Uyuşturucu çetelerine kim dur diyecek?

  • 09:08 29 Ekim 2026
  • Güncel
Rojin Abay 
 
İSTANBUL - Mahallelerde yaygınlaşan uyuşturucu kullanımına, gençlerin çete ağlarına sürüklenmesine ve cezasızlığa tepki gösteren kadınlar, çocuklarını bağımlılıktan kurtarmak için verdikleri mücadeleyi anlattı. Devletin uyuşturucuyla mücadele politikalarının yetersizliğine dikkat çeken kadınlar, “İçiciler içeride, satanlar dışarıda” diyerek uyuşturucu çetelerine karşı ortak mücadele çağrısında bulundu.
 
İstanbul’un farklı ilçe ve mahallelerinde yaygınlaşan uyuşturucu kullanımı, gençlerin ve ailelerin yaşamını olumsuz etkilemeye devam ederken, uyuşturucuyla mücadelede izlenen politikalar da tartışma konusu oluyor. Uyuşturucu kullanımının yalnızca bireysel bir bağımlılık sorunu olarak ele alınması, uyuşturucu çetelerinin faaliyetlerinin ve gençleri bağımlılığa sürükleyen koşulların göz ardı edilmesi, ailelerin yaşadığı sorunları daha da derinleştiriyor.
 
Uyuşturucu bağımlılığı, cezasızlık politikaları, yetersiz tedavi olanakları ve çeteleşmeye karşı verdikleri mücadeleyi anlatan kadınlar, yaşadıkları sorunları ajansımızla paylaştı.
 
Oğlunun uyuşturucu bağımlılığına karşı mücadele eden kadın, 2014’ten sonra uyuşturucu satışının ve kullanımının kentlerde ve mahallelerde bilinçli bir şekilde yaygınlaştırıldığını savundu. Bu durumun gençleri hedef alan politikaların sonucunda yaşandığını öne süren kadın, yasakların ve çatışmalı süreçlerin ardından mahallelerin çehresinin değiştiğini kaydetti. Kadın sözlerine şöyle devam etti: “Kobanê olaylarından hemen sonra çocuğumun madde kullandığını öğrendim. Daha önce mahallelerimizde böyle şeyler bu kadar rahat yaşanmazdı. O süreçten sonra her yere bilinçli bir şekilde uyuşturucu dağıtıldı, çocuklarımızın, gençlerimizin yönünü buraya verdiler. Önceden fark edemedim, fark ettiğimde ise iş işten geçmişti. Temin etmesi o kadar kolay ki telefonu eline aldığı an bulabiliyor. Gençlerimizi bu kirli oyunların içine çekerek gözümüzün önünde bitiriyorlar.”
 
‘Bu sistemi kabul etmiyoruz’
 
Sokakların güvensiz hale geldiğini ve gençlerin de suç ağlarına sürüklendiğini söyleyen kadın, oğlunun daha önce cezaevinde kaldığını hatırlatarak şu ifadeleri kullandı: “Çocuğum cezaevine girdi, çıktı ama dışarıdaki bataklık bitmedi. Daha büyük bir yıkıma sürüklenmesin diye kendi elimle ihbar ettim. Hangi anne evladının zindana atılmasını ister? Ama sokaklar o kadar kirli ve çeteler o kadar rahat ki ben her gün oğlum cezaevine girsin diye yalvarıyorum. Çünkü dışarıda ya katledilecek ya da birini öldürecek. Dışarıda hedef olacağına hiç değilse içeride sağ kalsın istiyorum. Bizi evlatlarımızın hapsedilmesine muhtaç bırakan bu sistemi kabul etmiyoruz.”
 
‘15-20 günlük yatış çözüm değil’
 
Oğlunun tedavisi için başvurduğu sağlık ve rehabilitasyon merkezlerinde yeterli desteği bulamadığını dile getiren kadın, kendilerine sadece süreli yatış önerildiğini paylaştı. Kadın, tedavi sürecinin 15-20 günle sınırlandırılmasının kalıcı bir çözüm olmadığını paylaştı. Kadın şunları dile getirdi: “Devlet kurumlarına gittiğin zaman hiçbir çare sunulmuyor. Bana açıkça ‘senin gibi milyonlarca anne geliyor’ denilip kapılar yüzümüze kapatılıyor. Valilik kanalıyla polis eşliğinde en fazla 20 günlük süre çok yetersiz. Vücut maddeden arınmadan, zihnen bağımlılık bitmeden 20 günün sonunda çocuğu tekrar sokağa salıyorlar. Salındıktan sonra çocuk daha beter hale geliyor. Geçtiğimiz günlerde oğlumu kriz halindeyken hastane aciline götürdüm, durumunu anlatmamıza rağmen hiçbir tahlil dahi yapılmadı. Sadece bir mide koruyucu ve bulantı hapı verip eve gönderdiler. Ne bir takip mekanizması var nede tedavi imkanı. Aileler tamamen kaderine terk edilmiş durumda.” 
 
‘15 yaşındaki çocuklar çeteler tarafından maşa olarak kullanılıyor’
 
Çetelerin mahallelerde örgütlü ve rahat bir şekilde hareket ettiğini söyleyen kadın, dijital medya üzerinden çocukların kurye olarak kullanıldığını öne sürdü. Kadın, “Dayı dedikleri kod isimli kişiler var. Kim olduklarını kimseye söylemiyorlar. Telefon ellerinde olduğu an bulmaları çok kolay. SIM kartı olmayan telefonlardan Wi-Fi, WhatsApp ve Instagram üzerinden haberleşip birbirlerine ulaşıyorlar. Şehrin ortasındaki parkları ‘A kapısı, B kapısı’ diyerek gözümüzün önünde sevkiyat yapıyorlar. Şimdi de 15-16 yaşındaki çocukların eline verip parklarda bekletiyorlar. O çocukları maşa gibi kullanıyorlar.  Çocuk, parkta durduğu yerin fotoğrafını atıyor, gidip oradan alıyorlar. Herkes bu satıcıların kim olduğunu, nerede durduğunu biliyor ama kimse müdahale etmiyor.” 
 
‘Özel savaş politikasıyla Kürt gençleri hedef alınıyor’
 
Uyuşturucunun özellikle Kürt nüfusunun yoğun yaşadığı mahallelerde yaygınlaştırıldığına dikkat çeken kadın, kolluk kuvvetlerinin gözü önünde uyuşturucu satıldığına tanıklık ettiğini öne sürdü. Yaşananların münferit olmadığını savunan kadın şunları söyledi: “Bu bir özel savaş politikasıdır. Yoksa devlet istese bir gecede bitirir. Biz en ufak bir hak arayışında, uyuşturucuya karşı protesto etmek istediğimizde etrafımızı yüzlerce polis sarıyor. Peki, bu torbacılar sokak başlarında, parklarda rahat rahat satarken niye gidip tutmuyorlar? Sıfır arabalarla gelip gözümüzün önünde sevkiyat yapıyorlar. Kanarya’da Kürtler var. Kürtlerin yoğunlukta olduğu  yerde, Kürdistan’ın her yerinde öyle değil mi? Diyarbakır, Van, Hakkari, Mardin, Şırnak, Mersin… Ne kadar mahalle varsa bütün çocukları bulaştırdılar. Her gün ölüm. Devlet durdurmazsa götürür, caydırıcı bir cezası da yok. Sattırmasalar bu çocuklar nereden alacak? Bilerek göz yumuluyor.” 
 
Topyekûn mücadele çağrısı
 
Bağımlılığa karşı başta aileler olmak üzere toplumun geneline çağrıda bulunan kadın, “Ben bir anne olarak oğlumun gözümün önünde ölmesini istemiyorum. Bu zehrin hayatımızdan çıkması için ne gerekiyorsa yapmaya hazırım. Artık oturup bekleyemeyiz. Gerekirse sokak sokak, mahalle mahalle gece gündüz nöbet tutalım. Yürüyüşse yürüyüş, basın açıklamasıysa basın açıklaması. Hep birlikte ayağa kalkıp bu satıcıları,  bu çeteleri teşhir ederek mahallelerimizden çıkartmalıyız. Bugün benim başıma geldiyse yarın başka bir annenin başına gelecek. Tüm aileler, Kürt halkı çocuklarına sahip çıksın. Bu kirli politikalara karşı topyekûn mücadele edelim” diye konuştu. 
 
Uyuşturucu kullanımı nedeniyle 
 
Uyuşturucu bağımlılığı nedeniyle cezaevinde olan bir şahsın annesi ve eşi, bağımlılığa karşı tedavi mekanizmalarının yetersizliğine ve gençleri bağımlılığa sürükleyen etkenlere dikkat çekti. 
 
‘Polis görmezden geliyor, belirli semtler kaderine terk edilmiş’
 
Şahsın eşi uyuşturucu kullanımının yaygınlaştığını, polisin yeterli müdahalede bulunmadığını söyledi. Kadın, şöyle konuştu: “Bahçelievler, Kanarya, Esenyurt, Bağcılar gibi özellikle Kürtlerin yaşadığı bölgeler kendi haline bırakılmış durumda. Normalde dolaşması gereken gece bekçileri yok. Şimdi polis, yolda bayılmış insanı görüyor ama bakmadan yoluna devam ediyor. Kentsel dönüşüm alanının oradan çocuklarını getirirken, bağırışı, çağırışı duyup korkuyorum. Oradaki polis noktasına, ‘İçmişle, bağırıyorlar, bir bakın’ dediğimizde sadece ‘Tamam, biz hallederiz’ deyip gidiyorlar. Bu şekilde önü alınamaz. Artık sokaklarda, okullarda, her yerde korkuyoruz. Geçen Silivri’ye eşimin görüşüne giderken, metrobüsün son durağında 40 yaşlarında bir adamın uyuşturucu içtiğine şahit oldum. Hiç sağına soluna bakmadan, o kadar rahat içiyordu. Önceden polis korkusu vardı, şimdi o da kalmamış. Sigara sokakta nasıl rahat içiliyorsa, uyuşturucuyu da aynı rahatlıkla içiyorlar.”
 
 ‘Çeteler devlet memurlarıyla iş birliği içinde’
 
Uyuşturucu çetelerine karşı caydırıcı cezaların uygulanmadığını vurgulayan kadın,  ayrıca denetim mekanizmalarının da işletilmediğini iddia etti. Cezaevindekilerin uyuşturucuya nasıl ulaşabildiklerini soran kadın, sözlerini şöyle sürdürdü: “Cezaevinde bile bu uyuşturucuya ulaşılabiliyor. Uyuşturucuyu her yere rahatlıkla sokabiliyorlar. Cezaevine nasıl giriyor bu? Benim eşimin durumu iyi değil ama orada durumu iyi milyonlarca insan var. Demek ki oradaki çalışanlarla iş birliği yapıp içeri sokabiliyorlar. Çetelerin çoğu zaten içeride yatıyor. Devlet memurlarıyla iş birliği yaparak içeri soktuklarını ve onların da bunlardan rüşvet aldığını düşünüyorum. Milyonlarca gariban ise suçsuz günahsız yere yatıyor. Sadece içiciler tutuklanıyor. Satanı ya da daha üst mertebedekileri neden almıyorsunuz? Televizyonda görüyoruz, ‘çeteler’ diyorlar. Peki o çeteleri neden alamıyorsunuz? Yurt dışına kaçırıyorsunuz. Eşimin 2021’deki dosyasını 5 sene sonra patlattılar. Eşim yakalandığında veya mahkemeye çıktığında bir kere bile ‘Sen bunu nereden temin ediyordun, kimden alıyordun?’ diye sormadılar. Üstüne düşüp araştırmadılar. Neden sorulsun ki zaten? Çeteleri, satanları araştırmak yerine sadece cezayı kesip ‘Gidin yatın’ deyip cezaevine atıyorlar.”
 
‘Tedavi ilaçla sınırlı kalıyor’
 
Bağımlılıkla mücadelede mevcut tedavi ve rehabilitasyon merkezlerinin yetersiz kaldığını belirten kadın, eşinin tedavi görmek istemesine rağmen uygulanan yöntemlerin bağımlılıktan kurtulmasında yeterli olmadığını söyledi. Tedavinin yalnızca ilaç kullanımına indirgenmesini eleştiren kadın, şöyle konuştu: “Cezaevine girmeden önce bırakmaya niyetliydi. Dört ay boyunca hiç içmedi, bırakmak için mücadele etti. Ben de onu kaç kere tedavi olması için ikna etmeye çalıştım. ‘Kalk gidelim, tedavi olalım’ diyordum. O da tedavi görmek istiyordu, olumlu bakıyordu ama ‘O tedavi boş. O ilaçlar sadece beni uyutuyor, başka bir şey yapmıyor’ diyordu.”
 
Uyuşturucu kullanımının gençler arasında yaygınlaşmasına dikkat çeken kadın, asıl sorumluluğun devlette olduğunu belirterek şu çağrıda bulundu: “Gençlerimizi bilinçlendirmek gerekiyor. Ama alışanlar için de çok zor. O kadar yaşı düşmüş ki. Ben korkuyorum, ilerleyen 5-10 sene sonra ne olur hiç bilmiyorum. Gidişatımız çok kötü. Burada en çok devlete pay düşüyor. Devletin çözmesi gerekiyor.”
 
‘Gençler siyasete girmesinler politikası’
 
Oğlunun çocuk yaşta uyuşturucuya sürüklendiğini ve tedavisi için yıllarca mücadele ettiklerini söyleyen bir diğer kadın, yaşadıkları süreci şöyle anlattı: “Merkezlere götürdüm, ilaç verip gönderdiler. O da etkili olmadı. Ne yaptıysak tedavi süreçlerimiz etkisiz kaldı. Biz bu gençler üzerinde barış ve özgürlük istiyoruz. Bu suçsuz yere cezaevlerinde olanlar çıksın. Devlet bu tarz politikalarla Kürt gençlerini etkisiz hale getirmeye çalışıyor. Benim oğlum da böyle bir yola düşecek biri değildi. Yasaklardan sonra nasıl düştü, kimden aldı bilmiyorum. Çocuklarımızı böyle uyuşturucuya alıştırdılar. Diyorlar, ‘Siyasete girmesinler, ne yapıyorlarsa yapsınlar.” 
 
‘Sultanbeyli’de ne kadar genç varsa bu illete bulaştı’
 
Sultanbeyli’de yaşayan gençlerin durumuna ve devletin uyuşturucuyla mücadele politikalarına ilişkin konuşan bir başka kadın da, mahallelerde yaşanan sorunları anlattı. Uyuşturucuyla mücadelede sadece kullanıcıların cezalandırılmasına tepki gösteren kadın, uyuşturucuyu temin edenlere ceza verilmediğini vurguladı. Kadın, oğlunun yaşadıklarını ise şu sözlerle aktardı: “Sultanbeyli’de ne kadar genç varsa hepsi bu illete bulaşmış durumda. Şu an kurtulmak isteseler de kurtulamıyorlar. Bir gün oğlum işten eve gelmedi. En son karakola gidip ‘Oğlum kayıp’ dedim ama polisler 24 saat geçmeden işlem yapamayacaklarını söyleyip beni eve geri gönderdi. Sonra polis aradı, ‘Oğlunu bulduk’ dedi. Gittiğimde oğlum evimize yakın bir parkta madde kullandığı için baygın haldeydi. O günden sonra tutukladılar, içici olduğunu söylüyorlar ama ellerinde hiçbir somut delil yok. Buna rağmen 12 yıl ceza verdiler ve 3 yıldır cezaevinde.”
 
‘İçiciler içeride, satanlar dışarıda’
 
Uyuşturucunun ülkeye girişine ve mahallelere yayılmasına göz yumulduğunu savunan kadın,  “Cezaevleri uyuşturucu madde kullanan gençlerle dolu ama bu maddeyi onlara satanlar elini kolunu sallayarak geziyor. Süleyman Soylu nerede? Bu maddenin Türkiye’ye girişini sağladı, sonra ortadan kayboldu. Gençlerimizin hayatını çaldılar, hesap vermiyor.”
 
‘Barış gençlerin geleceği için de gerekli’
 
Uyuşturucuyla mücadelenin devam eden müzakere sürecinden bağımsız ele alınamayacağını belirten kadın, gençlerin üzerindeki kuşatmanın kaldırılması için kalıcı barışın sağlanması gerektiğini vurgulayarak ortak mücadele çağrısında bulundu: “Seroku bıraksınlar ki önümüzü açsın, bize ve gençlerimize yol göstersin, gençlerimize sahip çıksın. Herkesi, özellikle aileleri bu kirli politikalara karşı ortak dayanışmaya çağırıyorum, gelsinler.”
 
Editörün notu: Haberde görüşlerine yer verilen kadınların isimleri, kendilerinin ve ailelerinin güvenliği gözetilerek gizli tutulmuştur.