Dicle Üniversitesi öğrencilerinden saldırılara tepki 2026-04-17 14:25:21   AMED - Okullara yönelik saldırılara dair açıklama yapan Dicle Üniversitesi öğrencileri, “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, istifa etmek için daha kaç öğrencinin can vermesini bekliyor?” diye sordu.    Dicle Üniversitesi öğrencileri, Riha ve Mereş’te okullara yönelik gerçekleştirilen saldırılar ile Ege Üniversitesi ve Hacettepe Üniversitesi’nde ülkücü grupların gerçekleştirdiği saldırılara Fen Fakültesi'nden rektörlüğe doğru yürüyüş gerçekleştirdi. Rektörlük önünde, “Li dijî perwerdehîya bê ewleh, Li her derê tekoşînê bilind bike!” pankartı açıldı.  Açıklamaya çok sayıda üniversite öğrencisi katılırken öğrenciler adına Türkçe basın metnini Serhat Tanılır okudu.   ‘Devlet eliyle büyütülen şiddet sarmalının sonucu’   Son dönemde eğitim kurumlarında tırmanan şiddetin, linç ve katliam silsilesine karşı tek ses olmak ve sistematik hale gelen güvenlik zafiyetlerini teşhir etmek ve özgür eğitim alanlarını savunmak için burada olduklarını belirten Serhat Tanılır, “Geçtiğimiz günlerde Siverek ve Kahramanmaraş’ta okullara düzenlenen saldırılar sonucu bir eğitim emekçisi ve sekiz arkadaşımızı kaybettik. Kahramanmaraş’ta eski bir polisin evindeki mühimmatın, bir çocuk tarafından profesyonelce kullanılabilmesi, münferit bir olay değil; devlet eliyle büyütülen bir şiddet sarmalının sonucudur. Bu saldırılar, saldırganların kişisel ruh halleriyle ya da magazinel detaylarla açıklanamaz. Bireysel silahlanmanın önünün açıldığı, şiddetin her gün yeniden üretilip ödüllendirildiği bu sistemde yaşananlar; faillerin cezasızlıkla zırhlandırıldığı bir politikanın ürünüdür” dedi.    ‘Saldırılar tesadüfi birer asayiş sorunu değil’   Ege ve Hacettepe Üniversitelerinde ülkücü grupların öğrencilere saldırdığını ve ülkücü grupların polisler ve güvenlik birimleri tarafından koruma altına alındığını anımsatan Serhat Tanılır, “Sistematik hale gelen bu saldırılar, tesadüfi birer asayiş sorunu değil; sistemin bizzat kendi eliyle örgütlediği bir sonuçtur. Dicle Üniversitesi’nde de benzer bir tabloyla karşı karşıyayız. Ancak çözümün, üniversiteleri açık cezaevine çevirecek ‘güvenlikçi politikalar’ olmadığını biliyoruz. Fakültelerin birbirinden tecrit edilmesi, öğrencilerin hareket alanının turnikelerle kısıtlanması ya da 7 yılını dolduran uzman çavuşların okullara ‘güvenlik’ adı altında yerleştirilmesi, güvenliği değil, öğrenci üzerinde baskıyı artıracaktır. Biz biliyoruz ki; demokratik haklarını savunan öğrencilerin karşısına yüzlerce kolluk dikenler, faşist çeteler palalarla kampüse girdiğinde kör ve sağır kalmaktadır” diye belirtti.      ‘Okulları güvenlik kılacak şey öğrencilerin örgütlü birliğidir’   Serhat Tanılır şöyle devam etti: “Rojin’in ölümünde sorumluluk almayan bakanlıkların, çözümü ailelere mesaj atmakta araması acizliğin göstergesidir. Gerçek güvenliğin yolu; polisiye tedbirlerden değil; özerk, demokratik ve özgür bir üniversiteden geçer. Bizleri korumayan, aksine hak arama mücadelemizde karşımızda duran bu ‘güvenlik’ anlayışı; yarın yine katilleri durdurmak yerine bizleri hedef alacaktır. Okullarımızı güvenli kılacak olan şey, uzman çavuşlar veya demir turnikeler değil; öğrencilerin örgütlü birliği ve dayanışmasıdır.”    ‘Yusuf Tekin daha kaç öğrencinin can vermesini bekliyor?’   “Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin, istifa etmek için daha kaç öğrencinin can vermesini bekliyor?” diye soran Serhat Tanılır, “Eski bir polis memurunda bir katliamı mümkün kılacak kadar mühimmatın bulunmasının hesabı sorulacak mı? En küçük öğrenci etkinliğinde ordulaşan kolluk güçleri, faşist çetelerin palalarla kampüslere girmesine neden göz yumuyor? Yüksek Öğretim Kurulu (YÖK), kampüsü öğrenciye kapatan ama dışarıdan gelen tehditlere açık bırakan bu çarpık yapıya karşı ne zaman sorumluluk alacak” sorusunu sordu.