Çocuk Hakları Ağı'ndan gözaltı operasyonuna tepki 2026-09-13 16:57:41   AMED - Qoser’de çocukların bulunduğu eve yönelik düzenlenen operasyona tepki gösteren Amed Çocuk Hakları Ağı, çocukların korku ve şiddete maruz bırakılmasının toplumsal barış ve demokratikleşme süreciyle çeliştiğini belirterek, “Çocuklar hiçbir siyasi veya güvenlik sürecinin bedelini ödememeli, bu sürecin en çok kazanması gereken kesimi olmalıdır” dedi.   Amed Çocuk Hakları Ağı, Mêrdîn’in Qoser (Kızıltepe) ilçesinde çocukların bulunduğu eve yönelik gerçekleştirilen silahlı operasyona dair Amed’in Sûr ilçesinde bulunan Önce Çocuklar Derneği’nde açıklama yaptı.    Metnin Türkçesini Amed Çocuk Hakları Ağı eşsözcüsü Ramazan Alkan okurken, Kürtçesini ise Amed Çocuk Ağı eşsözcüsü Laleş Öngün okudu.   Qoser’de çocukların da bulunduğu bir eve yönelik düzenlenen operasyonda, çocukların üstün yararının gözetilmediğini belirten Laleş Öngün, “9 Eylül tarihinde Mardin'in Kızıltepe ilçesi Turgut Özal Mahallesi'nde çocukların da bulunduğu bir eve yönelik gerçekleştirilen operasyonda, özel harekat görevlilerinin uzun namlulu silahlarla eve girdiği, ev halkının yere yatırıldığı, yüksek sesle bağırılarak arama yapıldığı ve içeride çocuk bulunduğu belirtilmesine rağmen müdahalenin aynı şekilde sürdürüldüğü görüntülere yansımıştır. Görüntülerde çocukların yaşadığı korku ve panik açıkça görülmektedir. Amed Çocuk Hakları Ağı olarak, belirli bir kurumu veya kişiyi hedef göstermeden, uygulamanın kendisini ve çocukların korunması gerekliliğini kamuoyuyla paylaşıyoruz. Birleşmiş Milletler (BM) Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin temel ilkesi olan çocuğun üstün yararı, her koşulda önceliklidir. Bir operasyonun hedefi çocuklar olmasa dahi, evde çocuk bulunması yönteminin yeniden değerlendirilmesini gerektirir. Uyarıya rağmen aynı yoğunlukta sürdürülen müdahale, bu yükümlülüğün ihlalidir ve bağımsız şekilde soruşturulmalıdır” dedi.   ‘Şiddete tanıklık da bir şiddet biçimidir’   Laleş Öngün, toplumsal barış ve demokratikleşme sürecinin sahadaki uygulamalarla da uyumlu olması gerektiğini vurgulayarak, “Şiddete tanıklık da bir şiddet biçimidir. Silahlı müdahaleye, bağırışlara ve tehdit algısına maruz kalmak, çocuğun güvenlik duygusunu temelden zedeler; korku, kaygı, uyku sorunları ve kalıcı travmatik etkilere yol açabilir. Bu nedenle ‘işlem tamamlandı mı?’ sorusu kadar ‘çocuk nasıl etkilendi?’ sorusu da sorulmalıdır. Bir konut yalnızca işlem alanı değil, çocukların da yaşadığı bir yaşam alanıdır. Arama usulleri, evde çocuk bulunduğu andan itibaren orantılılık ve çocuğun üstün yararı ilkesiyle yeniden ele alınmalıdır. Bugün ülkemizde yürütülen toplumsal barış ve demokratikleşme süreci, onlarca yıllık çatışma ve acının ardından toplumun ortak geleceğine dair yeniden umut ve güven inşa etme çabasıdır. Bu sürecin başarıya ulaşması, yalnızca siyasi irade ve masadaki adımlarla değil, sahada yaşanan pratiklerin de bu ruhla uyumlu olmasıyla mümkündür. Güvenlik uygulamalarının hâlâ eski dönemin sertliğiyle, çocukları da kapsayacak şekilde sürdürülmesi, sürece duyulan güveni doğrudan zedelemekte ve toplumda ‘hiçbir şey değişmedi’ algısını güçlendirmektedir” ifadelerini kullandı.   ‘Çocuklar barış sürecinin bedelini değil, kazanımını yaşamalı’   Güvenlik pratiklerinin çocuk hakları ve insan onuru temelinde yeniden şekillendirilmesi gerektiğini söyleyerek,  “Çocuklara bir yandan barıştan, kardeşlikten ve ortak gelecekten söz edilirken, diğer yandan evlerinde silah, bağırış ve korkuyla karşılaşmaları büyük bir çelişkidir. Oysa toplumsal barış, ancak gündelik hayatın en küçük birimi olan ailede ve çocuğun deneyiminde karşılık bulduğunda kalıcı olur. Bir çocuğun devletle ilk tanışması korku üzerinden gerçekleşiyorsa, o çocuğun büyüyüp bu topluma, adalete ve barışa güven duyması beklenemez. Bu nedenle toplumsal barış süreci, yalnızca silahların susması olarak değil; güvenlik pratiklerinin de çocuk hakları ve insan onuru temelinde yeniden şekillendirilmesi olarak ele alınmalıdır. Çocuklar hiçbir siyasi veya güvenlik sürecinin bedelini ödememeli, aksine bu sürecin en çok kazanması gereken kesimi olmalıdır” şeklinde konuştu.   Laleş Öngün, çocuk ağı olarak taleplerini şöyle sıraladı:   “*Çocukların bulunduğu evlerde ağır silahlı müdahalelere ve korku yaratacak yöntemlere son verilmelidir.   * Müdahalelerde ölçülülük ilkesi gözetilmeli, çocuğun psikolojik ve fiziksel güvenliği önceden değerlendirilmelidir.   * Müdahale sonrası çocuklara bağımsız psikososyal destek sağlanmalı, yaşanan olaylar bağımsız ve çocuk dostu mekanizmalarla incelenmelidir.   * Kolluk güçleri çocuk hakları konusunda düzenli eğitimden geçirilmeli, uzman görüşleri sürece dahil edilmelidir.   * Çocuğun üstün yararı, tüm adli ve idari işlemlerde temel ölçüt haline getirilmelidir.   * Çocukların geleceğini geçmişin korkuları belirlememelidir. Amed Çocuk Hakları Ağı olarak çocukların yaşam, güvenlik ve barış içinde yaşama hakkının takipçisi olacağımızı kamuoyuna saygıyla duyururuz.”