Barışın hukukunu örmek 2026-08-28 09:07:16   “Yani demokratik toplumun yaşayan hukuku kendi demokratik hukukunu üretecek, yatay ve diyalektik bir ilişki ile çoklu hukuk değil demokratik çoğul hukuk hayata geçirilmiş olabilecektir.”   Ebru Akkal   Barışın hukuku, kuşkusuz toplumsal bir değişim-dönüşüm ile eşzamanlı gelişecek ve inşa edilecektir. Toplumsal değişim-dönüşümün ise “kastik katilin” binlerce yıllık üretiminin yıkılması ile başlayacağı açıktır. Kalıcı bir barışın yolu kadınların sözünün ve eyleminin, dönüştürücü gücünün sürecin asli bir parçası kılınmasından geçerken, dünya örnekleri de kadınların etkin bir biçimde rol aldığı barış süreçlerinin çok daha yüksek bir oranda başarıya ulaştığını göstermektedir.    Örneğin; Liberya’da kurulan Liberya Kadın Hareketi, Liberya iç savaşında doğrudan müzakerelere katılmış, barış görüşmelerinin asli unsuru olmuş ve Liberya iç savaşının sona erişinde de doğrudan etkili olmuştur. Kadın hareketi çalışmalarını, barış tesisinden sonra da sürmeye devam etmiştir. Yine İrlanda’da Hayırlı Cuma Anlaşması ile sonuçlanan barış sürecinde Kuzey İrlanda Kadın Koalisyonu müzakerelere katılmış, görüşmelerde anlaşma içeriğinde kadınlara siyasete eşit katılım hakkı, toplumsal katılım, savaş mağdurlarının maddi ve manevi zararlarının giderimi ile ihtiyaçlarının karşılanması gibi çok sayıda başlığın hayata geçirilmesinde başat rol oynamışlardır. Yine Kolombiya barış sürecinin başından sonuna giderek artan düzeyde kadınların etkin katılımı ve örgütlenme gücü, Kolombiya barış sürecinin toplumsal cinsiyet eşitliğini de eş zamanlı sağlayan bir pratiğe evrilmesinde ve dolayısıyla anlaşmada toplumsal cinsiyetin ırk, sınıf ve etnisite ile birlikte ele alınmasında çok etkili olmuştur.    Bu noktada Türkiye’deki çatışma sürecinin sona erdirilmesi amacıyla kurulan kadın örgütlenmelerinin de dünya deneyimleri için teşkil ettiği önemin altını çizmek gerekir. Kürt Özgürlük Hareketinin 50 yıla dayanan mücadelesi ve buna karşı geliştirilen yıkıcı savaşın ağır sonuçlarına karşı kadınların örgütlü mücadelesine bakıldığında, uzun soluklu ve çok çeşitli örgütlenme biçimlerinin barış sürecinin örülmesinde ve bugün konuştuğumuz ortak toplumsal tahayyülün hayata geçirilmesinde ciddi bir deneyim sunduğunu, aslında neyin nasıl yapılacağına dair bir çizgi oluşturduğunu açıkça görebiliyoruz. Arkadaşıma Dokunma, Barış Anneleri, Cumartesi Anneleri, Barış İçin Kadın Girişimi, Barış İçin Kadın Buluşmaları ve Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifi uzun yıllara yayılan çatışma süreci boyunca kadınların barış ısrarından hiç vazgeçmediğini gösterirken bu konudaki sürekliliği ortaya koyması bakımından da ciddi bir zaman çizelgesi sunuyor. Farklı adlar altında ve farklı biçimlerde olsa da özellikli Türkiyeli feministlerin ve Kürt Kadın Hareketinin eşitlik ve özgürlük mücadelesi ile eş zamanlı olarak sürdürdüğü barış mücadelesinde birlikte ve örgütlü çalışmaları gerçek bir barışın tesisi için gerekli doğrultunun ne olduğunu çalışmaları ile gösteriyor. Bu konudaki farkı görmek için TBMM’de kurulan Komisyon çalışmaları sırasında dinlenen sivil toplum örgütlerinin ve toplum bileşenlerinin talepleri ile yine Komisyon’da dinlenen Barışa İhtiyacım Var Kadın İnisiyatifinin ve TJA’nın raporuna ve sunumda değindiği başlıklara bakmak dahi yeterli olacaktır. Barışın toplumsallaştırılması ve gerçek bir barışın tesisi için kadın özgürlüğü ve toplumsal cinsiyet eşitliği vurgusunun hayati önemine ve yaşamın tüm alanlarındaki özgürlük ve eşitliğin kadınların özgürleşmesi ile olan bağına yapılan vurgunun; esas alınması gereken bütüncül yaklaşımın ta kendisini ortaya koyması bakımından da yol gösterici bir nitelikte olduğunu belirtmek gerekir.    Bu deneyimler ışığında kadınların ortak sözü olarak kabul edebileceğimiz ve tarihsel deneyimlerin de getirdiği bilgi ile barışın hukukunun inşasında ilk aşamada yapılması gerekenlere kısaca bakacak olursak    Şiddetsizliğin ve adaletin tesisi    Negatif barışın bir gereği olarak şiddet halinin ortadan kaldırılması en acil ihtiyaçtır. Kadınların çok öncelere dayanan eşitsizlikten doğan ve güncel olarak ise karşı karşıya kaldığı kırımın etkilerinin “şiddetsizlik” ilkesi gereğince eş zamanlı olarak giderilmesi gerekmektedir. Fiziksel, ekonomik, cinsel, psikolojik şiddet olarak tasniflenen şiddet türlerine eklenebilecek “hukuksal/hukuki şiddet” ya da “yargısal şiddet” çok uzun süredir özellikle kadın örgütlülüğü üzerinde geliştirilmekte, adeta bir özel savaş aracı olarak kullanılmaktadır. Bunun en somut örneğini; Sincan Kadın Kapalı Hapishanesi’nde 2021 yılından beri norm-dışı olarak tarif edilebilecek şekilde geliştirilen uygulamalar olarak göstermek mümkündür.  Türkiye’nin başka hiçbir hapishanesinde örneği olmayan bir biçimde, Sincan Kadın Kapalı Hapishanesindeki kadın politik mahpuslar 2021 yılından beri koşullu salıverilme hakkından yararlanamamakta, mahpusların tahliye hakları elinden alınmaktadır. 30 yıllık bir mahpusun idare ve yargı eliyle özgürlüğünden alıkonulması açık bir şiddetten başka ne olarak tanımlanabilir? Yine kadın kırımına yönelik geliştirilen cezasızlık politikaları hukuksal şiddetin önemli bir görünümüdür. Halihazırda zaten güçsüz olan ceza adaletinin bozulması, kadınların adalete erişimini dezavantajlı tutumlar nedeniyle daha da zorlaştırmakta; kadınlar sıklıkla yargının ikincil şiddetine maruz bırakılmaktadır. Örnekleri çoğaltılabilecek bu uygulamaların giderilmesi için barış politikasında toplumsal cinsiyet eşitliği ve kadınların özgürlük ve güvenliklerinin güvenceye alınması mihenk taşı olmalıdır.    Toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini esas alma   Barışın inşasında yapılacak her yasal düzenleme ve hayata geçirilecek her adım için toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifi esas alınmalı, savaşın erkek egemen sistemin bir sorunu ve sonucu olduğu unutulmaksızın tüm mevzuatın cinsiyet özgürlüğü ile gözden geçirilmesi sağlanmalıdır.    Keza, güncel yürürlükteki mevzuat ve onun uygulanma biçimi olan adli ve idari işleyişin tamamı kadınların yok sayıldığı, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinin yarattığı yıkımın görmezden gelindiği hatta beslendiği bir anlayışla oluşturulmuştur. Bu yönüyle bir bütün olarak toplumsal işleyişe de hâkim kılınması gereken yaklaşımın sağlanması için öncelikle geçiş sürecinde atılacak adımlara dikkat çekmek gerekmektedir. Örneğin; müzakere sürecine kadınların aktif ve etkili katılımını güçlendirecek bir yöntem düşünülmesi gerekenlerin başında gelmektedir. Kadın örgütlerinin kurumsal ve hukuki statülerinin barış sürecinde sürekli kılınacak bir muhatap haline getirilmesi gerektiği tartışmasızdır. Bu tür bir mekanizma kalıcı bir diyalog ve doğrudan katılımın da önünü açacaktır. Yine savaşın doğrudan öznesi olmuş kadınların yaşadıkları ve devamında entegrasyon aşamasında yaşayabilecekleri konusunda özgün durumlar ortaya çıkacaktır. Demokratik Entegrasyon Yasası bağlamında yasanın muhatabı olacak kadınların maruz kalabileceği zorlukların giderimi konusunda düzenlemeler yapılması gerekmektedir. Entegrasyon aşamasında kadınların toplumsal hayata katılımı, karşılaşabilecekleri ekonomik zorluklar ve olası güvenlik sorunları açısından da ayrı bir değerlendirme yapılmalıdır.    Bununla beraber inşa sürecinde kadına yönelik şiddet ve kadın kırımının önlenmesi ile toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmasına yönelik özel, ayrı bir yasal düzenleme seti hazırlığı önemli bir ödev olarak önümüzde durmaktadır. Kanunların içerisine serpiştirilmiş ve uygulamada aleyhe sonuç yaratmaktan öteye gitmeyen, istisnai düzenlemeler açık ve net bir tablo ile ortaya konmalıdır. Ceza mevzuatından infaz düzenlemelerine, kamusal görevlere katılımdan ekonomik ve sosyal hayatın geliştirilmesine ve eğitime kadar, toplumsal cinsiyet eşitliği perspektifini esas alan bir hazırlık yapılması, toplumsal yapının kadın özgürlüğü ekseninde değişim ve dönüşümüne dair hukuki zemine katkı sağlayacaktır.    Kadınların kolektif hafızası ve geçmişle yüzleşme   Adalet ve onarım mekanizmalarında kadınların kolektif hafızasının etkisi yadsınamaz. Geçmişle yüzleşme ve hakikat çalışmaları bağlamında çatışmadan etkilenen kadınlar için adaletin anlamına kavuşacağı, kadınların çatışma deneyimlerinin ne şekilde gerçekleştiğinin kayıt altına alınacağı, daha önceden var olan cinsiyetçi güç ilişkilerinin savaş ile birlikte katlanan etkilerinin tespit edileceği ve yaşanan ihlaller ile telafisinin tartışılacağı bir program oluşturmak zorunludur.    Bu türden bir programın hem yürütücüsü hem de doğrudan öznesinin en çok kadınlar olacağı açıktır. Dolayısıyla yukarıda yer verildiği gibi kurumsal bir diyalog mekanizmasının kurulması ve kadınların hafıza ve tanıklıklarının bu süreçte yürütücülük görevi üstlenmesi hakiki bir barış için önemli olacaktır.    Dönüştürücü adalet    Dönüştürücü Adalet sadece çatışma döneminde yaşanan ihlallerin etkilerini değil, her şeyden önce bu ihlallere olanak sağlayan toplumsal ilişkileri de irdelemelidir ve bu da toplumdaki eşitsiz cinsiyetçi güç ilişkilerinin düzeltilmesini içerir. Çatışma sonrası dönemde toplumsal cinsiyet adaletinin sağlanması için temel prensipler; barışın toplumsal cinsiyet eşitliği ile sağlanabileceğini fark ederek bu noktadan ilerlemek; kadınlara geçiş döneminin tüm safhalarına katılma hakkı tanımak; toplumsal cinsiyet eşitliğine uygun ve cinsler arası eşitliği geliştirecek yasalar oluşturmak; çatışma dönemlerinde kadın ve kız çocuklarına karşı işlenmiş suçların hesap verilebilir olmasını garanti altına alan ve bunların cezasız kalmasına izin vermeyen bir adalet sistemi uygulamak olmalıdır. (Nahla Valji, A Window of Opportunity: Making Transitional Justice Work for Women,)   Sonuç yerine;    Bu sayılanlar, ilk aşamada ödev olarak kabul edilmesi gerekenlerin eksik ve kısa bir özeti olarak kabul edilebilir. Bununla beraber bu adımların pozitif barışın inşası ve devamında yeni bir toplumsal sözleşmenin kurulması için oluşturulması gereken etik politik zeminin tesisinde büyük etkisi olacağı kuşkusuzdur. Çünkü şiddet ve şiddet üreten ilişki biçimleri, eşitsizlikler giderildikçe toplumun ortak bir paydada bir araya gelme olanakları artacak, bu da etik ve politik ilkenin yaşamsallaşmasına katkı sunacaktır. Toplumsal alanda karşılık bulduğu ölçüde toplum kendi normunu tekrar üretebilecek; ilişkilerde üretilen norm, yasa (kod) haline gelerek yasa dışına itilen kadınları, Kürtleri ve tüm ezilenleri yasallık tanımı içine alacaktır. Yani demokratik toplumun yaşayan hukuku kendi demokratik hukukunu üretecek, yatay ve diyalektik bir ilişki ile çoklu hukuk değil demokratik çoğul hukuk hayata geçirilmiş olabilecektir.     *Bu yazı, Jineolojî Dergisi’nin “Kadın ve Barış” dosya konulu 37. sayısından kısaltılarak alınmıştır.