlarını durdurarak dünyaya büyük zafer armağan eden Kobanê’nin haber değeri var. ‘Soykırım, açlık ve göç ile diz çöktürülmek istenen Rojava’daki Kürtler’in haber değeri var. Tüm bu gerçekleri kamuoyu ile paylaşmak uluslararası medya’nın etik, mesleki ve vicdani sorumluluğudur. Sizleri kuşatma altındaki bölgelere giderek gerçekleri birebir gözlemlemeye, tarafsız gazetecilik yapmaya davet ediyoruz.
 
Gerçekleri savunmaya devam edeceğiz 
 
1990’lı yıllardan bu yana gerçekler uğruna onlarca şehit vermiş Özgür Kürt Medyası olarak Rojava’da halkımıza dayatılan soykırım saldırılarına karşı anlık yayın yapmayı vicdani bir sorumluluk olarak görüyoruz. Gerçekleri eğip-bükmeden kamuoyu ile paylaşmaya, üstü örtülmek istenen suçları ifşa etmeye, kamuoyunu zamanında haberdar etmeye devam edeceğiz.Körüklenen dincilik, milliyetçilik, cinsiyetçilik ve militarizme karşı demokratik değerleri, ortak yaşamı ve gerçekleri savunmaya, barış dilini hatırlatmaya devam edeceğiz.“