AİHM kararı 12 yıldır uygulanmıyor: 'Umut hakkının' uygulanması zorunluluk

  • 09:03 17 Şubat 2026
  • Güncel
MERSİN - Kalıcı barışın tesisi için umut hakkının uygulanmasının bir zorunluluk olduğunu belirten Gülay Koca, “Umut hakkının tanınması demokratik toplumun geleceği için kaçınılmazdır. Kürt Halk Önderi Sayın Abdullah Öcalan'ın özgürlüğü Türkiye'de gerçek demokrasinin inşasıyla doğrudan ilişkilidir” dedi.
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın fiziki özgürlüğünü talep eden milyonlar, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin (AİHM) “umut hakkı” kararının uygulanmasını istiyor. AİHM, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası alan tutsaklar açısından koşullu salıverilme ya da cezanın gözden geçirilmesine imkân tanımayan infaz rejimini Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı bulmuştu. Mahkeme, bir tutsağın yaşamı boyunca özgürlük ihtimalinden bütünüyle mahrum bırakılmasının insan onuruyla bağdaşmadığını vurgulayarak, devletlerin cezanın belirli aralıklarla gözden geçirilmesini sağlayacak hukuki mekanizmaları oluşturması gerektiğine işaret etmişti. Buna rağmen Türkiye’de “umut hakkı”na ilişkin yasal düzenleme yapılmadı ve kararın gereklilikleri hayata geçirilmedi.
 
Demokratik Bölgeler Partisi (DBP) Merkezi Yönetim Kurulu üyesi Gülay Koca, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın özgür çalışabilir koşullara sahip olmasının elzem olduğunu ifade etti.
 
‘Yıllarca sürecek bir iç savaşın önüne geçildi’
 
Suriye’de belki de yıllarca sürecek olan Kürt-Arap savaşının, bir iç savaşın önüne geçildiğini belirten Gülay Koca, “6 Ocak’ta Suriye’nin Halep şehrinin iki Kürt mahallesiyle başlayıp Rojava’da devam eden bu saldırıları, esasında bir coğrafyaya yapılmış saldırı olarak değerlendirmemek gerekiyor. Bu saldırı, 2014 yılından bu yana Rojava’da inşa edilen demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü yaşam sistemine yapılan bir saldırıydı. Yine bu saldırı, tam da Ortadoğu’nun ruhuna; çok kimlikli, çok kültürlü ve çok inançlı yapısına uygun olan demokratik ulus modelinin inşasına yönelik bir saldırıydı. Böyle görmek gerekiyor” dedi.
 
‘Sayın Öcalan’ın demokratik ulus modeli’
 
“Bu coğrafyada acıların son bulması, ancak halkların eşit, özgür ve adil bir şekilde yaşayabileceği bir yönetim sistemiyle mümkün olabilecektir” diyen Gülay Koca, “Bu da ancak Sayın Öcalan’ın ortaya koyduğu demokratik ulus modeliyle mümkündür. Ortadoğu’da, Suriye özelinde, Rojava özelinde demokratik ulusun tohumlarının ekilmeye başlandığı bir döneme denk gelmesi, aslında burada halkların birlikte ortak yaşam iradesine yapılmış bir saldırı olduğunu da bize açık bir şekilde göstermektedir. Ancak hem dört parçada hem de Avrupa’da Kürtlerin ve Kürt dostlarının mücadelesi, hem de Rojava’da Suriye Demokratik Güçleri’nin muazzam direnişi; bu direnişin yanında müzakere ve diyalog yollarını zorlaması, yine Sayın Öcalan’ın girişimleriyle bu komplo sona erdirilmiş ve belki de yıllarca sürecek olan bir Arap-Kürt savaşının da önüne geçilmiş oldu” diye konuştu.
 
‘Saldırılara destek Türkiye’deki süreçle çelişki oluşturuyor’
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta yaptığı Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile başlayan sürecin üzerinden bir yıl geçmiş olmasına rağmen, devlet tarafından somut adım atılmasının önünde hiçbir engel kalmadığına dikkat çeken Gülay Koca; Türkiye’nin Rojava’daki çatışmaya dahil olmasının ve Rojava’daki çatışmalara “dur” demek için yapılan toplantı, gösteri ve yürüyüşlere müdahalenin; saç örgüsüyle Rojava’daki kadınlara destek olan kadınların hedef haline getirilmesinin, Türkiye’de yürüyen süreçle açık bir çelişki oluşturduğunu söyledi. Gülay Koca, “Bu asla kabul edilebilir bir durum değildir. Devletin artık söylemden, vaatten çıkıp somut adımlar atması gerekiyor. Kürtler bir kez daha halkların birlikte yaşamından, müzakereden ve diyalogdan yana olduğunu; barıştan yana olduğunu dört parçada net bir şekilde ifade etmiştir” şeklinde konuştu.
 
‘Sayın Öcalan’ın özgür çalışabilir koşullara sahip olması elzemdir’
 
“Sürecin aktörlerinden biri devlet, diğeri de Sayın Öcalan’dır” diye ekleyen Gülay Koca, “Devlet, Sayın Öcalan’la müzakere için masaya oturmuş ve müzakereleri bizzat Sayın Öcalan kendisi yürütmektedir. Bu koşullar altında, Sayın Öcalan’ın özgür çalışabilir koşullara sahip olması elzemdir. Sürecin bu nedenle sağlıklı bir şekilde ilerleyebilmesi, demokratik ulus sisteminin tüm boyutlarıyla tartışılıp hayata geçirilebilmesi; Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğüne kavuşmasıyla mümkün olabilecektir. Devlet tarafından atılan tek somut adım, komisyonun İmralı ziyareti olmuştur. Öte taraftan Öcalan, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın gereklerini eksiksiz bir şekilde yerine getirmiştir. Demokratik ulusa giden yoldaki çağrılarını zamanında yapmış ve hareket bu çağrılara zamanında karşılık vermiştir. Artık devletin adım atmamasının önünde hiçbir engel kalmamıştır. Türkiye’nin ve Ortadoğu’nun geleceği; halkların eşit ve özgür bir ortak yaşam umudunun hayata geçirilebilmesi, başta Sayın Öcalan’ın fiziki özgürlüğü olmak üzere somut adımların atılmasıyla mümkün olabilecektir. Bu tarihi bir fırsattır ve bu tarihi fırsatın hiçbir şekilde heba edilmemesi gerektiğine inanıyoruz” sözlerini kullandı. 
 
‘AİHM sürece vurgu yaptı’
 
18 Mart 2014 tarihinde AİHM’in “Öcalan/Türkiye Kararı’ ile Sayın Abdullah Öcalan’a şartlı salıverilme hakkına sahip olmaksızın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesini, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3’üncü maddesinde düzenlenen işkence ve kötü muamele yasağına aykırı bulduğuna” dikkat çeken Gülay Koca; AİHM’nin bu kararı ve diğer umut hakkına ilişkin kararları doğrultusunda Türkiye’den düzenleme yapmasını istediğini hatırlattı. Aradan geçen on iki yıla rağmen Türkiye tarafından bu konuda hiçbir düzenleme yapılmadığını söyleyen Gülay Koca, en son ihlal kararını görüşmek üzere 2024 yılının Eylül ayında toplanan Bakanlar Komitesi’nin, 19 Eylül 2024 tarihinde açıkladığı kararında Türkiye’den gerekli önlemleri geciktirmeksizin almasını istediğini aktardı.Türkiye’ye Eylül 2025’e kadar süre verildiğini ifade eden Gülay Koca, “Bu konuda herhangi bir adım atılmaması halinde, Eylül 2025’teki toplantıda bir ara karar alacağı uyarısını yapmıştır. Aslında konuyu yeniden gündemine alan Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, ihlal prosedürünü işletmesi gerekirken Türkiye’ye Haziran 2026 yılına kadar tekrar süre vermiştir. Burada yürüyen sürece bir vurgu yapılmış; Meclis’in ve Meclis bünyesinde kurulan komisyonun gerekli yasal düzenlemeler konusunda muhatap alınması noktasında adres gösterilmiştir. Bu yüzden bu kararı önemli buluyoruz” şeklinde konuştu. 
 
‘Umut hakkının tanınması demokratik toplumun geleceği için kaçınılmazdır’
 
Umut hakkını iki bağlamda değerlendirdiğini belirten Gülay Koca, şunları söyledi: “Umut hakkı, bu bağlamda sadece bir kişiyi ilgilendiren hukuksal bir talep değildir. İnsan onuruyla bağdaşmayan; ertelenemez, indirilemez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına mahkum edilmiş milyonlarca kişiyi ilgilendiren insani, vicdani, ahlaki ve politik bir gerekliliktir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararında vurgulanan hukuki bir zorunluluktur. Öte taraftan, Sayın Öcalan’la birlikte yeniden gündeme gelen umut hakkı; toplumsal bir gereklilik, Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı’nın hayat bulması, Türkiye ve Ortadoğu’da kalıcı barışın tesisi, halkların eşit ve özgür biçimde yaşaması için de bir zorunluluk olarak karşımızda durmaktadır. Umut hakkının tanınması, demokratik toplumun geleceği için kaçınılmazdır. Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü, Türkiye’de gerçek demokrasinin inşasıyla doğrudan ilişkilidir. Umut hakkıyla ilgili yasal düzenlemelerin gecikmeksizin hayata geçirilmesi gerektiğini bir kez daha buradan vurgulamak istiyoruz.”
 
‘Sayın Öcalan’ın özgürlüğü hayatidir’
 
Umut hakkının uygulanmasının yasal bir zorunluluk olduğuna dikkat çeken Gülay Koca, AİHM kararının üzerinden on iki yıl geçmiş olmasına rağmen yerine getirilmediğini söyledi. Gülay Koca, “Kalıcı barışın tesisi, hakların yasal güvenceye alınması, hukuksal düzenlemelerin hayata geçirilmesi uzun soluklu bir çalışma ve düzenleme gerektirecektir. Ancak halihazırda mevcut AİHM kararının gereğinin yerine getirilmemesi, sürecin hukuki zemininin inşasının çok uzağında olduğunu göstermiştir. Bu da devletin adım atmamasından kaynaklı halkın güvensizliğini derinleştirmiştir. Süreci elbette ki olumsuz etkiliyor. Bu bağlamda devletin artık söylemde değil, gerçek anlamda somut bir adım atması gerekiyor. Başta umut hakkı kapsamında Sayın Öcalan’ın özgürlüğünün sağlanması olmak üzere gerekli yasal düzenlemelerin yapılması hayatidir” şeklinde konuştu.