Yoksulluğu gören medyanın yoksullaştıran politikaları görmeyişi 2026-11-08 09:08:16   Derya Ceylan    HABER MERKEZİ – Kadınların yoksulluğunu duygusal hikâyeler, fiyat etiketleri ve istatistiklerle haberleştiren medya, kadın emeğinin sömürülmesini ve yoksulluğu derinleştiren ekonomi politikalarını geri planda bırakıyor. Kadınların yaşadığı hak ihlalleri sıradanlaştırılırken, iktidarın sorumluluğu ve kadınların bu koşullara karşı yürüttüğü mücadele görmezden geliniyor.   Ekonomik kriz derinleştikçe kadınların yaşamı daha da zorlaşıyor. Artan fiyatlar, düşük ücretler, işsizlik ve güvencesiz çalışma koşulları kadınları her geçen gün daha fazla yoksullaştırıyor. Tarlalarda, fabrikalarda, atölyelerde ve evlerde çalışan kadınlar, emeklerinin karşılığını alamıyor. Ücretli işlerde düşük ücretlerle çalıştırılırken evde de karşılıksız bakım ve ev işlerini üstleniyor. Medya ise bu sömürünün nedenlerini araştırmak yerine kadınların yaşadığı geçim sıkıntısını duygusal hikâyelerle manşetlere taşıyor.   Pazar tezgâhlarında geçinemediğini anlatan kadınlar, boş alışveriş sepetleri ve artan ürün fiyatları ekonomi haberlerinin değişmeyen görüntüleri arasında. Geçim sıkıntısı haberleştiriliyor ancak ücret politikaları, çalışma koşulları, kamusal hizmetlerin yetersizliği ve iktidarın ekonomi tercihleri aynı haberlerde kendine yer bulamıyor.   Kadın yoksulluğu, siyasi ve ekonomik kararların sonucu olarak ele alınmadığında katlanılması gereken bir yaşam koşuluna dönüşüyor. Medyanın haber dili de bu durumu sıradanlaştırıyor.   Yoksulluğu anlatırken sorumluları gizlemek   7 Kasım'da TRT Haber'de yayımlanan “600 TL'lik Pazar Bütçesiyle Hayat Mücadelesi: Yetmiyor Oğlum!” başlıklı haber, yoksulluğun nasıl bireysel bir drama dönüştürüldüğünü gösteriyor. Haftalık pazar alışverişine 600 TL ayırabildiğini anlatan kadının sözleri, “yürekleri dağladı” ve “gözyaşlarına boğdu” ifadeleriyle sunuluyor. Kadının yaşadığı geçim sıkıntısı duygusal bir anlatımla öne çıkarılırken, emekli maaşlarının alım gücünü düşüren ekonomi politikalarına değinilmiyor. Kadının neden geçinemediği, temel ihtiyaçlarını karşılamakta neden zorlandığı haberin konusu bile olmuyor.   Kadının yaşadığı yoksulluk, hem görsel hem de yazınsal olarak acıma duygusuna seslenen bir hikâyeye dönüştürülüyor. Ekonomik kararların yarattığı sonuçlar yerine bir kadının “çaresizlik” üzerinden görüntüsü öne çıkarılıyor. Haberde kadının sözlerine yer verilse de yaşadığı geçim sıkıntısının sorumluları araştırılmıyor. Yoksulluk, toplumsal bir sorun olmaktan çıkarılıp bireysel bir mağduriyet olarak sunuluyor.   Kadın işçiler yaşamını yitirdiğinde mi haber değeri taşıyor?   TRT Haber'de 7 Eylül günü yayımlanan “Tır ile işçileri taşıyan tarım aracı çarpıştı: 4 ölü” başlıklı haberde, Düzce'de fındık işçilerini taşıyan aracın tırla çarpışması sonucu üç kadın işçi ile tarla sahibinin yaşamını yitirdiği aktarıldı. Haber, yaşanan olayı ve can kayıplarını duyurmakla sınırlı kaldı. Tarım işçilerinin hangi koşullarda taşındığı, güvenli ulaşımın sağlanmasından kimlerin sorumlu olduğu ve denetimlerin yeterliliği üzerinde durulmadı. Kadın işçilerin yaşamını yitirmesi trafik kazası başlığı altında aktarılırken, mevsimlik tarım işçilerinin ulaşım koşulları ve bu alandaki denetim sorumluluğu haberin dışında kaldı. İşçilerin ulaşım koşulları ve olası ihmaller araştırılmadığında, yaşanan ölümler çalışma yaşamındaki sorunlardan koparılarak sıradan bir trafik olayı gibi sunuluyor.   Hasat dönemlerinde ürünün verimini, kazalarda işçilerin yaşamını yitirmesini haberleştiren medya, kadınların maruz bırakıldığı hak ihlallerine aynı ilgiyi göstermiyor. Tarım işçisi kadınların yaşamı, üretim rakamları ile ölüm haberleri arasına sıkıştırılıyor. Barınma koşulları, güvencesizlik, düşük ücretler ve emek sömürüsü ise haberlerin dışında kalmaya devam ediyor.   Bakım yükünü kadınlara bırakan düzen sorgulanmıyor   4 Kasım'da Ekonomim'de yayımlanan “Bakıcı ücretleri bütçeyi aştı, binlerce kadın iş hayatını bıraktı” ve aynı gün Haber Global'de yayımlanan “Bakıcı ücretleri maaşları aştı: Çalışan kadınlar işinden ayrılmak zorunda kalıyor” başlıklı haberler, bakım sorumluluğu nedeniyle çalışma yaşamından uzaklaşan kadınları gündeme taşıdı. Her iki haberde de bakıcı ücretlerindeki artış ile kadınların işlerinden ayrılması arasında ilişki kurulurken, bakım sorumluluğunun neden kadınların üzerinde olduğu geri planda bırakıldı.   Kadınların işlerinden ayrılması ekonomik bir zorunluluk olarak anlatılırken, bu zorunluluğu yaratan toplumsal cinsiyet eşitsizliği sorgulanmadı. Kreşlerin, yaşlı ve hasta bakım hizmetlerinin yetersizliği, kadınların çalışma hakkının nasıl sınırlandığı ve iktidarın kamusal bakım hizmetlerindeki sorumluluğu haberlerin dışında kaldı. Böylece kadınların istihdamdan uzaklaşmasına yol açan yapısal sorunlar, bakıcı ücretleri üzerinden yalnızca bir maliyet meselesine indirgendi.   İstatistiklerin arkasındaki politikalar   TÜİK'in Eylül 2026 verilerine göre kadınların istihdam oranı yüzde 31,2, erkeklerin ise yüzde 65,8. Kadınlarda işsizlik oranı yüzde 11,3 olurken erkeklerde bu oran yüzde 6,9 olarak kaydedildi. Kadınların çalışma yaşamındaki eşitsizliğini ortaya koyan bu rakamlar, ekonomi haberlerinde istatistik olarak yer buluyor. Ancak kadınların neden daha az istihdam edildiği, hangi koşullarda çalıştırıldığı ve ücret eşitsizliğinin neden sürdüğü aynı ölçüde tartışılmıyor.   İktidarın istihdam politikaları, düşük ücretler, güvencesiz çalışma biçimleri, tarıma ayrılan kaynaklar ve kamusal hizmetlerin yetersizliği kadınların yaşamını doğrudan etkiliyor. Buna rağmen ekonomi haberlerinde açıklanan rakamlar öne çıkarılırken bu kararların kadınlar üzerindeki etkileri arka planda bırakılıyor. Eşitsizliğin nedenleri tartışılmadığında ortaya çıkan tablo, siyasi ve ekonomik tercihlerden bağımsız bir gerçeklik gibi sunuluyor.   Mevsimlik tarım işçisi kadınların, tekstil atölyelerinde çalışanların, ev emekçilerinin ve göçmen kadınların maruz bırakıldıkları ihlaller birbirinden farklı. Ancak kadın yoksulluğunu birkaç fiyat etiketi ve istatistikle anlatan haberler, bu farklılıkları da görmezden geliyor. Kadın emeğinin sömürülmesi, kayıt dışı çalışma ve ekonomik bağımlılık, genel geçim sıkıntısı haberlerinin gölgesinde kalıyor.   Ekonomik şiddetin üzeri örtülüyor    Kadınların çalışmasının engellenmesi, ücretlerine el konulması, ekonomik kaynaklara erişimlerinin kısıtlanması ve ekonomik olarak bağımlı bırakılmaları erkek şiddetinin biçimleri arasında yer alıyor. Gelir güvencesinden yoksunluk, barınma sorunları, kadınların şiddete uğradıkları ilişkilerden uzaklaşmasını zorlaştırabiliyor. Ancak ekonomi haberlerinde kadınların yaşadığı geçim sıkıntısı anlatılırken ekonomik şiddetle bağlantısı çoğu zaman kurulmadan geçiliyor.   25 Kasım'a giderken kadınların ekonomik bağımsızlığı ve temel hakları, yoksulluk haberlerinde geri planda tutulmaya devam ediyor. Kadınların yaşamlarına ilişkin kararlarını özgürce verebilmesi ile ekonomik kaynaklara erişimi arasındaki bağ yeterince ele alınmıyor. Böylece kadın yoksulluğu erkek şiddetinden koparılarak aktarılıyor, ekonomik şiddetin kadınların yaşamındaki etkileri tartışmanın dışında bırakılıyor.   Kadınların mücadelesi neden manşet değil?   Kadın yoksulluğunu geçim sıkıntısı, çaresizlik ve mağduriyet üzerinden ele alan medya, kullandığı haber diliyle toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üretiyor. Kadınları yardıma muhtaç ve ekonomik kriz karşısında güçsüz kişiler olarak gösteren bu yaklaşım, yaşadıkları hak ihlallerini sıradanlaştırırken kadınların sözünü ve mücadelesini geri plana itiyor. Çalışma hakkı, eşit ücret, barınma, sosyal güvence ve ekonomik bağımsızlık gibi temel haklar ise ekonomi haberlerinin merkezinde yer bulamıyor.   Kadınların yoksulluğunu anlatan ancak onları yoksullaştıran politikaları sorgulamayan medya, iktidarın sorumluluğunu da tartışmanın dışında tutuyor. Toplumsal cinsiyet eşitliğini esas alan habercilikte ise kadınlar, yaşamları hakkında söz söyleyen, haklarını savunan ve mücadele eden özneler olarak yer alır. Kadınların taleplerini görmezden gelen, emek sömürüsünü ve ekonomik şiddeti sıradanlaştıran mevcut haber dili, eşitsizliği yeniden üretmeye devam ediyor.