PJAK Basın Sözcüsü: Aynı zihniyet Rojava ve Rojhilat’ta Kürtleri yok etmek istiyor

  • 09:05 28 Ocak 2026
  • Güncel
 
 
Öznur Değer
 
WAN - İran ve Rojhilat’ta gelişen direnişlere dair değerlendirmelerde bulunan PJAK Basın Sözcüsü Gelawêj Ewrîn, kendilerine ulaşan bilgilere göre; 50 binin üzerinde insanın katledildiğini söyledi ve ekledi: “Varlıklarını Kürtlerin inkarı ve imhası üzerine kuran aynı zihniyete sahip iki farklı gücün, Rojava ve Rojhilat Kürdistan’ında Kürtleri yok etmeye yönelik politikası devrede.” 
 
Kürt sorununun demokratik çözümü doğrultusunda 27 Şubat 2025’te Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın başlattığı “Barış ve Demokratik Toplum Süreci” ABD ve İsrail öncülüğünde yeniden dizayn edilmek istenen Ortadoğu’nun demokratikleşmesi için bir çıkış kapısı aralıyor. Bölge ve dünyadaki hegemon güçler ise, süreci baltalama ve Ortadoğu’nun kaostan çıkışını engelleme girişimlerine devam ediyor. 
 
Bir yanıyla Suriye ve Rojava’da Kürtlere saldıran HTŞ ve Türkiye destekli paramiliter çetelerin saldırısı öte yandan İran molla rejiminin İran ve Rojhilat halklarına yönelik saldırıları Ortadoğu’daki kaosu daha da derinleştirmeyi amaçlıyor. 
 
16 Eylül 2022’de Tahran’da Jina Emînî’nin “ahlak” polisleri tarafından işkence ile katledilmesi üzerine başlayan ve dalga dalga dünyaya yayılan “Jin jiyan azadî” eylemlerinin etkisi sürerken, 28 Aralık 2025’te İran para biriminin değer kaybı üzerine İran ve Rojhilat halkı yeniden sokaklara dökülerek, rejime karşı direnmeye başladı. “Jin jiyan azadî” eylemlerinin devamı olarak nitelendirilen ve bir ayı geride bırakan eylemlerde İran İnsan Hakları Aktivistleri Haber Ajansı’na (HRANA) göre protesto eylemlerinde yaşamını yitirenlerin sayısı 5 bin 848’e yükselirken, 41 bin 283 kişinin ise gözaltına alındığı kaydedildi. Yerel kaynaklara göre ise eylemlerde 50 bini aşkın insan yaşamını yitirdi. Katliama rağmen İran ve Rojhilat halkının rejime yönelik tepkisi ve direnişi sürüyor. 
 
Halkın direnişinin yanında olduklarını vurgulayan Kürdistan Özgür Yaşam Partisi (PJAK) Basın Sözcüsü Gelawêj Ewrîn, direnişlere ve gelinen aşamaya dair ajansımıza değerlendirmelerde bulundu. 
 
‘Yüz yıllık imha ve inkar politikası devrede’
 
Rojava’ya yönelik saldırıları hatırlatarak sözlerine başlayan Gelawêj Ewrîn, Rojava’ya yönelik saldırılara paralel olarak aynı eksende Rojhilat Kürdistanı’nda da halka yönelik ciddi saldırıların gerçekleştiğini ifade etti. Rojava ve Rojhilat’ta halklara yönelik bir kıyım politikasının devrede olduğunun altını çizen Gelawêj Ewrîn, “Varlıklarını Kürtlerin inkarı ve imhası üzerine kuran aynı zihniyete sahip iki farklı gücün, Rojava ve Rojhilat Kürdistan’ında Kürtleri yok etmeye yönelik politikası devrede. Sadece bir gücün bu saldırıları gerçekleştirdiğini söyleyemeyiz. Bu saldırıların bir amacı var. Eğer, Kürtler şahsında devrede olan bu yok etme saldırıları başarıya ulaşırsa, tüm Orta Doğu halkları açısından ciddi bir tehlikeyi beraberinde getirecektir. Bu nedenle önce Kürtlere saldırıyorlar. Rojhilat’taki eylemelerde de ilk saldırının Kürtlere yönelik gerçekleştiğini ve devamında tüm kentlere yayıldığını gördük. Hala da kaç insanın katledildiğini bilmiyoruz. Şu anda da devam eden saldırılar yok etme saldırılarıdır. Kürtleri yok etme politikası hala devrede. Yüz yıl önce masada imza altına alınan ve Kürtlerin imhasını hedefleyen plan, proje ve anlaşmaların sonucunda sadece Kürdistan parçalanmadı aynı zamanda bölge halkları da bölgesel ve küresel güçlerin hedefi oldu” sözlerine yer verdi.  
 
‘Kürtleri diğer halklardan ayıran en önemli özellik direnmeleridir’
 
“Kürtler artık eski Kürtler değil” diyen Gelawêj Ewrîn saldırılara karşı büyük bir direniş olduğunu dile getirdi. Bunun özellikle Rojava’da çok açık bir şekilde göründüğünün altını çizen Gelawêj Ewrîn, şöyle dedi: “Dünya kamuoyunda ciddi tepkiler var. Devlet tepkilerinin Kürtlere bir faydası yok ancak farklı halkların tepkileri önemlidir. 50 yıl önce bu tepkiler pek yoktu. Örneğin 1988’de gerçekleşen Halepçe katliamına tüm dünya sessiz kaldı. Yaklaşık 5 bin insan katledildi ama dünya buna sessiz kalmıştı. O nedenle dünya kamuoyunun tepkisi de 50 yıl öncekinden çok farklı. Önder Apo’nun da dediği gibi Kürtler hala kırımın pençesinde. Bu da, Kürtlere yönelik soykırım tehlikesinin devam ettiği anlamına geliyor. Bölgesel ve küresel güçlerin Kürtlere yaklaşımı hiç değişmedi. Kürtleri, katledilen diğer Ortadoğu halklarından ayıran en önemli özellik direnmeleri, mücadele etmeleri ve savaşmalarıdır. Rojava şahsında tüm dünya, Kürtlerin DAİŞ’e karşı nasıl savaştığını, Kürt kadınların mücadelesini gördü. Kimsenin baş edemeyeceği düşünülen güçlere Kürtler diz çöktürdü. Bu nedenle Rojava Devrimi 14 yıl boyunca kendini nasıl korudu ve cazibe merkezi haline geldi? Kürt kadınlar dünyada nasıl bu kadar tanındı ve herkesin takdir edildiği bir noktaya geldi? Herkesin bu soruları sorması lazım. Rojava Devrimi Önder Apo’nun fikir ve felsefesinin ürünüdür. Kürtler savaştılar ve Rojava’da14 yıllık süre zarfında bir sistem ve bir yaşam inşa ettiler. Dünya halklarının Rojava Devrimine katılmasının tek nedeni Kürtlerin direnmesi, savaşması değil, bir yaşam inşa etmesidir. Rojava Kürdistanı’nın en büyük farkı özgür bir yaşam inşa etmesiydi. Rojava Kürdistanı kadınlar, sosyalistler ve birçok insanda sosyalizm inancını yeniden diriltti. Eğer hala küçücük bir kent olan Kobanê soğuğa, ablukaya, saldırılara karşı direniyorsa bu taşıdıkları güçten ve iradedendir.” 
 
 ‘Bu savaş Önder Apo’nun kadın özgürlük çizgisine yöneliktir’
 
Rojava’daki direniş kültürüne değinen Gelawêj Ewrîn, “Rojava Kürdistanı’nda Önder Apo’nun felsefesi 14 yıl içinde yeşermedi, bu felsefe 30 yıl öncesine dayanıyor. Önder Apo Rojava’da uzun yıllar kaldı ve oraya büyük bir emek verdi. Oradaki halkın çoğu, Önder Apo ile büyüdü ve felsefesinden feyzaldı. Bu mücadele ve direniş kültürü buradan geliyor. Rojava, Kürt ulusal birliğinin oluşmasında çok önemli bir rol oynadı. Meselenin en önemli boyutlarından biri şu; Rojava Kürdistanı’na neden saldırıyorlar? Umudun merkezinden, kadınların öncülüğünden sermayedarlar ve diğer güçler çok korkuyor. Rojava Devrimi bir kadın devrimidir. Kadın burada öncüdür. Kadın orada siyasi öncüdür, komünal yaşamın öncüsüdür. Askeriyeden ekonomiye kadın öncüdür. Kadın öyle erkeğe yemek yapıp mevzilere gönderen bir pozisyonda değil. Bu dünya için yeni bir örnektir. Kadını bir öncü, bir kimlik ve bir cins olarak görmeyen sistemler Rojava’da kadın öncülüğünde inşa edilen bu sistemi kabul eder mi? Bugün yürütülen savaş Önder Apo’nun ısrar ettiği kadın özgürlük çizgisine yönelik savaştır. Gerici ve bölgesel güçler böyle bir sistemin gelişmesini istemiyor. Rojava’da seni katledenlerden seni kurtarmasını bekleyemezsin” diye belirtti. 
 
‘Önder Apo üzerinde yoğun saldırılar var’
 
Gelawêj Ewrîn, Rojava’daki direnişe karşı gelişen provokasyonlara dikkat çekerek, buna dikkatli olunması gerektiğini ifade etti. Dört parça Kürdistan ile Avrupa’da gelişen eylemler ile güçlü bir duruşun açığa çıktığını kaydeden Gelawêj Ewrîn, bazı güçlerin bu süreci tahrik ettiğini vurguladı. Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın bu süreçte hedef alındığını söyleyen Gelawêj Ewrîn, “Önder Apo üzerinde yoğun saldırılar var. Birkaç gün önce Önder Apo’nun Meclis Komisyonu ile yürüttüğü tartışmalar kamuoyu ile paylaşıldı. Bize saldıran Türkiye devleti aynı zamanda provokatif adımlar da atıyor. Önder Apo ‘Rojava kırmızı çizgimdir’ sözünü kullandı ve Önder Apo masada, Rojava’daki duruşundan taviz vermediği, boyun eğmediği ve bazı güçlere teslim olmadığı için Rojava’ya saldırdılar. Bir kez daha tecrit politikasını devreye koydular. Önder Apo görüşmelerin başından bu yana Rojava konusundaki hassasiyetini korudu. Önder Apo, Rojava’nın siyasi statüsünün olması gerektiğini söylüyor ve bundan taviz vermiyor. Kürtler 14 yıldır kendi diliyle konuşup ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim alıyor. Kürtçeyi konuşmak, Newroz’u kutlamak için hiçbir Kürdün Şara’nın onayına ihtiyacı yok. Bunlar yasakken de Kürtler yapıyordu, dilini de konuşuyordu, Newroz’unu da kutluyordu. Bu bir lütuf değildir. Önderliğin bahsettiği bu değil, Rojava’nın statü sahibi olmasıdır. Silah bırakma meselesi QSD ve YRK için geçerli değil. Önder Apo bu konuda netti. Çünkü şu an Rojava’da da Rojhilat’ta da saldırılar var. Kimse yaratılan bu algı ve provokasyonlara gelmemeli. Bu konuda basının rolü çok önemli” dedi.   
 
‘50 binin üzerinde insanın katledildiği söyleniyor’
 
Rojava’da bir HTŞ çetesinin YPJ’li bir savaşçının saç örüğünü keserek kadın bedenine saçı üzerinden yaptığı saldırıyı hatırlatan Gelawêj Ewrîn, Rojhilat’ta da daha kötü şeyler yaşandığını söyledi. Rojhilat’ta rejimin halka korkunç bir şekilde saldırdığını anlatan Gelawêj Ewrîn, “Henüz net değil ama 50 binin üzerinde insanın katledildiği söyleniyor. Bir tel saçı göründüğü için Jîna Emînî’yi katleden zihniyet ile bugün Rojava’da bir kadının saç örüğü üzerinden ‘erkeklik’ sağlamaya çalışan zihniyet aynı zihniyetin ürünüdür. Kürt kadınlar buna en net cevabı verdi. Rojhilat’ta Jîna Emînî’nin katledilmesiyle ‘Jin, jiyan, azadî’ devrimi gerçekleşti. Bu slogan Önder Apo’nun sloganı ve Rojhilatlı kadınlar bundan yana tercihini kullandı. Önder Apo, ‘Bu slogan nereye ulaşırsa büyük değişimler yaratacaktır. Çünkü bu efsuni bir slogandır, sihri var’ demişti. Gerçekten de öyle oldu. Bu sihir, İran ve Rojhilat’ta kadın devriminin nüvelerini attı. Devrimlerin bedeli çok ağırdır. Dünya halkları, Ortadoğu halkları sadece Kürtlerin katledilmediğini biliyor. Örneğin bir milyon Ermeni katledildi. Süryanilerin ve birçok halkın katliamından bahsediyoruz. O nedenle uluslararası tutumların gelişmesi çok önemli. En büyük kriz ve kaosta nasıl yürüyeceğini bilirsin. Bu nedenle Rojhilat ve İran’da yaşananlar katliamcı zihniyetin halkların birleşmesinin önünü almak istiyor” şeklinde konuştu. 
 
‘Çıkarılan fetva ile katliamların izni verildi’
 
İran rejiminin kadın devrimine engel olmak istediğinin altını çizen Gelawêj Ewrîn, “Jin, jiyan, azadî” devriminin İran rejimini ciddi anlamda sarstığını kaydetti. Rejimin kendini zorla ayakta tuttuğuna işaret eden Gelawêj Ewrîn, “Bu tufanın önünü almak için de direniş ve mücadelenin önünü almak için katliam yapıyor. İran’da internet kesildi. Kısıtlı imkanlarla elimize ulaşan bilgilere göre insanlar hala olağanüstü süreçler yaşıyor. Gece sokağa çıkmak yasak. Dışarı çıkıp ihtiyaçlarını gidermek çok zor halk için. Şu anda askeri bir hükümet devrede ve savaş hali söz konusu. Cenazelerini tanıyamayan, cenazelerini alamayan çok sayıda insan var. Devlet kimi insanları arayıp ‘para getirmezsen cenazeni vermeyiz’ diyorlar. Yani cenazeni para karşılığında alabiliyorsun. Ekonomik krizin yaşandığı bir süreçte halktan para istiyorlar. Aldığımız bilgiler doğrultusunda, iki gece içinde her bir şehirde 2 binden fazla şehadet yaşandı. Cenazeler üst üste. Dış güçler bunu çok iyi bildikleri halde üç maymunu oynuyorlar. Eğer çıkarları varsa müdahale ederler, yoksa da etmezler. Sermayedarlar Colani gibi bir çeteyle yol yürüyor. Şam ve Halep’te Kürtlerin katledilmesi için verilen fetvanın aynısı Tahran’da da verildi. Eylemlerin 10’uncu gününde bu şekilde bir fetva verildi ve askeri güçlere yetki verilerek katliamların izni verildi. Bu direniş ve kadın mücadelesini sonlandırmak için çok ağır bir şekilde hunharca halka saldırdılar. Rojhilat halkı çok direnişçi bir halktır. Ancak iki günde katliamın en ağır şeklini yaşadı bu halk” ifadesinde bulundu. 
 
‘Tahminimizden de daha ağır bir katliam yaşandı’ 
 
“Bugün Rojhilat ve İran’da neler olduğunu soranlar var” diyen Gelawêj Ewrîn sözlerini şöyle sürdürdü: “Halk burada çok ağır bir katliamdan geçti. Tahminimizden de daha ağır bir katliam yaşandı. Halk şu an burada zindandaki tutsaklar gibi. Ne telefon ne internet hiçbir şey yok ve bunların yanı sıra ekonomik durum çok kötü. Bu kadar şehit verip şehitlerinin cenazesini almak için mücadele etmek de bir direnişin sembolüdür. İran halkı, hem sabretmeyi hem de kan emici zihniyete karşı ne zaman baş kaldıracağını iyi biliyor. Birçok İranlı yasta evet, fakat İran halkları yasla sınırlı kalmıyor. İran’da çok eski ve tarihi direnişçi Kawa efsanesi var. Aralarında Kürtlerin de bulunduğu tüm İran halkları bu hikayeye inanıyor. Karanlık gecelerin ardından, Dehakların zulmünden sonra nasıl bir özgür yaşamın olduğuna dair bir inanç var. Bazı görüntülerde insanların, kadınların gözlerine ve beyinlerine kurşun sıkıldığını görüyoruz. Bunun nedeni nedir? Dehak gençlerin beynini yiyordu. İran rejimi de insanların beynine vuruyor. DAİŞ’in kadın savaşçıların ve halkın kafasını kesmesi ile aynı zihniyetin sonucudur. İnsan beynini çıkarıyor. Neden? Çünkü ‘düşünme’ diyor. Senin aklını, düşünceni kabul etmiyor o yüzden kafa kesiyor. Şu anda İran ve Rojhilat’tan bize gelen birçok görüntüde de bunu görebiliyoruz. Paylaşabileceğimiz görüntüler değil bunlar. Bu denli bir vahşet yürütülüyor. Kadınların beyninin, kafasının hedef alınması da bir mesaj içeriyor. Bu ‘Kadın aklını kabul etmiyoruz’ demektir.”  
 
‘Yas kirli zihniyete karşı nefrete dönüşmeli’
 
Halkta gelişen yanılgılı anlayışlara da değinen Gelawêj Ewrîn, “Bazıları ‘devletimiz olsaydı bunları yaşamazdık’ diyor. İranlıların devleti de vardı ve en büyük devletlerden biriydi. Ama halkının başına neler getirdiğini gördük. Bunun üzerinden Kürtlerin değerlerine saldırmak doğru değil. İran halkı, Rojava halkı, Kürt halkı nasıl yaşayacak? En önemlisi budur. Örneğin İranlı kadınlar nasıl direnecek? Öz savunman olmalı. Egemen güçleri en çok korkutan sahip olduğumuz fikirdir. O nedenle özgürlük felsefesine sahip olmak çok önemli. Ve bu süreçte en çok demokrasi ilkelerini konuşmalıyız. Özgürlük böyle gelişiyor. İran halkının yaraları henüz sarılmadı, cenazeler hala yerde. Ancak öldürmeyen acı güçlendirir. Acıların yasını tutmak yetmiyor. Bu bir çözüm değil ve yas özgürlük getirmiyor. Rojava’da 2013’ten bu yana halk cenazesini gömdükten sonra yönünü direniş saflarına veriyor. Bazen yas tutmaya zaman bile bulunmuyor. O nedenle kendimizi yasa boğmamalıyız. O yasın bu kirli zihniyete karşı kine, nefrete ve öfkeye dönüşmesi lazım. Bize karşı gelişen bu saldırılara karşı direnmeliyiz. İran’da sadece Kürtler katledilmedi. Azeri, Fars tüm halklar katledildi. Önder Apo Halep’ten başlayarak bugüne gelen saldırıları 15 Şubat Komplosu’nun bir devamı olarak tanımladı. Suriye’de de sadece Kürtler değil, Araplar, Aleviler, Dürziler de katledildi. O nedenle bu sürece cevap olabilmek için gücümüze ve irademize güvenmeliyiz. Görkemli bir direniş var Rojava ve Rojhilat Kürdistanı’nda. Kadın öncülüğünde bu gerici zihniyetlere karşı gelişen bir direniş var. O yüzden ‘Jin, jiyan, azadî’ sloganı özgürlük sloganıdır. Bu vesileyle tüm direnişçi kadınları selamlıyorum. Biz de bu hakikatin bir parçasıyız. Direniş her zaman zafere götürür. Acılarımız bizi güçlendirsin. Tüm şehitlerimizin beklentisi de budur” ifadelerine yer verdi.