Ana akımda ‘yazılmayan’ hakikatin politik anlamı
- 09:08 8 Şubat 2026
- Medya Kritik
Nazlıcan Nujin Yıldız
HABER MERKEZİ – Ana akım medyada yazılan kadar yazılmayan da politik bir anlam taşıyor. Ucu devlete, iktidara ve sisteme dokunan her olayı çarpıtan ana akım, sessizliğiyle iktidarla olan çıkar uyumunu açık ediyor.
Medya her daim yazarak, anlatarak, göstererek değil; kimi zaman da yazmadan, anlatmadan ve göstermeden olayları ele alır. Medyanın kimi olayları, hakikatleri yazmaması, tercihlerle açıklanamayacak kadar sistematik bir olgudur. Hepimizin bildiği üzere medya, iktidar ilişkilerinden bağımsız bir alan değil; aksine siyasal, ekonomik ve ideolojik güç ağlarının doğrudan içinde konumlanan bir aygıttır. Bu bağlamda ele alınmayan her olay, yazılmayan her haber, iktidarla kurulan ilişkinin sınırlarını ve medyanın bu sınırları nerede kabul ettiğini açık eder. Sessizlik, bu noktada çıkar uyumunun sonucudur.
Sessizliğin ardı: İktidarın tahammül sınırı
Türkiye’de ana akım medya, iktidarın doğrudan sözcüsü olmak zorunda kalmadan da işlevini yerine getirir. Özellikle iktidarın hedefinde olan halklar, kadınlar ve çocuklar söz konusu olduğunda, bu durum daha da derinleşir. Çünkü bu alanlarda kurulacak her hak temelli soru, sistemin sürekliliğini açığa çıkarır. Ana akım medya tam da bu nedenle, iktidarın ihmallerini, baskılarını ve sistem temelli sorunları dile getirmek yerine sessizliği seçer. Neticede ana akım medyada hakikat, yazıldığında değil; yazılmadığında politik bir anlam kazanır. Haber değeri, iktidarla olan çıkarlar ve iktidarın tahammül sınırlarıyla ölçülür. Medyanın kimi konulardaki sessizliği, aktif bir iktidar pratiğidir.
Görünmez kılınan bağlantı ve medyanın rıza üretimi
Bu sessizlik, son süreçte gündemde olan Epstein dosyasında, ana akım medyanın kurduğu çerçevede açıkça görülebilir. Dava, iktidar ilişkilerini tehdit etmeyecek ölçüde “uluslararası bir skandal” olarak sunulurken; çocukların hangi ülkelerden, hangi koşullarda ve hangi yapısal zeminler üzerinden bu ağlara sürüklendiği sorusu özellikle dışarıda bırakıldı. Türkiye bağlantısının görünmez kılınması, medyanın rıza üretiminin güncel bir örneği olarak karşımıza çıkıyor. Ana akım medya bu dosyada çoğunlukla failin küresel sermaye ve siyasal güç ağlarıyla kurduğu ilişkiyi tartışmak yerine, meseleyi kişiselleştirilmiş bir suç hikâyesine indirgedi.
Ana akım Epstein davasına nereden bakıyor?
Jeffrey Epstein davası, küresel ölçekte bir duruma işaret etmesine rağmen, ana akım medyada çoğu zaman sınırlı bir çerçeveyle ele alındı. Haberlerin büyük bir kısmında asıl sorulması gereken sorular sorulmadı; özellikle de kadınların ve çocukların maruz bırakıldığı yapısal şiddetin coğrafi ve politik boyutları görünmez kılındı. Ana akım medya bu dosyada yalnızca neyi yazdığıyla değil, neyi bilinçli olarak yazmadığıyla da bir tutum ortaya koydu. Epstein davasında Türkiye’den kaçırılan çocuklara dair detaylar, bu suskunluğun en çarpıcı örneklerinden biri. Ana akım medya davayı gündeme taşırken, bu detay ya tamamen yok sayıldı ya da tali bir bilgi olarak geçiştirildi. Örneklere bakmak gerekirse:
Milliyet’in konuya dair yaptığı bir haber, “Skandallarla dolu Epstein Adası'nda tüyler ürperten detay! Gizli tuzak ortaya çıktı: 'Akıllara gelmeyen ihtimal'” başlığıyla servis edildi. Haber içeriğinde kayıp çocuk verilerinin saklandığı hakikatiyle birlikte sorgulanması gereken Türkiye detayı yer almazken olayın magazinleştirildiği bir dil tercih edildi. Asıl gündeme odaklanmayan haberde, iktidarla uyumlu bir anlatı kuruldu ve gündemi meşgul eden detaylara yer verildi. Yeni Şafak’ın servis ettiği bir haber de “Epstein dosyalarında kan donduran detaylar” başlığıyla verildi. Ana akımın servis ettiği hiçbir haberde, Türkiye detayına yer vermedi. Ancak diğer bir sorun ise kullanılan dil. Yeni Şafak’ın “kan donduran detaylar” vurgusuyla servis ettiği bu haberde olay “şoke edici skandal” anlatısı kuruyor.
Gündemin dışında bırakılanlar yine kadınlar ve çocuklar
Yeni Asır ise, konuya dair, “Epstein'in ölmeden önce verdiği röportaj ortaya çıktı: Dikkat çeken 'İlluminati benzeri' Üçlü Komisyon ayrıntısı!” ve “Jeffrey Epstein dosyasında bir ifşa daha: Mide bulandıran pazarlığın altından yine Siyonistler çıktı!” başlıklarıyla haberler servis etti. Haberlerde yer verilen detaylar somut konulardan uzaklaşırken konuyu bir komplo anlatısına dönüştürüyor. Haberlerde yer alan “kan donduran ifşalar” gibi söylemler, kamuoyunun durumu sorgulamasına değil, uzaktan bir magazin haberi takip ediyor gibi izlemesine neden oluyor. Türkiye’den gelen iddialar, kaybolan çocukların akıbeti ya da olası bağlantılar gibi toplumsal boyutlar gündemin dışında bırakılıyor. Bu tercih yalnızca haber diliyle ilgili bir sorun da değil. Haberlerin merkezinde “skandal” niteliği yüksek söylentiler yer alırken, kadınların ve çocukların yaşadığı şiddet ile sistematik ihmaller görünmez hâle geliyor.
İktidarla uyumlu habercilik
Sonuç olarak, ana akım medyanın Epstein dosyasında Türkiye bağlantısını ve kayıp çocuklara dair verileri görmezden gelmesi açıkça bir tercihten kaynaklanıyor. Ana akım medya, iktidarla kurduğu ekonomik ve siyasal bağı riske atmamak için haberi “yönetilebilir” bir çerçevede tutmayı seçerken kadınların ve çocukların maruz bırakıldığı şiddet, sessizlikle ve tercih edilen dille bastırılıyor. Haberde seçicilik ve bilinçli sessizlik, iktidarla uyumlu bir haberciliğin sonucu olarak karşımıza çıkıyor.







