ABD Senatosu’nda Suriye’nin geleceği: Kürtler için güvence çağrısı 2026-02-10 22:50:59   HABER MERKEZİ – ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi’nde Suriye’nin geleceğine ilişkin düzenlenen resmi oturumda, Kürtlere ve diğer toplumsal bileşenlere yönelik ihlallerin artabileceği uyarısı yapıldı.   ABD Senatosu Dış İlişkiler Komitesi, Esad yönetiminin devrilmesinin ardından Suriye’nin geleceği ve ABD’nin izleyeceği politikaya ilişkin açık ve resmi bir oturum gerçekleştirdi.   Oturumda konuşan ABD Temsilciler Meclisi Uluslararası Din Özgürlüğü Komitesi eski başkanı Nadine Maenza, yeni iktidarın politikalarında önümüzdeki dört yıl içinde temel bir değişiklik yaşanmaması halinde yeni katliamların kaçınılmaz olacağı uyarısında bulundu.   ABD Kongresi’ne verdiği ifadede Nadine Maenza, son dönemde Suriye’nin resmi güvenlik kurumlarına katılan güçler tarafından Kürt savaşçıların katledildiğine ve işkenceye maruz bırakıldığına dair “korkunç kanıtlar” bulunduğunu söyledi. Bunun ciddi bir alarm işareti olduğunu vurguladı.   Nadine Maenza, “Kürtleri Kurtarma Yasası”nın kabul edilmesi çağrısında bulunarak, ABD’nin Şam ile ilişkileri normalleştirmesinin ya da herhangi bir yakınlaşmanın, Kürtlerin çoğunlukta yaşadığı bölgelerin korunmasına yönelik somut garantilere bağlanması gerektiğini ifade etti.   Ayrıca Suriye Demokratik Güçleri (QSD) tarafından inşa edilen çok taraflı yönetim modelinin, “İslamcı” unsurların yeni Suriye devlet kurumlarında komuta pozisyonlarını ele geçirmesiyle tehdit altında olduğunu belirtti.   QSD–Geçici Hükümet anlaşmasına temkinli yaklaşım   Nadine Maenza, QSD ile Geçici Suriye Hükümeti arasında 30 Ocak’ta imzalanan anlaşmaya da değinerek, anlaşmanın uygulanma düzeyi netleşmeden kapsamlı bir değerlendirme yapılamayacağını söyledi.   Nadine Maenza, Kürtlerin yalnızca sembolik biçimde temsil edilmesinin ve savaş suçlarıyla suçlanan, uluslararası yaptırımlara tabi isimlerin üst düzey görevlere getirilmesinin, eşit yurttaşlık vaatlerini Kürtler açısından varoluşsal bir tehdide dönüştürdüğünü kaydetti.   Andrew Tabler: Meşruiyet riski büyüyor   Yakın Doğu Politikaları Enstitüsü araştırmacısı Andrew Tabler ise Suriye’deki geçiş sürecine ilişkin değerlendirmesinde, Şam’daki yönetim modelinin hala son derece merkeziyetçi olduğunu söyledi.   QSD ile Şam arasında imzalanan anlaşmaya rağmen Kürt aktörlerin ulusal diyalog sürecinin dışında bırakılmasının, Kuzey ve Doğu Suriye’de kurulması hedeflenen yeni sistemin meşruiyetini zayıflatacağını belirten Andrew Tabler, güvenlik güçlerinin entegrasyon sürecinin gerçek kurumsal reformlardan çok “bayrak kaldırma”ya benzediğini dile getirdi.   ABD’nin Şam’la yürüttüğü müzakerelerde “iyi polis–seçici kötü polis” yaklaşımı benimsediğini belirten Andrew Tabler, Washington’un QSD’yi ve Kürtleri yeni askeri müdahalelerden korumak amacıyla yaptırımları baskı aracı olarak kullanmayı sürdürmesi gerektiğini dile getirdi.   'ABD’nin ahlaki sorumluluğu var'   ABD’nin eski Suriye Özel Temsilcisi James Jeffrey, Washington’un Suriye’de ahlaki bir sorumluluğa bağlı kalması gerektiğini söyleyerek, Geçici Suriye hükümetinin Kürt müttefiklere karşı olumsuz adımlar atmaması gerektiğini vurguladı.   30 Ocak’ta imzalanan anlaşmanın yürürlükte olduğunu hatırlatan James Jeffrey, ABD’nin Kürtlerin haklarının aktif garantörü olması gerektiğini ifade etti.   Mara Karlin: Kürtçenin tanınması hayati   Johns Hopkins Üniversitesi’nde uygulamalı öğretim üyesi ve Brookings Enstitüsü’nde misafir araştırmacı olan Dr. Mara Karlin, Geçici Suriye Hükümeti’nin merkeziyetçi bir “birleşik Suriye” modeli dayattığını, buna karşılık QSD’nin merkezi olmayan bir yönetim modelini savunduğunu söyledi.   Mara Karlin, Kürtler açısından gerçek entegrasyonun, siyasi ve kültürel geleceklerini güvence altına alacak somut bir güvenlik duygusuna bağlı olduğunu vurguladı. Kürtçenin ulusal bir dil olarak tanınmasının önemli bir işaret olduğunu belirten Mara Karlin, ABD ve uluslararası toplumun yeni saldırılara izin vermemesi gerektiğini kaydetti.