Kayıp yakınları Rojava için seslendi: Sessiz kalmayın
- 13:53 24 Ocak 2026
- Güncel
HABER MERKEZİ – Kayıp yakınları, bu haftaki eylemlerinde Rojava’da yaşanan saldırılara dikkat çekerek dünya kamuoyunun sessiz kalmasına tepki gösterdi.
Kayıp yakınları ve İnsan Hakları Derneği (İHD), birçok ilde “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” sloganıyla bu hafta da eylemlerini sürdürdü.
Amed
İHD Amed Şubesi ve kayıp yakınları, “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” şiarıyla düzenledikleri eylemlerini 885’inci haftasında sürdürdü. Koşuyolu Parkı Yaşam Hakkı Anıtı önünde yapılan eyleme çok sayıda kişi katıldı. Eylemde, kayıpların fotoğraflarının yer aldığı pankart açıldı.
Bu haftaki eylemde, 25 Ocak 2001’de Şirnex’in Silopiya ilçesinde gözaltında kaybedilen Halkın Demokrasi Partisi (HADEP) ilçe yöneticileri Ebubekir Deniz ve Serdar Tanış’ın akıbeti soruldu.
Rojava’da yaşananlara tepki
Kayıpların eylemi, kentteki yasak gerekçe gösterilerek engellenmeye çalışıldı. Ancak kayıp yakınları, tüm engellemelere rağmen açıklamayı yaptı. Kayıp yakınları, 30 yıldır bu alanda olduklarını ve kayıplarının akıbetini sorduklarını, geri adım atmayacaklarını söyledi.
Tüm engelleme girişimlerine rağmen İHD Amed Şubesi Kayıp Komisyonu üyesi Fırat Akdeniz, Halep ve Rojava’da yaşanan saldırılara dikkat çekti. Fırat Akdeniz, “Rojava’da ağır bombardıman gerçekleştiriliyor, yasa dışı infazlar yapılıyor; yargısız infazlar, kötü muamele ve işkence var. Hepimizin hafızasında Halep’te başlayan savaş tüm Suriye bölgelerine yayılmış durumda. Özellikle Kürt nüfusuna, kadın ve çocuklar olmak üzere sivillere dönük korkunç saldırılar gerçekleşti. Şengal katliamının aktörleri, başka isimler altında bölgesel güçler ve uluslararası güçlerin yardımıyla soykırım yapmaktadır. Kadın savaşçının bedeni yüksekten aşağı atılıyor. Yine bir YPJ’li savaşçının saçı kesiliyor. Bu durum bizler için, insanlık ve dünya için bir utançtır. Dünya bugün biraz huzurluysa bu insanlar sayesindedir. Bugün uluslararası güçler ‘endişeliyiz, kaygılıyız’ demekten başka bir şey demiyorlar. Buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz bu güçlere; bu vahşetin karşısında daha fazla sessiz kalmayın. Bu savaş iyilerle kötülerin savaşıdır. Nasıl ki kötüler yenildiyse, kaybettiyse yine kaybedecekler” dedi.
Riha
İHD ve kayıp yakınları, eylemlerinin 66’ncı haftasını İHD dernek binasında gerçekleştirdi. Açıklamada kayıpların fotoğrafları taşındı. Bu haftaki eylemde, 1993’te faili meçhul bir şekilde katledilen Eyüp Gökoğlu’nun durumuna dikkat çekildi.
Açıklamayı yapan İHD Riha Şube Eşbaşkanı Bawer Gül, adalet arayışından vazgeçmeyeceklerini belirterek 33 yıl önce faili meçhul bir şekilde katledilen Eyüp Gökoğlu’nun durumunu şu şekilde aktardı: “1957 doğumlu olan Eyüp, lise öğreniminden sonra 1976 yılında Hacettepe Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitirdikten sonra 1989 yılında Urfa’da devlet hastanesinin karşısında eczanesini açmış, çevrede sevilen ve sayılan bir insan olarak tanınmıştır. 1992 yılında aktif olarak siyasete atılmış ve 1993 yılında Suruç’ta belediye başkanlığına adaylığını koyacağını deklare etmiş, bu süreçte sürekli ölüm tehditleri almış ve ölümünden 20 gün önce gözaltına alınarak bırakılmıştır. Bırakıldıktan sonra 4 Kasım 1993 günü, 7 yaşındaki kızı ile birlikte eczaneden çıkan Eyüp Gökoğlu, Toros arabada bulunan 3 kişi tarafından art arda sıkılan 4 kurşun sonucu kızının elinden kayarak yere yığılmış ve yaralı olarak hastaneye kaldırılmıştır. Eyüp Gökoğlu, özel harekâtçılar tarafından morga konulmak istenmiş; ancak yeğenlerinin uzun uğraşları ve mücadeleleri sonucu ameliyata alınmış, bütün çabalara rağmen kurtarılamamış ve hayatını kaybetmiştir.”
Êlih
Êlih’te ise İHD ve kayıp yakınlarının eylemi, 721’inci haftasında Gülistan Caddesi’nde bulunan İnsan Hakları Anıtı önünde sürdü. Bu haftaki eylemde, 25 Ocak 2001 tarihinde Şirnex’in Silopiya (Slopi) ilçesinde gözaltına alındıktan sonra kendilerinden bir daha haber alınamayan Serdar Tanış ve Ebubekir Deniz’in akıbeti soruldu.
Ebubekir Tanış ve Serdar Deniz’in kaybedilme hikâyesini İHD yöneticisi Zana Yücel Bozkurt okudu.
Açıklama, oturma eylemiyle son buldu.
İzmir
İHD İzmir Şubesi’nin “Kayıplar bulunsun, failler yargılansın” talebiyle iki haftada bir gerçekleştirdiği eylem, Konak Eski Sümerbank önünde devam etti. Eylemde, “Kayıplar belli, failler nerede” ve “Kayıplar vicdanındır sahip çık” pankartları açıldı. Açıklamaya dernek üyeleri ve çok sayıda yurttaş katıldı. Basın metnini İHD İzmir Şube Yöneticisi Evrim Kubilay okudu.
Eylemde bu hafta, 31 Ocak 1995 tarihinde Batman’ın Kozluk ilçesine bağlı Zediya mezrasında gözaltına alındıktan sonra kendisinden haber alınamayan Mehmet Şirin Maltu’nun kaybedilme öyküsünü paylaşıldı. On yedi yaşındaki Mehmet Şirin Maltu’nun, 31 Ocak 1995 tarihinde evine baskınla gözaltına alındığını ve gece boyunca kolluk güçleri tarafından işkenceye maruz bırakıldığını ifade eden Evrim Kubilay, “Askerler işkence sonucu ayakta duramaz hale gelen Mehmet Şirin Maltu’yu taşıyarak araca bindirip götürdüler. Aile baskına katılan Bekirhan ve Kozluk Jandarma Karakolu’na başvurdu ancak onlara çocuklarının gözaltında olmadığı söylendi” dedi.
‘Tüm kayıpların akıbeti ortaya çıkarılmalıdır’
Ailenin başvurularının sonuçsuz kaldığını belirten Evrim Kubilay, “Aile Mehmet Şirin Maltu’dan bir daha haber alamadı. Gözaltında kaybetme uluslararası hukukta insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur. Devlet gözaltında kaybetme suçları ile yüzleşmek, kayıpları bulmak ve failleri yargılamakla yükümlüdür. Bu yükümlülük bir an önce yerine getirmeli tüm kayıpların ve Mehmet Şirin Maltu’nun akıbeti ivedilikle ortaya çıkarılmalıdır” diye konuştu.
Colemêrg
İHD Colemêrg Şubesi ve kayıp yakınları, eylemlerinin 211’inci haftasında Colemêrg’in Gever (Yüksekova) ilçesindeki Sanat Sokağı’nda bir araya geldi. "Kayıplar bulunsun failler yargılansın" pankartının açıldığı açıklamada gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları taşındı. Kayıp yakınları bu hafta 34 yıl önce gözaltında kaybedilen Mehmet Ertak’ın faillerini sordu.
Mehmet Ertak’ın hikayesini okuyan İHD Kayıp Komisyonu Sözcüsü Ozan Akbaş, “Bölgedeki bir kömür ocağında işçi olarak çalışan Ertak, daha önce 2 kez gözaltına alınmış ve ağır işkence gördükten sonra serbest bırakılmıştı. Ertak ve aynı iş yerinde çalıştığı 3 akrabası, 18 Ağustos 1992 tarihinde, işten eve dönmek üzere yola çıktı. Bindikleri araç kontrol noktasında resmi giyimli polislerce durduruldu. Kimlik kontrolü sonrasında Mehmet Ertak gözaltına alınarak Şırnak Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Emniyette Ertak’ın gözaltına alındığına dair tutanak düzenlendi. Ancak emniyete başvuran ailesine onun gözaltına alınmadığı söylendi. Bunun üzerine Baba İsmail Ertak, savcılığa başvurdu, üç kişi Mehmet Ertak'ın gözaltına alındığına, 6 kişi de gözaltında işkence edilirken gördüğüne dair tanıklık etti. Olay soru önergeleriyle Meclis'e taşındı. Ancak aile tanıklara, belgelere, delillere rağmen başvurduğu her yerde inkarla karşılaştı” dedi.
Şırnak Emniyet Müdürlüğü emrinde "sorgu elemanı" olarak çalışan JİTEM personeli Murat İpek’in 1997 yılında kamuoyuna da yansıyan itiraflarında; “Mehmet Ertak’ı Şırnak Emniyet Müdürü Necati Altuntaş ve Terörle Mücadele Şubesi Müdürü Mehmet Kaplan'ın emriyle öldürüp gömdük” dediğini hatırlatan Ozan Akbaş, “Yaptıkları tüm infazların dönemin OHAL Valisi Ünal Erkan’ın bilgisi dahilinde gerçekleştiğini söyledi. Tüm başvuruları sonuçsuz bırakılan aile AİHM’e başvurdu. Mehmet Ertak’ın ailesini AİHM’de savunmaya hazırlanan Avukat Tahir Elçi’nin bürosu polis tarafından basıldı. Dava dosyalarına el konuldu, gözaltına alınan Tahir Elçi kötü muamele ve işkenceye maruz kaldı. Tüm tehdit ve baskılara rağmen dava, AİHM’e taşındı. AİHM, mevcut delillerin Mehmet Ertak’ın gözaltına alınıp işkence sonucu ölmüş olduğuna hiçbir şüpheye yer bırakmayacak kadar yeterli olduğu sonucuna vardı. Kaç yıl geçerse geçsin Mehmet Ertak için, tüm kayıplarımız için adalet istemekten vazgeçmeyeceğiz" ifadelerini kullandı.
Açıklama, sloganlarla son buldu.







