‘Barış sürecinde dil eşitsizliği ortadan kaldırılmalı’ 2026-09-06 09:02:17    Pelşin Çetinkaya    AMED - Eğitim Sen Amed 1 No’lu Şube Eşbaşkanı Saliha Zorlu, Kürt çocuklarının anadillerinden uzak bir eğitim sistemine mahkûm edildiğini belirterek, barış sürecinde “kök sorun” olarak tanımladığı dil eşitsizliğinin ortadan kaldırılması gerektiğini söyledi. Saliha Zorlu, anadil temelli çok dilli eğitim ve Kürtçe eğitim için hukuki düzenleme çağrısı yaptı.   2026-2027 eğitim-öğretim yılı milyonlarca öğrenci için yeni bir dönemin başlangıcını ifade ederken, Kürt çocukları açısından yıllardır değişmeyen bir gerçek yeniden gündeme geliyor. Kürt çocukları, dünyayı anlamlandırmaya başladıkları, ilk kelimelerini öğrendikleri ve kendilerini ifade ettikleri anadillerinden uzak, tek dilli bir eğitim sistemiyle yeni eğitim yılına başlıyor. Bir çocuğun düşünme, öğrenme ve kendisini ifade etme sürecinin temel unsurlarından biri olan anadil, eğitim hakkının ayrılmaz bir parçası olmasına rağmen Kürtçe, eğitim sistemi içerisinde hak ettiği yeri bulamıyor. Kürtçenin eğitim dili olarak kabul edilmemesi, çocukların anadillerinde eğitim alma hakkının sınırlandırılmasının yanı sıra dilin kuşaktan kuşağa aktarılmasını, kültürel belleğin korunmasını ve çocukların kendi kimlikleriyle eğitim sürecine katılmasını da doğrudan etkiliyor.   Yeni eğitim-öğretim yılının başlamasına sayılı günler kalırken Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen) Amed 1 No’lu Şube Eşbaşkanı Saliha Zorlu, anadilde eğitim verilmemesinin öğrencilerin öğrenme sürecini de etkilediğini söyleyerek, eğitimde anadilin önemine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   ‘Anadilde eğitim eşit yurttaşlık hakkının temelidir’    Anadilinde eğitim hakkının eşit yurttaşlığın temel unsurlarından biri olduğunu söyleyen Saliha Zorlu, “Eğitim Sen olarak biz anadili eğitim hakkını, eşit yurttaşlık hakkının bir parçası olarak görüyoruz. Eğitime eşit erişebilmenin, adil bir eğitim ortamı yaratabilmenin bir parçası olarak değerlendiriyoruz. Çok yakın zamanda 6’ncısını düzenlediğimiz Demokratik Eğitim Kurultayı’nı 5 günlük bir tartışma süzgecinden geçirdik. Bütün tartışmaların sonucunda da Türkiye toplumlarına anadil temelli çok dilli eğitim önerdik. Anadil temelli çok dilli eğitim, çerçevesi net çizgilerle ortaya konmuş bir eğitim modeli değil. Türkiye’nin değişen koşullarını, bölgesel ve kültürel farklılıklarını da gören ve bu açıdan değişiklikler oluşturulabilen bir model. Bu modelin Türkiye toplumlarında akademisyen çevreleri ve eğitimle ilgilenen tüm çevreler tarafından yeniden değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz” dedi.   ‘Anadil eğitimi bir ayrıcalık değildir’   Saliha Zorlu, 2012’den bu yana uygulanan seçmeli Kürtçe derslerinin mevcut haliyle halkların ihtiyacına cevap vermediğini vurgulayarak, “Anadili eğitimi, aslına bakarsanız, bir ayrıcalık olarak da değerlendirmiyoruz. Demin de söylediğim gibi, eşit yurttaşlık hakkının temeli olarak değerlendiriyoruz. Tam da barışın konuşulduğu bir süreçte, ilk eşitsizlik olarak değerlendirdiğimiz dil eşitsizliklerini ortadan kaldırmak çok önemli. Peki, anadili eğitiminde şu anda geldiğimiz durum nedir, diye soracak olursak, 2012 yılından beridir uygulanmaya çalışılan bir program var. Seçmeli Kürtçe, yani seçmeli diller eğitimi dediğimiz bir eğitim sistemi var ancak bunun altyapısı çok sorunlu. Uygulanması çok sorunlu. Öğretmen hazırlık süreçleri çok sorunlu. Bu kadar büyük sorunlarla yaklaşık 14 yılı aşkın bir zamandır uygulanmaya çalışılan ancak bu eşitsizlikleri ortadan kaldırmayan bir pratik gördük sonuç itibarıyla. Demek ki bu model halklarımızın ihtiyaçlarına cevap vermiyor” ifadelerini kullandı.   ‘Dil eşitsizliği diğer eşitsizlikleri de derinleştiriyor’   Anadilinde eğitim hakkının barış sürecinde temel ve kök sorunlardan biri olarak ele alınması gerektiğine dikkat çeken Saliha Zorlu, “Anadilde eğitim ihtiyacını yeniden değerlendirmek için, bu barış sürecinde de en temel sorun, kök sorun olarak görebileceğimiz anadili eğitim hakkını bir kez daha tüm çevrelerle tartışmak istiyoruz. Bir ilk eşitsizlik olarak dil eşitsizliği. Yani kendi anadili ile konuşamama, anadili ile kamusal hizmete erişememe, eğitim açısından erişilebilirliğin engellenmesi ve tek dilli eğitim çok sorunlu bir durum oluşturuyor. Eşitsizliği derinleştiriyor. Tabii ki aynı zamanda diğer eşitsizliklerle de birleşince, dil eşitsizliği yoksulluk gibi dezavantajlı durumlarla, toplumsal cinsiyetten kaynaklı eşitsizliklerle birleştiği zaman çözülemeyen bazı sorunları açığa çıkarıyor. Biz şunu söylüyoruz, defaten söylüyoruz: Çok dilli eğitim, anadil temelli çok dilli eğitim, resmi dilin öğrenilmesini engellemediği gibi resmi dilin öğrenilmesinde ve başarısında da destekleyici olabilir. Bunun pedagojik ve akademik tartışmalarını yürütmek gerekiyor” diye vurguladı.   ‘Tüm dillerin yeniden canlandırılmasına ihtiyaç var’   Saliha Zorlu, tek dilli eğitim nedeniyle çocukların eğitim alanında aidiyet ve kendini eşit hissetme sorunları yaşadığını dile getirerek, “Biz anadil temelli çok dilli eğitimde, talep eden tüm halkların bu haktan yararlanabilmesini öngörüyoruz. Sadece Kürtçe üzerinden değerlendirmiyoruz. Türkiye’de yaşayan, zarar görmüş, tarif edilmiş, unutulmaya yüz tutmuş tüm dillerin canlandırılmaya, yeniden inşa edilmeye ihtiyacı var. Çünkü Türkiye’nin hafızasında çok kültürlülük ve çok kimlilik var. Şimdi bunu yeniden nasıl canlandırabiliriz? Bir varoluşu kendi doğasına yeniden nasıl kavuşturabiliriz tartışmasının tam da bu barış süreci içerisinde olması önemli ve sürece de çok çok katkı sunacağını düşünüyoruz. Okula başlarken çocuklarımız bir taraftan başka dili öğrenmeye çalışıyorlar. Diğer taraftan da akademik müfredatı öğrenmeye çalışıyorlar. Bu ikinci bir yük. O ikinci yük zaten çocukta bir kopma halini oluşturuyor. Ama aynı zamanda da toplumsal bir ait olmama, eğitim alanında kendini dahil hissetmeme, bunun bir parçası, özgür ve eşit bir parçası olarak görememe psikolojik altyapısının, bir geriye itme durumunun da yaşanmasına neden oluyor çocuklarımızda” dedi.   ‘Anadilde eğitim için 42. madde değiştirilmeli’   Kürtçe öğretmen atamalarının Rusça öğretmen atamalarının gerisinde kaldığını, bunun da “politik tercih” olduğunu kaydeden Saliha Zorlu, “Anayasanın 42. maddesi bunun önünde bir engel. 42. madde bu barış sürecinde mutlaka değerlendirilmeli. Bu madde, eğitimin sadece Türkçe ile yapılabileceğini hükmediyor. Bu madde yeniden değerlendirilmeli. Bununla beraber materyal geliştirme, öğretmen yetiştirme, öğretmenlerin istihdamını sağlamak gibi bir sorumluluk var önümüzde. Geçmiş dönem içerisinde her ne kadar görünürde bu yapılıyor olsa da bunun tamamının siyasi ve politik tercihlerle geriye bıraktırıldığına şahit olduk. En yakın zamanda, geçen yıl, Kürtçe dersi öğretmeni olarak 6 öğretmen ataması yapıldı. Bu, Rusçanın dahi gerisinde kaldı. Yani Türkiye’de Rusça eğitimine ne kadar ihtiyaç var? Ancak toplumun yüzde 20 ila 30’unun Kürt olduğu bir toplumsal gerçeklikte Kürtçe öğretmen atamasının Rusça öğretmen atamasından geri düşmüş olması bir politik tercih olarak da değerlendirilebilir” ifadelerini kullandı.   ‘Anadilde eğitim için öğretmen atamaları ve müfredat şart’   Saliha Zorlu, anadilde eğitim hakkının hayata geçirilmesi için öğretmen formasyonlarının ve üniversitelerin kapasitesinin artırılması, yeterli öğretmen atamasının yapılması ve Kürtçe müfredatların oluşturulması gerektiğini belirterek, “Bunların bir kenara bırakılması, yeniden bir başlangıç yapılması gerekiyor. Bu yeniden başlangıçta öğretmen atamalarının, hem öğretmen formasyonlarının artırılması, üniversitelerin kapasitesinin artırılması, bu kapasite artırımı ile beraber mezunların istihdamı için öğretmen atamalarının gerçekleştirilmesi, yine müfredatların oluşturulması, demokratikleştirilmesi ve Kürtçe müfredatlarının oluşturulması çok acil ve ilk elden yapılması gerekenler. Aynı zamanda bunların hukuki güvenceye alınması gerekiyor. Hukuki güvenceye alınması için de Anayasanın 42. maddesinin yine hukukçular ve eğitim camiası ile birlikte değerlendirilmesi gerekiyor diye düşünüyoruz” şeklinde konuştu.