'Demokratik Cumhuriyet'in inşasında Kürtler motor güç, kadınlar teminattır'
- 09:02 16 Haziran 2026
- Güncel
Elfazi Toral
İSTANBUL – İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı'nı değerlendiren Nesrin Akgül ve Azime Işık, demokratik cumhuriyetin inşasında Kürtlerin kurucu rolüne ve kadınların belirleyici gücüne dikkat çekti.
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın 27 Şubat 2025 tarihinde yaptığı çağrının ardından başlayan Barış ve Demokratik Toplum Süreci gündemdeki yerini korurken, demokratik cumhuriyetin inşasına toplumun tüm kesimlerinin eşit ve özgür bir şekilde katılması gerektiği yönündeki değerlendirmeler öne çıkıyor. İstanbul'da 13-14 Haziran tarihlerinde çok sayıda aydın, sanatçı, kadın örgütü temsilcisi, akademisyen, gazeteci ve siyasetçiyi bir araya getiren "İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı" gerçekleştirildi.
Jineoloji Akademisi'nden Nesrin Akgül ile Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Azime Işık, iki günlük süreç boyunca yürütülen tartışmaları, Kürtlerin, halkların ve kadınların demokratikleşme sürecindeki kurucu rolünü değerlendirdi.
‘Konferansın temsiliyeti güçlüdür’
Demokratik Cumhuriyet Konferansı’nın kadın kırımı politikalarını bir bütün olarak ele alıp çözüm sunan bir perspektifi ortaya koyduğunu dile getiren Nesrin Akgül, bu konferansın her alanda kapsayıcılığının ve birleştiriciliğinin olduğunu vurguladı. Nesrin Akgül, “Kendini dile getiremeyenlerin, yaşanan sorunlara karşı çözüm üretmek isteyenlerin ve böyle bir dertleri olanların bir araya gelip demokratik cumhuriyetin yeniden inşası ekseninde oluşturucu bir konferans olma niteliği var. Birlikte olma, birlikte kazanma, sorunları birlikte tartışma, herkesin bir araya gelmesi ve buradan bir güç oluşturma hâlidir. Demokratik Cumhuriyet Konferansı'nın en temel karakteri budur. Bu minvalde, şu an bu sorunların en can yakıcı alanlarından biri savaşsa, elbette bu savaşın en çıplak yansıdığı alanlardan biri de zindanlardır. Demokratik cumhuriyetin inşasına katılmak isteyenlerin esaretlerine son verilmemesi hâli de bu sorunun en temel gündemlerinden biridir. Çünkü eğer demokratik cumhuriyetin yeniden inşası sağlanırsa, bu aynı zamanda mücadele edenlerin de fiziki özgürlüğüne kavuşma sahasını ortaya çıkaracaktır. Bu, onların da kendi yaşam alanlarının ve özgürlük mücadele alanlarının yeni bir mekâna kavuşması anlamına gelecektir. Bu nedenle bu, önemli bir konferanstır. Bu konferanstaki tartışmalar elbette bu salonda kalmamalıdır. Konferansın temsiliyeti güçlüdür. O temsiliyetin kendisini toplumla buluşturması, toplumsal örgütlenme alanlarının tüm farklılıklarını içine alacak şekilde güçlendirilmesi ve domine etmesi çok çok önemlidir” şeklinde konuştu.
Demokratik cumhuriyetin inşasında komünler
Kadınların yaşamın her alanında bir özne olduğunu ifade eden Nesrin Akgül, Cumhuriyetin yeniden inşasının karakterini ise komünlerin belirleyeceğini belirtti. Komünlerin de öncü ve kurucu gücünü kadınların oluşturduğunun altını çizen Nesrin Akgül, “Biz kadınlar olarak da demokratik cumhuriyetin yeniden inşasında kendimize kurucu, örgütleyici ve buluşturucu bir rol biçiyoruz. Özellikle barış sürecine ve kadınların buradaki rolüne çokça vurgu yapıldı. Ama temel meselelerden bir tanesi de cumhuriyetin ilk yüzyılından itibaren eşit yurttaşlık tanımının; hem kadının modern kadın kimliği, geleneksel kadın kimliği ya da Türk kadını üzerinden değerlendirilmesi meselesi oldu. Yani kadınlar açısından Birinci Cumhuriyet kurulduğunda Türk kadını kimliğiyle kuruldu ve bütün farklılıklar bu kimlik içinde eritildi; buluşturulmadı. Gerçekten Türk kadını kimliğinin buluşturucu, birleştirici ve herkesin temsiliyetini sağlayan bir üst kimlik olması hâli sağlansaydı, bugün bu alanda da bu kadar kriz yaşamazdık. Çünkü biz Kürt kadınları olarak beyaz Türklüğün her hâline maruz kalıyoruz. Birinci Cumhuriyet, Türk kadını kimliğini milletin ana unsuru hâline getirdi, vatandaşlık tanımını bunun üzerinden yaptı ve böyle bir model oluşturdu” diye konuştu.
Düşünsel perspektif
Demokratik entegrasyon ve demokratik ulus paradigmasını anımsatan Nesrin Akgül, “Milliyetçiliğe ve cinsiyetçiliğe dayalı, beyaz Türklük inşasıyla kurulmuş cumhuriyetin karşısında; bütün kadınların kendi konfederal kimliğiyle daha enternasyonal ve demokratik cumhuriyete kendisini entegre eden eşit yurttaşlık kimliği yer alacaktır. Biz bu yurttaşlık kimliğinde; ulusu ve cinsi özgür bırakma, her milletin kendi ulusundan aidiyet oluşturması ve cinsler arası eşitlikte özgürlük alanları oluşturan, bu özgürlüğü de hukuki güvenceye alan bir yeniden inşadan bahsediyoruz. Yeni dönemin kurucu kimliği bu noktada; bir, ulusların kendi kimliğini temsil etmesi; iki, cinsiyet özgürlüğüne dayalı bir kimlikle inşa edilecektir. Bu da milliyetçiliğin ortaya çıkarttığı beyaz Türklük algısını yıkan ve bütün kadınların da bu algıyı kırıp birlikte yaşama gücünü oluşturacağı bir dinamik yaratacaktır. Yeni dönemin inşasında bu konferans, demokratik cumhuriyetin birleştirici öğelerini temsili olarak bir araya getirip birlikte tartışma gücü oluşturuyor; bir fikriyat, bir paradigma ve bir perspektif yaratıyor. Bu hâliyle yol göstericidir; yani yol haritasına rehberlik edecek bir perspektif sunuyor. Herkesin birlikte tartıştığı, birbirini dinlediği bir mekân ve basın aracılığıyla da topluma yansıtılmaya çalışılan bir alan oluşturuyor. Bu, düşünsel bir perspektiftir. Bence bu buluşmayı sağlamak kadar, bu buluşmanın tüm bölgelerde örgütlenme şeklinde herkesi katacak topyekûn bir buluşma alanını sağlaması da en önemli ikinci ayak olacaktır. Bu açıdan başarılı ve kıymetli bir konferans olduğunu belirtebilirim” sözlerini kullandı.
Kadınlara biçilen roller
“İkinci Yüzyılda Cumhuriyetin Demokratik Dönüşümü Konferansı"nda öne çıkan başlıkların “kadın” ve “barış” olduğunu aktaran Azime Işık, “Kadının bu süreçteki rolüne baktığımızda; Cumhuriyetin ilk yüzyılında ‘modern kadın’ deniliyordu, şimdi de geleneksel bir kadınlık inşa edilmeye çalışılıyor. Kadınlar, bu iki nokta arasından ziyade, bu iki sıkışmışlık arasından çıkarak nasıl bir mücadele yürütebilir? Yani kalıplardan ve rollerden sıyrılarak kendi gücünü, kendi varlığını cumhuriyetle birlikte yeniden inşa etmesi neden önemli ve bunu nasıl becerebilir? Şimdi, bu konferansta çok önemli bir vurgu yapıldı. Cumhuriyetin demokratikleşmesi açısından Kürtlerin motor güç olması gerekiyor. Çünkü Kürt sorunu bunun önemli bir parametresi ve Kürtler bu süreci yürüten temel kesimlerden bir tanesidir; sürece öncülük ediyor. O açıdan da motor güç olması lazım. Şimdi bu durum, Kürtlerin cumhuriyetle kurduğu ilişkiyle, tarihten bugüne kadar kurduğu ilişki ve mücadele tarihiyle bağlantılıdır. Ötekileştirilen, yok sayılan, kimliği inkâr edilen ama buna rağmen 52 yıllık mücadeleyle kendisini var eden bir gerçeklikten söz ediyorum. Birinci Cumhuriyetten günümüze kadar geldi. Birinci Cumhuriyette ‘cumhuriyet kadını’ adı altında Kemalist bir kadın profili çizildi. Modern, belli bir kariyeri de olan ama sonuçta anne ve cumhuriyetin koruyucusu rolü biçilmiş bir kadın profili çizildi ve yıllarca bu profilin dışında kalan kadınlar geri ya da öteki olarak adlandırıldı. Yani işçi sınıfındaki kadınlar, ev kadınları ya da köylü kadınlar; bunların hepsi yok sayıldı. Ana profil olarak modernize edilmiş kadın ön plana çıkarıldı. Şu an 2'nci cumhuriyet olarak belirtilen muhafazakâr dönemde ise cariyeleştirilen bir kadın var. Çarşafa bürünme, tarikatlara ve cariyeliğe; evinin kadını, çocuğunun annesi statüsüne mahkûm edilen ve buna uymadığında, boşanmak istediğinde, isyan edip karşı çıktığında da katledilen bir kadın profili var” sözlerine yer verdi.
‘Kadınlar özgür kimliğin ana dinamiği olmak zorundadır’
Azime Işık son olarak şunları paylaştı: “3'üncü cumhuriyette demokratikleşme süreci geliştirilecekse ve bu yeni bir demokratik hareket olacaksa, kadın bu iki kadın tipinin içerisinde kendi kimliğiyle, öz kimliğiyle, kendi bilinciyle ve kendisinin belirlediği kişiliğiyle var olmak zorundadır. Ya da birilerinin sunduğu o ‘cumhuriyetçi/Kemalist kadın’ veya ‘cariye kadın’ olarak değil, özgür kadın olarak kendisini var etmesi lazım. Bu dönemde kadın hareketi çok önemli bir misyon üstlendi. Bunun eylemsel ayağını da başından itibaren çok güçlü kurmaya çalıştı. Ancak yeni kadını inşa etme sürecinde de çok önemli tartışmaları ve hazırlıkları var. Fakat bu henüz bütün kesimlere yayılmış değil. Çünkü 10 yıllık sürecin, Türkiye'deki bütün demokratik güçlere yansıdığı gibi, kadın hareketinde de çok ciddi etkileri oldu. Yani kadınların eylemlerine, kadınların kendini var etmesine, sokakta ya da demokratik alanların hiçbirinde kendini var etmesinin koşullarına izin verilmedi. Şimdi kadınlar bu süreçte o kanalları yeni yeni kullanmaya, olanakları geliştirmeye çalışıyor. Yani bu anlamda aslında Kürtler nasıl kurucu unsur olarak demokrasinin motor gücü olacaklarsa, kadınlar da bunun teminatı; özgür yurttaşlığın, özgür kimliğin ya da özgür yeni bir cumhuriyetin ana dinamiği ve birinci temel kurucu unsuru olmak zorundadır.”







