‘Zindanlardaki hak ihlalleri artık son bulmalı’
- 09:02 25 Mart 2026
- Güncel
Büşra Turan
AGIRÎ- Cezaevinden tahliye edilen Gîyadîn Belediyesi eski Eşbaşkanı Betül Yaşar, “Hasta tutuklular serbest bırakılmalı, İdare Gözlem Kurulları kaldırılmalı” diyerek, sürece dair iktidarın adım atması gerektiğini söyledi.
İnsan Hakları Derneği (İHD) verilerine göre, Türkiye ve Kürdistan cezaevlerinde sayıları 15 bini aşan siyasi tutsaklar ağır hak ihlalleriyle karşı karşıya kalırken, aralarında yüzlerce kadın tutsağın da bulunduğu 651’i ağır olmak üzere toplam bin 517 hasta tutsak tahliye edilmeyi bekliyor. İdare ve Gözlem Kurulları’nın (İGK) "pişmanlık" dayatmalarıyla infaz yakma uygulamaları ve hasta tutsakların tedavi hakkının engellenmesi ise vicdani bir krize dönüşmüş durumda.
Cezaevinde yaklaşık iki yıl kaldıktan sonra 19 Şubat’ta tahliye edilen Gîyadîn (Diyadin) Belediyesi eski Eşbaşkanı Betül Yaşar, cezaevinde yaşanan hak ihlallerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘Sürekli bir baskı ve kısıtlanmışlık hissi yaratıyor’
Cezaevinde kaldığı süre zarfında keyfi uygulamalarla sık sık karşılaştıklarını ve bunun tutsakların üzerinde ciddi bir psikolojik baskı yarattığını söyleyen Betül Yaşar, “Bazen basit gibi görünen uygulamalar bile insan üzerinde sürekli bir baskı ve kısıtlanmışlık hissi yaratıyor. Örneğin kimi zaman askı sayısına müdahale edilerek eşyalarımıza el konulabiliyor, kimi zaman ise daha önce idare tarafından kontrol edilip verilen kıyafetler tekrar gerekçe gösterilerek alınabiliyor. Oysa cezaevine girişte tüm eşyalar zaten kontrol edilerek veriliyor. Ancak bazı durumlarda hukuk işlemiyor ve yerini keyfiyet alıyor. Cezaevi yönetimlerinde mevcut durumun büyük ölçüde keyfi uygulamalarla yürütüldüğünü görüyoruz” dedi.
‘Revire çıkmak için defalarca dilekçe yazılır mı?’
Cezaevlerinde hasta tutsakların tedavi hakkına erişimde ciddi sorunlar yaşadığını ifade eden Betül Yaşar, cezaevi koşullarının sağlık hakkının önünde büyük bir engel oluşturduğunu dile getirdi. Betül Yaşar, “Bir revire çıkmak için defalarca dilekçe yazılır mı? Defalarca sözlü beyanda bulunulur mu? Defalarca müdürlükle, gardiyanla görüşülür mü? Görüşülüyor. İnsanlar orada sağlık haklarına erişemiyor. Mesela revire gittim, revirde çözüm bulunamadı, hastaneye sevk olur ama sevkler keyfi bir şekilde iptal ediliyor. Sevkler keyfi bir şekilde iptal edilince sürekli tedavi hakkının önünde ciddi bir engel yaratılıyor. Bir hasta tutsağın, ciddi ağır sağlık problemleri yaşayan bir insanın bir saniyesi bile önemliyken, bu kadar keyfi uygulamaların yaşandığı yer halidir cezaevi. Artık bu insanların cezaevlerinden çıkması gerekiyor” şeklinde konuştu.
‘Feshedilen örgütün üyeleri için yasal düzenlemeler yapılmalı’
Betül Yaşar, yürütülen “Barış ve Demokratik Toplum” sürecine rağmen cezaevleri için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmadığını söyleyerek, “Bu insanların yargılandığı dosyalar genelde üyelik ve propagandadır. Mevcut halde eğer bir örgüt silahını bırakmışsa, fesih kararını vermişse, senin buna dair en yakın sürede yasal düzenlemeni yapman gerekiyor. Cezaevlerinde sık sık arama oluyor ve yapılan aramalarda eşyalar talan edilip dağıtılıyor” diye konuştu.
‘Gözünün üstünde kaş var’ deyip cezanı erteleyebiliyor
Cezaevlerinde kurul kararlarıyla tutsakların tahliyelerinin ertelendiğini dile getiren Betül Yaşar, bu durumun hukuki dayanağının olmadığını kaydetti. Bu durumun keyfi uygulamalara dönüştüğünü ifade eden Betül Yaşar, “Mesela Bakırköy Cezaevi’nde çıkması gereken o kadar arkadaşımız varken, aylardır, yıllardır bu insanların cezaları erteleniyor. Birçok arkadaşımız cezalarının infazını yatarak çıktılar. Yani aslında fiili bir infaz yakma politikası yürütülüyor. Bu insanların şartlı tahliye hakları var ama Türkiye cezaevlerinde İdare ve Gözlem Kurulu kararlarıyla bu hak yok sayılıyor. Bu kurulun herhangi bir hukuki yanı yok. Bu kurul ‘Senin gözünün üstünde kaş var’ deyip senin cezanı erteleyebiliyor. Amacı, orada tutabildiği kadar tutmaktır. 30 yıldan sonra bir insanı cezaevinde niye tutmaya çalışıyorsun? Bunun sebebi düşmanca politikadır. Bu nasıl bir düşman hukukudur? Yani bu insanın 30 yılı zaten cezaevinde geçmiş. Sen hala bu insanın keyfi, hukuka dayanmayan gerekçelerle cezasını erteliyorsun. Mesela 6 Mart’ta Bakırköy Cezaevi’nde çıkması gereken 3 kadın arkadaşımız vardı. Bunlar daha önce de cezaları ertelenen arkadaşlar. 2 tane arkadaşımız 32’nci yılına girecek. Arkadaşlar müebbet hapis cezası almış, 30’uncu yılında çıkmaları gerekirken, keyfi disiplin cezaları gerekçe gösterilerek çıkarılmıyorlar” diye ifade etti.
‘30 yıldan sonra bir insanın cezaevinde tutulması vicdansızlıktır’
Betül Yaşar, cezaevlerinde hukuk uygulanmadığı için ciddi hak ihlallerinin yaşandığını belirterek, uzun süreli tutukluluğun vicdani ve hukuki açıdan kabul edilemez olduğunun altını çizdi. Betül Yaşar, “Demokratik, eşit bir yaşam olsa ve cezaevlerinde hukuk uygulanıyor olsa, bu kadar hak ihlali olmaz. Vicdani yaklaşmak gerekiyor belirli noktalarda. Yani 30 yıldan sonra bir insanın cezaevinde tutulması vicdansızlıktır. Dilek Göz ve Süreyya Bulut, üçüncü defadır idare ve gözlem kurulu tarafından cezaları ertelenen müebbet almış arkadaşlar. Bazı arkadaşlarımız bütün cezalarını yatarak çıktılar. Bazı arkadaşlarımızın cezalarının bitmesine çok az kaldı, bitirip çıkacaklar. Bazı arkadaşlarımızın ise infazları yakıldı. İnfazları yakılan insanların infazlarının yandığından haberi yoktu. Şartlı tahliye günü gelen insana senin infazın yandı denildi” dedi.
‘Meclis komisyonu beklenmeyebilirdi’
Cezaevlerinde bulunan özellikle kadın ve hasta tutsakların serbest bırakılması gerektiğini vurgulayan Betül Yaşar, sürecin yasal adımlarla desteklenmesi gerektiğini ifade etti. Sürece yönelik artık iyi niyet adımlarının geçtiğini söyleyen Betül Yaşar, “Yasallaşması gereken durumlar var. Bazı adımların atılması için Meclis’i, yasaları beklemeye gerek yoktu. Hasta tutukluların serbest bırakılması için bir yasaya gerek yok ki, zaten sen hukukunu uygularsan bu insanlar cezaevinden çıkacak. Bu insanlar şu an mevcut sağlık sorunları nedeniyle cezaevinde yaşamaya uygun değil. Sen hukuki bir noktadan bakarsan, bu insanların haklarını ihlal etmezsen, siyasi saiklerle bu insanları cezaevinde tutmaya çalışmazsan, bunlar şu an zaten cezaevinden çıkıp dışarıda tedavilerini doğru ortamlarda geçirmeleri gereken insanlar. Maalesef hala zindanlarda, tedavi haklarının önünde engel olunan bir idare yönetimiyle ve zindan koşullarıyla yaşıyorlar. Bunun kabul edilebilir yönü yok” sözlerine yer verdi.
‘Hükümetin en kısa zamanda adım atmalı'
Cezaevinde uzun süredir tutulan ve ciddi sağlık sorunları yaşayan hasta tutsakların durumuna dikkat çeken Betül Yaşar, keyfi uygulamaların sağlık haklarını ciddi şekilde engellediğini belirterek, “Bizim yanımızda bir annemiz vardı. 27 yıldır cezaevinde bulunuyor. Kalp sorunu var, ameliyat olmuş, defalarca anjiyo olmuş. Ve son süreçte yine bir kalp kapakçığı ameliyatı olması gerekiyordu. Bu aylar önce olan bir durum. Ama ertelendi. Şu an ameliyatı hala erteleniyor. Ameliyatının neden ertelendiği noktasında bir gerekçe yok ve hayati riski var. Onun için cezaevinde geçen her süre, yaşamının aleyhine ilerleyen bir süreçtir. Bu insanın artık çıkıp dışarıda tedavi olması, sağlık koşullarının doğru bir ortamda sağlanması gerekiyor. Mevcut durumda buna bakıldığında böyle bir imkan yok. Sürece daha yeni bir adım atılması gerekiyor. Normal hukuki süreçler işletilmiyor. Bu noktada idare gözlem kurullarının keyfi kararları, infaz yakmaları, 30 yıldır cezaevinde kalan insanların hala cezaevinde tutulması, hasta tutuklulara idarenin keyfi uygulamaları, sağlık hakkına erişim noktasındaki engellerin artık hesabı yok. Keyfi verilen disiplin cezaları bir yerde bu durumu derinleştiriyor. Bu hükümetin en kısa zamanda doğru temelde adım atması gerekiyor” diye konuştu.
‘Bu toplumun güvenini sarsmamak gerekiyor’
Betül Yaşar, atılması gereken adımların gecikmemesi gerektiğinin altını çizerek, “Bu sürece yakışır adımların atılması ve yasaların uygulamaya geçirilmesi gerekiyor. Bir yıldan fazladır konuşuluyor ama hala pratikte atılan bir adım yok. Pratikte atılan adımlar için daha fazla beklemenin anlamı yok. Bu toplumun güvenini sarsmamak gerekiyor. Eğer bu toplum hala bu sürece bu kadar güveniyorsa ve sürecin arkasında dik duruyorsa, atılması gereken adımlar daha kısa sürede atılmalıdır. Bu kadar insanın sağlık sorunu varken, bu kadar insanın zindanda olması hükümetin keyfi oyalama politikalarına bağlı olmamalı. Bu kadar oyalama politikasıyla onlarca, binlerce insan artık zindanda tutulmamalı. Eğer bir süreç yürütülüyorsa, bir taşın altına elini sokmak gerekiyorsa, artık bu zahmeti gösterip cesaretle o taşın altına elini dürüstçe koymalılar” diye belirtti.
‘Süreçte iki taraflı sorumluluk gerekiyor’
Kürt halkının yıllardır onurlu bir yaşam için mücadele ettiğini ve direndiğini kaydeden Betül Yaşar, sürece yönelik adımların tek taraflı olmaması gerektiğini vurguladı. Betül Yaşar, son olarak şunları söyledi: “Kürt halkı yıllardır mücadele ediyor ve yıllardır onurlu bir yaşam için direniyor. Bugünden sonra da direnir. Ama bir masada oturup bir süreç işleniyorsa, bu sürece yönelik adımların sadece tek taraflı olmaması gerekiyor. İki taraflı sorumluluk gerektiriyor ve en başta da zindanlara yansıması gerekiyor. Bunun için de süreç dışında, toplumun güvenini kazanacak, toplumun bu sürece olan bağlılığını geliştirecek ve güçlendirecek, herhangi bir yasa gerektirmeyen hızlı adımlar atılmalı. Zindanlardaki hak ihlalleri de artık son bulmalı.”







