Sendika çatısı altında örgütlenme kampanyası: Birleşelim 2026-11-03 09:04:34   Rojin Abay    İSTANBUL - Dev Turizm-İş Sendikasının başlattığı "Tacize, Şiddete, Mobbinge Karşı Sıfır Tolerans" kampanyasına dair konuşan Avukat Sıla Öztürk, İş Kanunu’ndaki mobbing boşluğuna karşı hukuki mücadele çağrısında bulunarak, “Türkiye’nin ILO 190 Sözleşmesi’ni derhal onaylaması ve iş yerlerinde faili değil kadını koruyan yasal güvencelerin sağlanması için tüm kadın işçileri ‘Sıfır Tolerans’ çatısı altında birleşmeye çağırıyoruz” dedi.   Kamusal çalışma alanlarının genelinde kadınlar, cinsiyetlerinden ötürü pek çok hak ihlaliyle karşı karşıya kalmakta. Bu alanların başında gelen turizm ve hizmet sektöründe de kadın çalışanlar sıklıkla mobbing, şiddet ve tacize maruz bırakılmakta. İhlallere karşı sendikalar, tüm işçilere örgütlü dayanışmayı büyütme çağrılarını sürdürürken, bu doğrultuda, sektördeki hak ihlalleriyle mücadele etmeyi amaçlayan Dev Turizm-İş Sendikası Kadın Komisyonu, Mayıs 2026’da “Tacize, Şiddete, Mobbinge Karşı Sıfır Tolerans” sloganıyla yeni bir taahhütname kampanyasını hayata geçirmişti.   Devrimci İşçi Sendikası’na (DİSK) bağlı Dev Turizm-İş Sendikası Kadın Komisyonu’ndan Avukat Sıla Öztürk, başlattıkları “Tacize, Şiddete, Mobbinge Karşı Sıfır Tolerans”  kampanyasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu.   ‘Hukuki düzenlemeyi zorluyoruz’   Kampanyanın amacını anlatan Sıla Öztürk, kadınların iş yaşamında birçok ihlalle yüz yüze kaldığını söyledi. Sıla Öztürk,“ Biz sahada gezerken işçi arkadaşlarımızdan dinlediğimiz ve gözlemlediğimiz şeyler arasında, Türkiye’deki genel ücret probleminin yanı sıra çalışma koşulları kaynaklı olarak işçilerin oldukça bezdiğini ve kendilerini değersiz hissettiklerini gördük. Bu değersizlik hissi içe dönük bir çöküntü yaratıyor ve hak arama mücadelesinde bile yılgınlık hissi işçileri geri planda tutuyordu. Bu kapsamda, iş yerlerine asılmak üzere ‘Tacize, Şiddete, Mobbinge Karşı Sıfır Tolerans’ başlığı altında; işverenin sıraladığımız maddeleri uygulayacağına ilişkin taahhütte bulunduğu bir metin hazırlayarak birkaç iş yerine astık. İşçi orada taahhütnameyi işverenin imzaladığını ve sendikasının adını gördüğünde kendisini daha örgütlü ve güçlü hissediyor; yanındaki restoranda veya kafede çalışan arkadaşına da aynı tavsiyeyi verebiliyor. Patronlar da altına imza attıkları bu metni gördüklerinde karşılarında işleyen bir mekanizma ve bir güç olduğunu anlıyorlar. Ayrıca Türkiye’de mobbingin İş Kanunu’nda açık bir tanımı bulunmuyor; biz bu hukuki düzenlemelerin yapılması için de kampanyamızla itekleyici bir güç olmaya çalışıyoruz” şeklinde konuştu.   ‘Kadın işçiler iki kat daha fazla mobbinge maruz kalıyor’   Sektördeki kadın işçilerin maruz kaldığı emek sömürüsüne ve erkek egemen baskı mekanizmalarına dikkat çeken Sıla Öztürk, “Sektörde kadınlar erkek işçilere göre iki kat daha fazla mobbinge maruz kalıyor. Her gün tacizle yüz yüze gelen kadın işçi arkadaşlarımız var. Patronların ‘müşteri her zaman haklıdır’ anlayışını esas aldığı bu düzende, işini kaybetmek istemeyen kadın işçiler taciz edici bakışlar, imalı sözler ve fiziksel sınırların ihlali karşısında sessizliğe mahkûm edilmek isteniyor. Kadınlar ses çıkardıklarında işsiz kalacakları, kendilerine inanılmayacağı ve kendilerini defalarca kanıtlamak zorunda bırakılacakları kaygısıyla karşı karşıya kalıyor” dedi.    Erkek zihniyetin sözde çözümleri    İş yerlerinde yaşanan taciz olaylarında kadınlara çözüm diye sunulanın kadını ikinci defa tacize maruz bıraktığını söyleyen Sıla Öztürk,  saha çalışmalarında karşılaştıkları  bir olayı şöyle aktardı: “Bir kadın arkadaşımız mesai arkadaşının tacizine maruz kaldığında bunu erkek amirlerine bildiriyor. Amirler ise ‘Sizi aynı vardiyaya yazalım, dışarıdan gözlemleyelim’ diyerek kadını yeniden tacize açık hale getiren bir yöntem öneriyor. Kadın Komisyonu olarak sürece müdahil olmamızın ardından fail işten çıkarıldı. Ancak Toplu İş Sözleşmesi’nde kadın kotası bulunmadığı için 5 erkekten oluşan bir disiplin kurulu oluşturuldu. Kadın arkadaşımızın 5 erkeğin karşısına geçip maruz kaldığı tacizi anlatması istendi. Sürecin takipçisi olduk ve fail işten çıkarıldı. Ancak aynı erkeğin daha önce de başka bir kadını taciz ettiği ve ‘çözüm’ olarak sadece yerinin değiştirildiği ortaya çıktı. Sektörde faillere yer değiştirme gibi cezalandırma niteliği taşımayan kararlar verilirken, kadın işçilere ise ‘Emin misin, şaka yapmıştır’ denilerek baskı altına alınıyor.”   ‘Sermayenin tutumu tacizi meşrulaştırıyor’   Sektörde sermayenin bakışlarının kadın bedenini nesneleştiren estetik dayatmaları ile  tektipleştirdiğine dikkat çeken Sıla Öztürk, patronların bu dayatmalar ve işten çıkarma tehditleriyle tacizi meşrulaştıran politikalarına işaret etti. İş yerlerinde toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanmamasının kadınları otokontrole hapsettiğini vurgulayan Sıla Öztürk, “Sektörde kadınlar bedenleri ve dış görünüşleri üzerinden sürekli olarak bir baskılanma hali içerisindeler. Yani ya kadının sürdüğü ruja karışılır, ‘Bu nasıl renk’ diye ya da ‘Şu rengi sür, bugün neden makyaj yapmadan geldin’ soruları ile muhatap oluyorlar. Etek boyuna karışılır; ya ‘Bu kadar kısa etek boyu olmayacağı’ söylenir ya da ‘Neden bu kadar uzun etek giyiyorsun, biraz daha kısa mı giysen’ gibi müdahalelerle karşı karşıya kalırlar. Saçlarının düzgün olması, kılık kıyafetinin iyi olması, makyajlı olması gibi baştan sona bir kadın tiplemesi yaratılıyor. Patronlar kadın bedenini kendi markasını yaratabilme ve reklamını yapabilme aracı haline getiriyor. Aynı zamanda bir kafeye gittiğinizde güleryüz beklentisinin kadınlara dönük olduğunu görürsünüz. Burada bir duygusal emeğin kadınlar tarafından karşılanması beklentisi var. Kadınlar bir yandan bu estetik baskıya maruz kalırken, diğer yandan çalışırken söyledikleri laflara, yüzlerindeki mimiklere, kılık kıyafetlerine dikkat etmeye ve hareketlerini sınırlandırmaya çalışıyorlar. Yani kendilerini korumaya alabilmek adına ağır bir baskı ve zorla çalışma hayatında var oluyorlar.” şeklinde ifade etti.   ‘İş Kanunu’na mobbing tanımı girmeli’   Mobbing ve tacize karşı yasal düzenlemenin yetersizliğine ve uluslararası sözleşmelerin önemine dikkat çeken Sıla Öztürk, “Türkiye’de İş Kanunu’nda mobbingin ve iş yerindeki psikolojik şiddetin açık ve kapsayıcı bir tanımı bulunmuyor. Bu durum patronların ve faillerin cezasızlık zırhına sığınmasına yol açıyor. Bizler kampanya kapsamında sadece iş yerlerinde fiili meşru mekanizmalar kurmayı değil, aynı zamanda hukuki düzenlemelerin de itekleyici gücü olmayı hedefliyoruz. Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) 190 sayılı Şiddet ve Taciz Sözleşmesi’nin Türkiye tarafından derhal onaylanması ve uygulanması şarttır. İş yerlerinde cinsiyete dayalı şiddeti ve tacizi engelleyecek yasal güvencelerin sağlanması ve İş Kanunu’nun kadından yana yeniden düzenlenmesi için mücadelemizi sürdüreceğiz” dedi.   ‘Faili değil kadını koruyan mekanizmalar için mücadele etmeliyiz’   Sıla Öztürk, erkek egemen sistemin iş yerlerindeki tahakkümünü kırmanın yolunun örgütlü mücadeleden ve Toplu İş Sözleşmelerinden (TİS) geçtiğine değindi. Türkiye’de sarı sendika pratiğinin uzun süredir mücadeleyi sadece ücret odaklı ilerlettiğini, ancak günümüzde çalışma koşulları ve örgütsüzlükle mücadelenin yakıcı bir hat haline geldiğini belirten Sıla Öztürk,” İş yerlerindeki bu cezasızlık ve sömürü çarkını kırmanın yolu öz örgütlülükten ve TİS’lerden geçiyor. Bugün yaşadığımız problemlerin temeli çoğunlukla örgütsüzlük. İşçilerin çoğu zaman sendika gerçeğinden haberdar olmadığı, hak arama mekanizmalarını bilmediği bir tabloyla karşı karşıyayız. Nitekim iktidar ve patronlar tarafından teşvik edilen, patronajın çıkarlarını koruyan sarı sendikalar gerçeği ve önümüzdeki sendikal barajlar işçilerin mücadelesini engelliyor. Sendikal kanunun değişmesi, barajların kalkması ve sendikalarda feminist ilkelerle işleyen Kadın Komisyonlarının etkin kılınması şart. Şiddet ve taciz vakalarını karara bağlayan disiplin kurullarında kadın kotasını zorunlu kılan, kadının beyanını esas alan ve faillere cezalandırıcı yaptırımlar getiren maddelerin TİS’lere girmesi şart. Faili değil kadını koruyan mekanizmaları hayata geçirmek için bütün kadın işçi arkadaşlarımızı ‘Sıfır Tolerans’ diyerek Kadın Komisyonu çatısı altında örgütlenmeye çağırıyoruz” şeklinde konuştu