Nafakanın sınırlandırılması tartışmaları kadına açılan savaş!

  • 09:04 16 Şubat 2026
  • Güncel
İSTANBUL - Nafaka hakkının sınırlandırılmasına dair uygulamanın gündeme getirilmesinin kadınlar üzerinde baskı oluşturmayı hedeflediğini belirten Avukat Serenay Yaman, bunu kadın haklarına savaş açmak ve kadın düşmanlığı olarak değerlendirdi. 
 
AKP iktidarının kadınların yasal kazanımlarını ortadan kaldırmaya yönelik politikaları devam ediyor. Son olarak kadınların nafaka hakkına ilişkin düzenlemeler gündeme getirilerek, kadınların nafaka alma hakkı kısıtlanıyor. 
 
İstanbul Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden Avukat Serenay Yaman konuya ilişkin değerlendirmelerde bulundu. 
 
Avukat Serenay Yaman yoksulluk nafakasına ilişkin yaygın söylemlerin gerçeği yansıtmadığını belirterek nafakanın sınırlandırılmasına yönelik tartışmanın kadınların ekonomik özgürlüğü ve kazanılmış haklarına bir baskı olduğunu belirtti. Serenay Yaman “Nafakanın kısıtlanması kadın haklarına yönelik büyük bir aslında savaş açmaktır ve kadın düşmanlığıdır” dedi. 
 
‘Mesele kadın yoksulluğu’
 
Türk Medeni Kanunu’nda düzenlenen yoksulluk nafakasının yalnızca kadınlara tanınmış bir hak olmadığını dikkat çeken Seranay Yaman, “Yoksula düşecek olan eşin diğer eşten, yine kusuru daha ağır olmamak şartıyla talep edebildiği bir nafaka türü” dedi. Kanunda iki temel şartın olduğunu dile getirdi. “Kanunda iki şart var. Birincisi kişinin yoksulluğa düşecek olmasının, ikincisi de kusurunun karşı tarafa daha ağır olmaması. Burada yoksulluğa düşecek olan kişi kadın olabilir, erkek de olabilir. Ama biz dosyalarımızda çoğunlukla kadınlar için nafaka hükmedildiğini görüyoruz. Yani buradaki asıl mesele kadın yoksulluğu. Bu tabii ki toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin bir sonucu ve konuşulması gereken asıl mesele bu. Toplumda ünlü isimler üzerinden nafakanın çok yüksek paralar olduğu yönündeki algılarla meselenin üstü örtülüyor” şeklinde değerlendirdi.
 
‘Bu ikiyüzlülük adil değil’
 
Toplumda sık sık gündeme gelen nafaka tartışmalarını ikiyüzlülüğe tekabül ettiğini ifade eden Seranay Yaman “Kadın evde otursun çocuk baksın ev işlerini yapsın diyen kesimle kadın boşanma sürecinde sonrasında nafaka almasın diyen kesim aynı kesim. Evlilik süresi boyunca kadın eve hapsediliyor ve aynı zamanda annelik rolüyle öne çıkartılmaya çalışılıyor. Yani siz bir yandan kadını eve hapsediyorsunuz evlilik süresi boyunca çalışmasın diyorsunuz kadının rolü annedir anneliktir diyorsunuz ama diğer yandan da kadın nafaka almasın diyorsunuz. Bu adil değil” ifadelerini kullandı.
 
‘Kadınların iş hayatından koparılması normalleştiriliyor’
 
Nafaka tartışmasının sürekli gündeme getirilmesini bilinçli bir siyasi tercih olduğunu ifade eden Serenay Yaman, “kutsal annelik” üzerinden kadınların iş hayatından koparılmasının normalleştirildiğini dile getirdi. Serenay Yaman, kadınların istihdam oranlarını da hatırlatarak “TÜİK'e baktığımızda istihdam oranlarına yine aynı şekilde erkeklerin yüzde 66 civarındayken kadınların yüzde 30'larda olduğunu görüyoruz. Yani iş hayatından koparılmasıyla birlikte bu tarz durumların da adil olmadığını ve hakkaniyetsiz olduğunu düşünüyorum” diye konuştu.
 
‘Nafakayı sınırlayan koşullar zaten vardı’
 
Nafakanın kamuoyunda sürekli olarak yanlış biçimde süresiz olarak konuşulduğunu belirten Serenay Yaman, yaslarda nafakanın temel koşullar sağlanırsa bittiğine dikkat çekti. Serenay Yaman, “ Yani kişinin yeniden evlenmesi evli gibi bir hayat sürmesi ya da yoksulluğun artması gibi konularda nafaka sona erebiliyor” dedi.
 
‘Nafakanın kaldırılması söylemi kadınlar üzerinde baskı aracına dönüşüyor’
 
Nafakanın bir süreyle sınırlandırılmasının kadınlar üzerinde bir baskı aracına dönüştüğünün altını çizen Serenay Yaman, “Nafaka ha kalktı ha kalkacak, ha şu kadar süreyle sınırlandırılacak gibi söylemler bir baskı aracı olarak da kullanılıyor. Bana kalırsa toplumsal cinsiyet yönünden baktığımızda kadınların özgürleşmesi önünde bir engel. Ve yine kadının ev içi emeğinin de görünmez kılınmasına da yol açıyor” ifadelerini kullandı.
 
‘Nafakanın kısıtlanması kadına savaş açmaktır’
 
Nafakanın lütuf değil kadınların mücadele vererek kazandığı hak olduğunu vurgulayan Serenay Yaman, “Siz eğer ‘nafakayı sınırlayacağım, şu kadar nafaka alacaksın’ derseniz bu kadının boşanamaması yönünde bir etken olarak yine karşımıza büyük bir engel olarak çıkacak. Diğer yandan nafaka bir lütuf değil kadınlar için bir güvencedir. Ve kadınlar için yine boşanma sonrasında hayatta kalabilmek için o aylık hayatında idame ettirmesi için sağlanan destektir. Kadınların büyük mücadelelerle kazandığı haklardan biridir nafaka ve sürekli bir şekilde bu yönde bir eleştirililerin olmasını, nafakanın kısıtlanması kadın haklarına yönelik büyük bir aslında savaş açmaktır ve kadın düşmanlığıdır” ifadelerini kullandı.
 
‘Süreç şeffaf yürütülmüyor’
 
 Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın hangi kurumlarla çalıştığının kamuoyuna açıklanmadığını belirten Serenay Yaman, sürecin şeffaf yürütülmediğini ifade ederek “Bakanlık hangi STK’lara başvuruyor, bu süreci kimlerle yürütüyor açıkçası bilmiyoruz. Bu konuda bize yansıyan herhangi bir bilgi ya da veri yok” dedi.
 
‘Sahada çalışama yürütenler sürece dahil edilmeli’
 
Kadın hakları alanında sahada çalışma yürüten kadın örgütlerinin sürece dahil edilmesini gerektiğini vurgulayan Serenay Yaman, “Çünkü en çok sahadaki avukatların kadınların sorunlarını bildiğini biliyoruz. Aslında gerçekten basına, kamuoyuna yansıtıldığı gibi bu nafakalarla zenginleşmediklerini nafakaların zar zor o aylık geçimlerini idame ettirmek için yeterli tutarlar dahi olmadığını bizler biliyoruz. O sebeplerle de kadın hakları alanında çalışmalar yürüten gerçekten sahada olan insanların çağrılması gerektiğini düşünüyorum” şeklinde konuştu.
 
‘Nafakayla zenginleşen bir kadın görmedim’
 
Kamuoyunda sürekli dile getirilen mağdur erkek söyleminin algı yönetiminden ibaret olduğuna dikkat çeken Serenay Yaman, “Bugüne kadar nafakayla zenginleşen bir kadın görmedim” dedi. Ancak nafaka yükümlülüğünden kurtulmak için sigortasız ve kayıt dışı çalışan ya da mal varlığını devreden erkeklere şahit olduğunu dile getiren Serenay Yaman, şunları belirtti: “Dosyalarımızda, nafakaya hükmedilmesine rağmen bu nafakaların tahsil edilemediğini çok gördüm. TÜİK yoksulluk ve açlık sınırını açıklamıyor. Hükmedilen nafaka tutarları çoğu zaman bir kadının aylık mutfak masrafını karşılamaya dahi yetmeyecek tutarlarda. Bu nedenle mağdur erkek söylemi toplumun gerçekliğiyle bağdaşmayan kişisel bir söylemden ibaret.” 
 
‘Davalar nafaka nedeniyle uzamıyor, sorun yapısal’
 
Davalarının uzamasının sebebinin nafaka talebi olmadığını, altında yapısal bir sorun olduğunu belirten Seranay Yaman, “Nafaka hakkının kısıtlanması tam tersi kişiler arasındaki eşitsizliği daha derinleştiriyor kesinlikle uzamasında ilgisi bulunmuyor” dedi. 
 
‘Ortak bir mücadele yürütülmeli’
 
Bu alanda çalışan hukukçuların, STÖ’lerin bu düzenlemenin Meclis’e gelmemesi için örgütlü bir mücadele yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Serenay Yaman, “Nafaka dosyalarındaki asıl gerçeklikler Meclis’e taşınmalı ve büyük bir kamu desteği alarak yankı uyandırılmalı. Burada asıl tartışılan mesele hukuki hükmün değiştirilmesinden ibaret değil, kadın haklarına kadınların kazanılmış haklarına ilişkin bir mücadeleden bahsediyoruz. Asıl mesele budur” dedi.
 
‘Hukukçular olarak nafaka düzenlemesine karşı çıkıyoruz’
 
Kadınlar günümüz şartlarında dahi boşanmasının kolay olmadığının dile getiren Seranay Yaman, şunları kaydetti: “Boşanma kolay alınabilen bir karar değil. Bunun temelindeki en büyük sebep kadının ekonomik olarak güvencesiz olması. En büyük nedenlerden biri de nafakayı süreyle kısaltarak bu haklara karşı bir tehdit oluşturmuş oluyorsunuz. Kadınların boşanamamasında ve şiddet sarmalından çıkamamasının çok önemli sebebi oluyorsunuz. Biz kadın hukukçular olarak nafaka düzenlemesine karşı çıkıyoruz.”
 
‘Ana akım medyada yasa daha çıkmadan normalleştiriliyor’
 
Nafaka meselesinin ana haber bültenlerinden gündüz kuşağı programlarına kadar televizyonlarda yer aldığını ifade eden Serenay Yaman, “Sanki yasalaşmış gibi bu konuşuluyor. Bir takım inşalar belli başlı yaşlan yanlış söylemlerde bulunuyor. Bu da kadınlar üzerinde bir korku ve tehdit aracı olarak kullanılıyor. Bunun bilinçli bir şekilde yapıldığını düşünüyorum” şeklinde ifade etti.