Komünal yaşamın inşasını birlikte örelim! 2026-07-24 09:07:05   “Kadın zamanı,  aynı zamanda özgürlük zamanıdır. Özgürlük ise soyut değildir, özgürlük komün örgütlenmesi ve bilincidir. O zaman kadın zamanı, tam da özgürlüğü inşa zamanıdır, özgürlüğü komünlerle inşa etme zamanıdır.”   Çiğdem Doğu    2026 8 Martı’nda startını verdiğimiz “Şimdi Kadın Zamanı” hamlesinin üzerinden dört ay geçti. Dünyada ve bölgemizde çalkantılı gelişmelerin yaşandığı bir süreçte startı verilen Kadın hamlemiz esasında bu tarihsel gidişata da bir müdahale anlamını taşımaktaydı.  Kuşkusuz bu Kürt kadın özgürlük hareketinin ilk defa gerçekleştirmiş olduğu bir hamle değildi. Toplumsal alanda, zaman ve mekanı özgür kadın örgütlenmesi ve perspektifi ile ele alan ilk hamle, Bakur’da 2008 yılında başlatılan, “Biz kimsenin namusu değiliz, namusumuzu özgürlüğümüzdür” hamlesidir. Ki bu hamle, sloganından içeriğine, eylemine birçok yönüyle önemli bir etki yaratmış. Var olan kalıpları sarsmış, farklı kesimlerde ciddi tartışmalara yol açmıştır. Bir ufuk oluşturdu. Bu açıdan kadın hareketinin hamlesel geçmiş ve karakterine yeni bir boyut katmış, daha sonraki yıllarda belli dönemlerde süreklileşecek olan bir geleneğe yol açtı .     Dönemlerin ihtiyaçları doğrultusunda belirlenen şiarlarla, kadınların yaşadığı sorunlara işaret edilerek çözüm gündemleri, eğitim-örgütlenme-eylem gündemleri oluşturulmaya çalışıldı. Her bir hamle süreci, kendi zaman diliminde önemli gelişmelere yol açmakta. Kadın gündemini belirlemiş, aynı zamanda cinsiyetçi egemen erkek zihniyetin kadına dair yaptıklarını açığa çıkartıp deşifre etmiş, bu yönlü toplumsal bilinç geliştirip ve büyütmüştür.    Bu geleneğin ürünü ve devamı olan, “Şimdi kadın zamanı” hamlesi, hem bu geleneğe ivme kazandırma ve hem de sadece dönemsel kalmayıp geleceğe dönük strateji geliştirme amacındadır. Bu açıdan hamlesel yaklaşımda zaman ve mekan olgusu çok önemlidir. Tüm kadın yapılarının hamlesel yaklaşımın zaman felsefesi, mekan felsefesi nasıl olmalı, süreklileşen ve sonuç alıcı tarz nasıl geliştirilmeli üzerine daha profesyonel bir yaklaşım geliştirmesi önemlidir. Hangi zaman ve mekanda, hangi yöntemle hamle çıtasını yükseltebilir, en etkili olabilecek tarz ve üslubu geliştirebilir, tempo kazanılabilir sorularını sorarak, hamleyi mutlaka istikrar ve sürekliliğini sağlanabilinmelidir. Şu çok net bilmelidir ki çalışma tarzında yaratıcılık, istikrar ve süreklilik ile buluşma olursa, orada mutlaka büyük başarılar olmaktadır.    İçinde bulunduğumuz dönemin öneminden kaynaklı, devrimsel sıçramalara yol açacak nitelikte çalışmak ve bu çalışmanın sonuçlarını bütün topluma mal etmek, dönüşüme vesile yapmak için zengin eylem çizgisiyle zorlamak gerekir. Tüm bunlar da etik-estetik ilkesiyle çekici kılarak hayata geçirmelidir. Eğer hamle çalışmaları, toplumu dönüşüme zorluyorsa ve iz bırakıyorsa, o zaman sonuç almış demektir. Hamle çalışmaları onun kapsadığı önem temelinde ele alınırsa, etki düzeyi devrimsel gelişmelere yol açabilecek düzeydedir. Onun için hamleleri önemsemek ve önemi düzeyinde anlam yüklemek, hamlenin toplumsallaşmasında büyük bir rol oynamaktadır. Toplumsallaşan hamleler, toplumun her kesimini etkiler ve sonuç alıcı ve başarılı olacaktır.    Peki şimdi hangi kadın zamanıdır?   O zaman “şimdi hangi kadının zamanıdır” diye bir sormak gerekiyor. Bu can alıcı soruya bir çok yanıt vermek mümkün. Şayet böyle yanıtlarsak yerinde olur;  şimdi demokratik ulus olma zamanı,  şimdi demokratik ulusal birliği geliştirme zamanı. Şimdi ana dilimizi konuşma zamanı. Şimdi doğamızı koruma zamanı. Şimdi tarihimizi ve geleceğimizi koruma zamanı. Şimdi komünlerle kadın katliamlarını durdurma zamanı. Şimdi öz savunma bilinci ile kendini örgütleme zamanı. Şimdi  kendini eğitme zamanı. Şimdi egemen erkeğin-devletin aşkı genç kadınlara karşı silah-tuzak olarak kullanmasına karşı baş kaldırma zamanı. Şimdi kız çocuklarını komün zihniyeti ile yetiştirme zamanı. Şimdi kadınların hayatını hukuksal olarak koruma ve garanti altına alma zamanı. Şimdi DAİŞ zihniyetini taşıyan cihatçı şeriatçı HTŞ hükûmetini teşhir edip, her alanımızda YPJ’yi ve YPJ etrafında örülen kadın devrim kazanımlarını sahiplenme ve yarattığı mirası koruma zamanı. Şimdi İran’daki idamları ve kadın soykırımını durdurma, Jin Jiyan Azadi devrimini sahiplenme, geliştirme zamanı. Şimdi Şengal’deki kadın devrimi kazanımlarını koruma ve Şengal’deki toplum sisteminin ve öz savunma güçlerinin statüsünü kabul ettirme zamanı.  Kuşkusuz kadınlar olarak yoğunlaşması gereken mücadele alanları salt bunlardan ibaret değil. Yaşama her yanıyla soykırımın dayatıldığı bu acımasız çağda kadın mücadelesinin odaklanması gereken bir konu ve görev olmakta.    Ancak “Şimdi Kadın Zamanı” hamlesi, başta belirtildiği gibi öncelikle Önder APO’nun başlatmış olduğu “Barış ve Demokratik Toplum” sürecinin başarıya ulaşmasını hedeflemektedir. Bunun için de “Barış ve Demokratik Toplum” Manifestosu temelinde yeniden yapılanma, örgütlenme ve eylemselleşme doğrultusunda çalışmayı esas almaktadır. Hamle bu yanıyla Önder APO’nun fiziki özgürlüğüne ve kadın özgürlüğünü inşa etmeye odaklanarak ivme kazanmalıdır.    Kadın zamanına gerekli olan nedir?    Peki bu zamana, yani kadın zamanına gerekli olan nedir? Kadın zamanını hangi ruhla, hangi akılla, hangi pratik-politikayla, stratejiyle öreceğiz? Biz kadınlar olarak stratejik düşünüp stratejik çalışacaksak, nereden başlayıp nereye doğru hamlesel yürümemiz gerekir? Önder Abdullah Öcalan Manifestosun’da  Buda’nın “sırttaki hançer” örneğini vermektedir, “sırtta hançer varken başka neyle uğraşabilirsin” diye soru sormakta, önce sırttaki hançeri çıkartmanın stratejisini geliştirmenin önemine vurgu yapmaktadır. Toplum yaşamının ve çağımız sorunlarının temelinde, kadının köleleştirilmesi var ise, o zaman sırttaki hançer kadının köleleştirilmesi, köle bırakılmasıdır. Sırttaki hançeri çıkarmak, kadını köle olmaktan çıkartıp onun özgür yaşayabileceği özgürlük sistemini inşa etmektir. Hamleyi, aynı zamanda bu kapsamda görmek ve ilerletmek çok önemlidir. Hamle bu anlamda toplumun-insanlığın sırtındaki hançeri çıkarıp yaralarını sarma, iyileştirme ve özgürleştirme hamlesidir. Ama tabii ki  bunu geliştireceği özgürlük ve komün bilinciyle, örgütlenmesiyle, eylemselleşmesiyle, sistemleşmesiyle başaracaktır. Bunun başarılması halinde  “Şimdi Kadın Zamanı” hamlesi, toplumla, kadınlarla komünleşme temelinde buluşma hamlesine dönüşecektir. Cinsiyetçilik ile kurumsallaşan aile gerçekliğini, gelenekselleşen kölelik zincirlerini, kadın dinamiğini zamana katarak aşabilir, özgürlük yollarını açabilir.     Peki neler yapılabilir?     Tüm mücadele alanlarında toplumsal sorunların çözüleceği ve kadın iradesini açığa çıkartacak derin tartışmaları örgütlemek önemlidir. Bu tartışmalar sokaklardan evlere, kurumlardan köy-kentlere, okullardan fabrikalara, tarlalara, zozanlardan ormanlara kadar en geniş mekanlara yayılarak yapılabilmelidir. Yine tartışmaları belli bir kesime hapsetmeden, işçi-köylü, kadından tutalım aydın, yazar, öğrenci, öğretmen, memur, ev kadını, doktor vb. tüm kesimleri kapsayacak biçimde çalışmalar örgütlenmelidir.    Dolaysıyla Kürdistan’ın tüm parçalarında devletler ve erkek egemen güçler tarafından büyük bir özel savaş yürütülmekte. Özellikle de kadınlar, genç kadınlar üzerinden bu savaş geliştirilmektedir. Narin örneğinde olduğu gibi çocuklar da bu özel savaşın pençesindedir. Hamlenin çok önemli bir boyutu da bu kadınlar üzerindeki özel savaşın boşa çıkarılıp teşhir edilmesi, çeşitli biçimlerde hesap sorulmasının sağlanmasıdır. Kadın katliamlarının her türüne karşı hem hukuki olarak ve hem de öz savunmasal olarak hesap sormak, peşini bırakmamak, hem ulusal ve hem de evrensel bir sorumluluk olmak önümüzde durmaktadır.    Özellikle son yıllarda Kuzey Kürdistan’da özel savaş yöntemi olarak Kürt yurtsever ailelerin çocukları özel hedeflenmektedir. Uzman çavuşlar, polis ve askerler, korucular, Kürt genç kızlarının duygularını istismar ederek tuzağa düşürmekte ve ardından katletmektedir. Katletmediğini de ajanlaştırarak kullanmaya çalışmaktadır. Gülistan Doku, Rojin Kabaiş, Rojwelat Kızmaz katliamları, bu sorunun ne denli büyük bir soruna dönüştüğünün trajik örnekleridir. Biz bu olaylara tekil bir biçimde sadece kadın cinayeti diyemeyiz, burada yaşanan kadın katliamı ve soykırımıdır.    İşte sırttaki hançer budur, yani kadın kırımıdır. Kastik katil sistem, kadın kırımı ile toplumsallığı, özgür-eşit ve anlamlı yaşamı öldürmeyi esas alıyor. Jin’in katledilmesiyle, jiyan ve azadi de katlediliyor. Bu açıdan kadınların sadece “kabul etmiyoruz” demesi, sadece protesto etmesi yetmemektir. Asıl olan kadınları koruyacak, bu katliamları önleyecek çalışmalar, örgütlenmeler geliştirmektir.  Kadınlar yaşamın tüm alanlarında kendini örgütlemeye ağırlık vermeli, kendilerini çeşitli biçimlerde eğitmeli bunun üzerinden örgütlenme zeminlerini örmelidir.    Şu çok iyi bilinmelidir ki hamlenin merkezinde eğitim çalışmaları olduğunu ve eğitim faaliyetleri, seminerler, paneller, atölyeler, kamplar biçiminde çok yaratıcı bir biçimde örgütlendirilmesi önemlidir. Evlerden tutalım okullara, iş yerlerine, komün evlerine, ormanda, deniz kenarında, sokak ortasında, bir binada, kurumda vb. her yerde yapılabilinir. Bu kadar ağır cinsiyetçi sorunlar, kadın katliamları karşısında salt yürüyüşler, protestolar yeterli olmayacağı için eğitimi ve bilinçlenme çalışmalarını esas almalıyız. Çünkü eylemlerin sürekliliğinin de kaynağı bilinçtir, eğitimdir.    Farklı halklardan ve kesimlerden kadınların bir araya gelerek birbirlerini eğitmeleri   çok önemlidir. Örneğin bir anneyi, nasıl annelik yapması gerektiği konusunda aydınlatmak, kızlarını ve oğullarını nasıl yetiştirmesi gerektiği konusunda eğitmek, çok anlamlı bir çalışma ve eğitim olacaktır. Ancak şimdiye kadar hiç böyle bir çalışma olmamış, yapılmış olsa da süreklilik kazanmamıştır.  Ya da annelerle kızlarını bir araya getirip bir tartışma platformunu oluşturmak, çok önemli bir bilinçlenme zeminini geliştirecektir. Yine kadınlar, genç kızlar, çocuklar kendilerini nasıl korumalı, neler yapmalılar üzerine eğitimler can alıcı bir öneme sahiptir. Özcesi yöntemler, biçimler çoktur, ancak bizim esas anlatmak istediğimiz husus; toplumda ölçü yaratacak, ahlak ve kültür oluşturacak tarzda hamlesel çalışmalar yapmaktır. Bu nedenle hamle kültür ve ahlak yaratma ve yaygınlaşmasını amaçlıyor.    Etik-estetik bilinç hayati önemde    21. Yüzyılda bilimcilik temelinde yaşanan gelişmenin zirvesi olarak görülen yapay zekâ, en fazla doğaya, topluma, toplum ve birey yaşamına karşı kullanılmaktadır. Özellikle de savaş, istihbarat, özel savaş, daha da özelde kadın ruhu ve bedenine karşı korkunç biçimlerde kullanılmakta, bu biçimiyle toplum toplum olmaktan, kadın kadın olmaktan çıkmaktadır. Büyük bir yabancılaşma, savaşla her güzelliğin ve anlamın kökünü kurutma, esas bir strateji olarak geliştirilmektedir. Bilinmelidir ki kadınlarda kazanılan her bilinç, bir kadının veya birçok kadının hayatını kurtaracaktır.  Bu açıdan jineolojinin açığa çıkardığı öz bilinç  çalışmalarının kazandırdığı etik-estetik bilinç hayati bir öneme sahiptir.    Tabii bizler paradigmasal olarak kadın gerçekliğini kendisini bir ulus olarak da ele alıyoruz. Herkesin kendi ulusal, dinsel, etnik vb. kimliğini koruduğu daha geniş bir çatı altında, kadın ulusu çatısı altında ortaklaşan bir kadın doğası-gerçekliği var.  Tüm dünyayı, kadın ulusu kavramsallığıyla kaynaştırmak, oldukça anlamlı ve derinlikli bir yaklaşım olacaktır. Hamlemizin birde yanıyla evrensel bir anlam taşımaktadır. Evrensel yanını da gözeten bir eylem ve örgütlenme anlayışının tüm alanlarda esas alınması gerekiyor.    Özgürlük komün örgütlenmesidir    Sonuç olarak; Kadın zamanı,  aynı zamanda özgürlük zamanıdır. Özgürlük ise soyut değildir, özgürlük komün örgütlenmesi ve bilincidir. O zaman kadın zamanı, tam da özgürlüğü inşa zamanıdır, özgürlüğü komünlerle inşa etme zamanıdır. “Şimdi Kadın Zamanı” hamlemizle Önderliğin başlatmış olduğu Barış ve Demokratik Toplum Sürecini, birleştirerek erkek egemenliğinin, devletlerin yaydığı her tür şiddete karşı komünümüzle-örgütlülüğümüzle, barışın, özgürlüğün inşacıları olalım!