Ayşegül Doğan: Kobanê’ye acil bir şekilde yardım ulaştırılmalı 2026-01-26 14:07:51   ANKARA - DEM Parti Sözcüsü Ayşegül Doğan, HTŞ ve QSD arasındaki mutabakatın hayata geçirilmesi çağrısı yaparken, insani bir felakete yol açan Kobanê kuşatmasına karşı “Kapılar açılmalı, Kobanê’ye acil bir şekilde yardım ulaştırılmalıdır” dedi.   Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) Sözcüsü Ayşegül Doğan, güncel gelişmelere ilişkin genel merkezlerinde düzenlediği basın toplantısında konuştu.   ‘Kobanê düşmedi, düşmeyecek’   Suriye’deki gelişmeler ve Rojava gündemiyle ilgili bir kriz koordinasyon masası kurulduğunu belirten Ayşegül Doğan, kriz masasının çalışmalarını aktardı. Ayşegül Doğan, “26 Ocak, Kobanê’nin IŞİD karanlığından kurtuluşunun yıl dönümü bugün. Kobanê düşmedi, düşmeyecek. Bu kararlılıkla da çalışmalarımız devam edecek. O gün Kobanê’yi kuşatan karanlık, bir karanlık zihniyeti yaymak istiyordu. Onları destekleyen güçlere karşı kadınların öncülüğünde verilen mücadele ise insanlık onuru için verilen bir mücadelenin simgesine dönüştü. Adeta ortak bir vicdana dönüştü. Kobanê, o yüzden karanlığa karşı aydınlığın zaferi; karanlığa meydan okuyan kadınların öncülüğünde cesaretin simgesine dönüşmüş vaziyette. Direnişin sembolü olan Kobanê, işte bu nedenlerle bugün yeniden kuşatma altında. Ve bugünkü kuşatma Suriye ordusuna bağlı güçler tarafından yapılıyor. Bu önemli noktanın altını defaatle çiziyoruz” dedi.   ‘Suriye gündemli ziyaretler yapılacak’   Kobanê’deki duruma ilişkin kesintisiz çalıştıklarını söyleyen Ayşegül Doğan, “Bir yandan diplomatik faaliyetler sürüyor. Bir yandan görüşmeler yapılıyor. Bu hafta içerisinde Eş Genel Başkanlarımız başkanlığında bir heyet siyasi partilerle görüşecek, muhalefet partileri ile görüşecek. Yarın Cumhuriyet Halk Partisi ile görüşecekler. Ondan sonraki günlerde de diğer siyasi partilerle; DEVA Partisi ile, Saadet Partisi ile ve Gelecek Partisi ile de planlanan ziyaretler olacak. Gündem Suriye olacak. Önümüzdeki günlerde yapılacak görüşmelerin ana gündemi Suriye’deki gelişmeler, Rojava’daki izlenimler ve siyaset kurumunun yapması gerekenler olacak. Partimizin bir başka heyeti de aynı zamanda sivil toplum örgütleriyle, demokratik kitle örgütleriyle de görüşecek. Bu ablukanın yarılması ve bu kuşatmanın dağıtılabilmesi için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Yinelemek isterim; bu bir Kürtlük meselesi değildir. Bu bir insanlık meselesidir. Bu, savaş ile barış arasındaki tercih meselesidir. O yüzden çok önemli bir mesele. Bu meseleye tüm bu kimliklerin üstünde insani ve vicdani açıdan yaklaşmak gerektiğini düşünüyoruz” diye belirtti.   ‘Çözüm ve barış arayışlarını bitirmeye dönük girişimler oldu’   Devamında Ayşegül Doğan şunları ifade etti:   “Takdir edersiniz ki geçmişe baktığımızda da bunu görmek mümkün. Türkiye’de ne zaman iç barışa dönük bir arayış olsa, Türkiye’de ne zaman Kürt meselesinin savaş, şiddet ve silah dışı yöntemlerle çözümünün devreye girdiği bir ihtimal güçlü bir şekilde belirse ve bu arayışa yakınlaşmaya dair bir umut da olsa ya da böyle bir beklenti somut hâlde ortaya çıksa, gerek Türkiye içinden gerek dışından her zaman müdahaleler oldu, provokasyonlar oldu. Çözüm ve barış arayışlarını sabote etmeye, süreci bitirmeye dönük girişimler oldu. O yüzden Suriye’de bugün yaşananları, Rojava’daki kuşatmayı bunlardan bağımsız değerlendirmemek gerekiyor. Ve şimdi öncelikli olarak yapılması gereken, Türkiye’yi provokatif bir zemine çekmek değil; aksine çözüm ve demokratik hak arayışına alan açmaktır.   Bakınız günlerdir, herkes ayakta. Kürtlerin, duyarlı insanların, vicdan sahibi insanların kalbi orada atıyor. Nerede kuşatma varsa orada atıyor. Rojava’da atıyor dolayısıyla. Çözüm isteniyor, kalıcı bir ateşkes isteniyor. Demokratik bir Suriye talep ediliyor. İsyanımızın nedeni açık. Yürüyüşler düzenliyorlar. Demokratik tepkilerini ifade ediyorlar. Bu yürüyüşler çeşitli kurum, kuruluş, siyasi parti ve şahsiyetlerin birlikte yol aldığı, yürüdüğü yürüyüşlerdir. Bunlar Türkiye’yi provokatif bir zemine çekmek için değil, aksine bunu yapmak isteyenlere dur demek için yapılan yürüyüşlerdir. Oysa ne görüyoruz? Suruç’tan İstanbul’a kadar bu demokratik tepkiye müdahaleler görüyoruz. Müdahale demek az kalır. Doğrudan saldırı görüyoruz. İnsanların neredeyse doğrudan yaşamlarına kastediliyor. Buradan İçişleri Bakanlığı’na bir daha sesleniyoruz. Bu kadar demokratik tepkileri böylesine orantısız güç kullanımıyla bu şekilde saldırarak, engellemeye çalışarak insanların öfkesini daha fazla kabartmayın. Bunu yapmayın.   Hiçbir duyarlı insan susamaz   Kürtlerin öfkesini zorla bastırmaya çalışmak yerine bu öfkenin nedenini ve sonuçlarını ortadan kaldırmak gerekiyor. Üstelik Türkiye böyle bir yola girmişken yapılması gereken budur. Aksi takdirde acı, kayıp Türkiye’ye hiçbir şey kazandırmadı. Rojava’da sivil insanların yaşamı tehdit altındayken hiçbir duyarlı insan susamaz. Nasıl isyan etmesinler? Yaşanmış onca katliamdan, onca zulümden ve onca zorla yerinden edilmeden sonra nasıl sussun insanlar? Bu haklı itiraza bu tür zorbalıklarla yanıt vermeyin. Bu yıllarca denendi. Buradan bir yol açılmıyor. Açılmayacak. Provokasyon ve kışkırtmalara karşı tüm kesimleri sorumlu davranmaya davet ediyoruz. Bakınız dün akşam Tarsus’ta olanlar 24 yaşında gencecik bir insanın hayatına mal oldu. Baran Abdi katledildi. Baran Abdi Suriyeli bir Kürt. Muhtemelen Suriye’de yaşanan savaştan sonra göç etmek zorunda kaldı. Ve ölüm, katliam, katledilme geldi kendisini nerede buldu? Mersin’in Tarsus ilçesinde buldu. 24 yaşında bir genç. Valilik ne yapıyor? Açıklama yapıyor. Savcılık soruşturması henüz tamamlanmamış. Olay yerindeki kamera kayıtları incelenmemiş. Tanık beyanları ve diğer maddi deliller toplanıp değerlendirilmemiş. Bunların hiçbiri yokken Mersin Valiliği açıklama yapıp olanların hukuken ilerletilmesi gereken süreç işletilmeden olayları hızlıca açıklıyor. Soruşturma yükümlülüğüne aykırı bir şekilde davranıyor. Bu doğru değil. Sorumlu davranmamız gereken bir zamandan geçiyoruz. Bu sorumluluğa öncülük etmesi gerekenler siyasetçiler, hak savunucuları, sivil toplum örgütleri, yaşam hakkı savunucuları ama en önce bu ülkeyi yönetenlerdir. Bu ülkeyi yönetenler provokasyonlara karşı tedbir almalıdır. Sorumluluk geliştirmelidir. Yine mesela Diyar Koç. Hapishane koşullarında tutulamayacak bir halde tutuklandı. Bunları yapmaya devam etmeyin. Bunları yapmaya devam ettiğiniz zaman o derin kırılmaları daha da derinleştirirsiniz. Bu da DEM Parti olarak uyarımız.   Suriye’de sorunlar diyalog ve müzakere yoluyla çözülmelidir   Çok kritik bir dönemden geçiyoruz. Çok uzun süren bir iç savaştan çıkmış bir ülkeden bahsediyoruz. Suriye hâlen bu savaşın izlerini taşıyor. Yeni bir iç savaş denemesine izin vermemek gerekiyor. Kürt-Arap ya da Türk-Kürt çatışması çıkarmak isteyen karanlık odaklara karşı Rojava’yla dayanışmayı yükseltmek gerekiyor. Suriye’nin demokratik bir rejim olarak şekillenmesi gerektiğini söylüyoruz. Suriye’nin demokratik bir rejime kavuşana kadar Türkiye’nin özellikle sorumlu, yapıcı bir rol oynaması gerektiğini söylüyoruz. Demokratik Suriye rejiminin Suriye’de yaşayan farklı kimlik ve inançların haklarını anayasal güvenceyle tescil etmesi gerektiğini söylüyoruz. Ve özgürce, eşit koşullarda haklarının tanındığı bir ülke olmalı Suriye. Suriye’de bunların olabilmesi için de Türkiye öncülük yapmalı. Böyle bir misyon üstlenmeli. Askeri bir zihniyetle ya da silah tehdidiyle ya da güvenlikçi bir paradigmayla Suriye’de demokrasi, istikrar ve barış sağlanamaz. Esas olan diyalog, müzakere ve diplomasidir. Bizim için de vazgeçilmez olan yaklaşım tüm sorunlar için budur. Yeni dönemin stratejisi de böyle olmalı. İttifaklar da böyle kurulmalı. Bizim teklifimiz de budur.   İnsanlık dışı kuşatma son bulmalıdır   Suriye Demokratik Güçleri Komutanı Mazlum Abdi dün akşam bir televizyon kanalına verdiği söyleşide yaşananlara ilişkin son bilgileri de, merak edilenleri de paylaştı. Çok açık bir biçimde diyalogtan, müzakereden, ateşkesin uygulanması gerektiğinden yana olduklarını söyledi. 18 Ocak mutabakatının hayata geçirilmesi gerektiğini ve tüm tarafların buna uyması gerektiğini söyledi. Şimdi biz de diyoruz ki, Suriye’deki Kürt bölgesini soluksuz bırakan, insanlık dışı kuşatma artık son bulmalı. Çocukların donarak ölmesine kimse ama kimse seyirci kalmamalı. Eğer çocuklar donarak ölüyorsa peki biz siyasetçiler ne yapıyoruz? Bu soruyu herkes kendine sormalı ve bunun önünü almalı. Endişeyle izlemek yetmez. Endişeyle izlemek yerine aktif bir pozisyon alarak tüm olanaklar insani yaşam koridorlarının açılması için değerlendirilmeli.   Kapılar açılmalı, Kobanê’ye acil bir şekilde yardım ulaştırılmalıdır   Şu anda orada büyük bir insanlık krizi yaşanıyor. İlaç yok. Sağlık krizi var. Barınma krizi var. Gıda krizi var. Yani beslenme. İnternet yok. Hiçbir şeye erişim yok ve kuşatma altında bir Kobanê’den bahsediyoruz. Böyle bir günde, 26 Ocak’ta, Kobanê’nin özgürleşmesinin 11. yılında böyle bir insanlık krizinden bahsediyoruz. Bu krizin büyümesini kimse seyretmemeli. Yapılacaklar da belli. Mürşitpınar Sınır Kapısı açılmalı. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılması için neden inisiyatif kullanılmıyor? Buradan DEM Parti olarak çağrımız; sınır kapılarının açılmasıdır. Nusaybin Sınır Kapısı da açılabilir. Mürşitpınar Sınır Kapısı’nın açılıp Kobanê’ye acil bir şekilde yardım ulaştırılmasıdır. Bu insani yardım koridoru bir an önce açılmalı. Sokaklardaki zorbalığa son verilmeli. Kürtlerin öfkesi kabartılmamalı ve bu kırılma derinleştirilmemeli.   Ateşkes önemli, bu süreçte mutabakat hayata geçirilmeli   Biz DEM Parti olarak ateşkesin uzatılmasını son derece önemli buluyoruz. Bu süre zarfında mutabakatın hayata geçirilmesini sağlamak gerekiyor. Ve hayata geçirilmesini sağlamak için de tüm imkânlar, tüm olanaklar kullanılmalı. Zamana yayma, başka hesaplar için zaman kazanma ya da oyalama hesapları yapılmamalı. Tüm taraflar ortak mutabakata uygun davranmalı. Sahada yine çatışma ya da yeniden silahların konuşması bir iç savaş denemesi… Bunlara kesinlikle alan açılmamalı. Suriye’nin geleceği açısından son derece tehlikeli olur. Bu tehlikenin müsebbibi ya da ortağı olmamak gerekir. Bu, insanlık tarihinin affetmeyeceği bir suç olur. Böyle bir suça ortaklık yerine bu suçu organize edenleri, isteyenleri boşa çıkarmak için diyalog ve müzakere kanallarını güçlendirmek gerekir. Kolaylaştırıcı ve garantör ülkeler de buna uygun bir şekilde hareket etmeli ve kalıcı barışın sağlanması için çaba göstermeli.   Kürtlüğün her türü suçtur diyorsunuz   Yalnızca bunları yaşamıyoruz; sokaklarda haksız gözaltılar, tutuklamalar da var. Yani demokratik protesto hakkını kullandığı için insanlar yalnızca gözaltına alınmıyor, tutuklanıyor. Bundan vazgeçilmeli. Bir de kadınların saç örgüsü korkuttu belli ki. Buradan da bir suç icat edilmeye çalışılıyor. Ya Kürtlüğün her türü suçtur diyorsunuz. Bakınız mesaj Kürtlere böyle ulaşıyor. Dünyanın dört bir yanında yaşayan Kürtler, yüzünü bugün Ankara’ya dönmüş olan Kürtler şu soruyu soruyor: Ankara, Kürtlerin kazanımlarını böyle önemli bir tarihsel kırılma zamanında bir tehdit olarak mı kabul edecek, yoksa bunu kendi kazanımı olarak mı görecek? Bu sorunun yanıtını vermenin ve bu kararı stratejik bir şekilde vermenin zamanı. Bizim talebimiz, isteğimiz; bu sorunun yanıtının stratejik bir şekilde demokratik bir çözümden yana verilmesi ve kazanımların korunması için Ankara’nın sorumluluk üstlenmesidir.   Toplanan yardımların ulaştırılması için kapılar açılmalı   İnsani yaşam koridoru açılmalı dedik ama bir yandan şunu da merak edenler var. Biliyoruz bu yardımlar nasıl ulaştırılacak. İşte o yüzden kapılar açılmalı. Son olarak bunu tekrar etmek istiyorum. Kapılar açılmalı ve bir an önce bu yardımların ulaştırılması sağlanmalı. Ayrıca pek çok kurumun da bu yardımların koordinasyonu için açıklamaları var. Mesela Diyarbakır Kent Koruma ve Dayanışma Platformu’nun böyle bir açıklaması var. Kobanê’ye insani yardım koridorunun açılması konusunda yetkililerle yaptıkları görüşmelerden de bahsediyorlar. Ama aynı zamanda hazır olduklarını da söylüyorlar. Yine işte yerel yönetimler bu konuda bir açıklama yaptı. Yerel Yönetimler Kurulu olarak bu hazırlıkları kolaylaştırmak, koordinasyonunu sağlamak, organizasyonuyla ilgili gerekli kolaylaştırıcı rolü üstlenmek için herkes adeta seferber olmuş vaziyette. Toplanan yardımlar da var. Bunları da ulaştırabilmek için bir an evvel bu kapıların açılması gerekiyor.”