Kürdistan’dan metropole taşınan kökler: Betonu aşan hafıza

  • 09:03 23 Haziran 2026
  • Yaşam
Elfazi Toral
 
İSTANBUL - Devletin zorunlu göç politikaları sonucu Kürdistan’dan koparılarak İstanbul’a gelen ailelerin kurduğu Hacıahmet Mahallesi’nde kadınlar, komünal yaşamı ve dayanışma kültürünü büyütüyor. Mahallenin çeyrek asırlık tanıklarından Sinem Güzel, “Köylerimiz yakılmış olabilir ama kimliğimizi ve kültürümüzü gittiğimiz her yere taşıdık” sözleriyle kadınların direncini anlatıyor.
 
Kürdistan’da 1970’li ve 1990’lı yıllarda özel savaş politikaları sonucu, metropollere göç etmek zorunda bırakılan binlerce aile, bir yandan ekonomik, bir yandan da sosyal dayanışma ağlarını kurabilecekleri mahalleler inşa etmeye başladı. Bu merkezlerden biri de İstanbul’un Beyoğlu ilçesine bağlı Hacıahmet Mahallesi.
 
Hacıahmet yapısı
 
İstanbul genelinde 1948 yılında sadece 25-30 adet olan niteliksiz yapı stokunun, özellikle 1990’lı yıllarda zorunlu göç dalgası ve Devlet Planlama Teşkilatı’nın (DPT) 1997 yılı verilerinde kent nüfusunun yüzde 60’ının bu alanlarda yaşadığını ortaya koyan kontrolsüz büyüme neticesinde, 2026 yılı itibarıyla 39 ilçenin tamamını kuşatarak, 1,2 milyon binada 7,1 milyondan fazla bağımsız bölüme ulaştığı görülüyor. Bu makro kentsel krizin mahalle ölçeğindeki en somut laboratuvarlarından biri ise Hacıahmet Mahallesi’dir.
 
Güncel ADNKS verilerine göre yaklaşık 15 bin (14 bin 998) kişinin yaşadığı, komşuluk ilişkileri ile sokak kültürünün hâlâ canlılığını koruduğu mahalle, dik yokuşları, dar sokakları ve eski bitişik nizam yapıları nedeniyle yol, su, okul ve hastane gibi kamu hizmetlerinin hep geriden geldiği kentsel bir çöküntü alanı profili çiziyor.
 
 
İBB Deprem Risk Yönetimi ve bağımsız envanterlerin güncel senaryo raporlarında ilçenin en savunmasız noktalarından biri olarak ilan edilen mahallenin bu akut durumu, Kasım 2022 raporlarındaki resmî 2 milyon sınırını fersah fersah aşan yapısal bir gerçeğe işaret ederken, İstanbul genelinde yaşanan kronik altyapı, ulaşım ve yeşil alan azlığı gibi sorunların bir tesadüf olmadığını, aksine son 70 yıllık sosyo-ekonomik ve politik birikimin doğrudan bir sonucu olduğunu tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
 
Kürtler köklerini koruyor
 
Kürdistan’dan Türkiye metropollerine göç ettirilen aileler, gittikleri yerlerde kendilerine yerleşim alanları açıyor. Aileler, kendi kısıtlı imkânlarıyla yaptıkları gecekondularda yaşıyor ve bu yapılar neredeyse her mahallede ya da semtte var. İstanbul’un en köklü ve bilinen mahallelerinden biri olan Hacıahmet’te de yan yana durarak yeni bir yaşam alanı inşa eden aileler, her türlü zorluk karşısında dayanışma hâlinde olmayı sürdürüyor.
 
Yurttaşlar burada, kimliğini, dilini ve kültürel geleneklerini yaşatarak, metropol içerisinde adeta küllerinden yeniden doğarak köklerini koruyor.
 
Gecekondulaşma ve hak mücadelesi…
 
Hacıahmet Mahallesi’nin yanı sıra Tarlabaşı ve Okmeydanı gibi yerlerde de yurttaşlar, sistematik asimilasyon ve baskı politikaları ile karşı karşıya kalıyor. Yurttaşlar tüm baskı mekanizmalarına karşı kendi kısıtlı imkânlarıyla barınma sorununu çözmeye çalışıyor. Beyoğlu’nda bulunan bu mahalleler, emeğin ve yokluktan var edilen yaşam alanlarının simgesi hâline gelirken, devlet politikalarının yoksun bıraktığı insanların metropolün çeperinde sıfırdan ve kolektif emekle kurduğu, yalnızca barınma ihtiyacını değil, aynı zamanda dışlanmaya karşı güvenli bir dayanışma ağı ve kültürünü de yeşertiyor.
 
 
Yokluktan, baskıdan ve katliamdan süzülüp gelen bir yaşam iradesinin simgesi olan bu sokaklar, günümüzde "kentsel dönüşüm" ve soylulaştırma projeleri adı altında sermayenin kuşatması altında. Dolayısıyla bu yerleşim alanlarını koruma mücadelesi, sadece fiziksel mekânların savunulması değil, aynı zamanda metropolün kalbinde birikmiş olan o tarihî emeğin, politik kimliğin ve toplumsal hafızanın topyekûn savunulması anlamını da taşıyor.
 
Metropollerde tutunma iradesi
 
Hacıahmet, zorunlu göçün getirdiği tüm ağırlıklara rağmen, sokaklarında yükselen sebze satıcılarının sesleri, daracık alanlarda pencere korkulukları arasında ve kapı önlerinde oyun oynayan çocukların tebessümleriyle capcanlı bir mahalle. Asılı çamaşırların gölgesinde günlük koşturmaca, sadece bir mahalle kültürü değil, topraklarından koparılan insanların metropolün kalbinde hayata tutunma iradesinin ve yan yana sürdürdüğü kolektif yaşam mücadelesinin en somut göstergesi oluyor.
 
 
Kurdistan’dan metropole
 
Topraklarından koparılan bu insanların metropoldeki en önemli yaşam duraklarından biri hâline gelen mahalleyi, 20 yılı aşkındır burada yaşayan ve Hacıahmet’in çeyrek asırlık dönüşümüne, acılarına ve dayanışmasına bizzat tanıklık eden Sinem Güzel anlattı.
 
Hacıahmet’in dar, kıvrımlı ve yorgun sokaklarında adımlarken, her köşe başında tarihin ve bitmeyen bir direncin fısıltılarını duymak mümkün; elimde kamerayla kayda geçtiğim o anlar, sadece taş duvarlara kazınmış yazılardan çok daha ötesini, bir halkın hafızasını fısıldıyor. Tuğlaların, sıvaların üzerine nakşedilmiş “Jin, Jiyan, Azadî”, “PKK”, “Abdullah Öcalan” ve “Mahsum Korkmaz” siluetleri ile yazıları, mahallenin gri havasına karşı çakılmış ve sessizliğe karşı sokakların kendi diliyle haykırdığı, kadınların özgürlük çığlığıyla harmanlanmış o köklü ve boyun eğmez direniş hikâyesini kare kare kadrajıma alıyordum.
 
Hacıahmet’in çeyrek asırlık tanığı Sinem Güzel
 
Mahallenin kendine has dokusunda, maruz kaldığı tüm toplumsal ve çevresel baskılara, dik bir duruşla meydan okuyan Sinem Güzel, yaşamın gerçek anlamını kadın dayanışmasında, toprakta ve doğada buluyor. Etrafını saran tüm sınırları ve dayatmaları, elinin tersiyle iterek, kadınlarla kurduğu o güçlü bağı, kardeşlik bağından ve kolektif yaşamın dönüştürücü gücünden asla vazgeçmiyor. Onun için hayat, bir arada üretmek, omuz omuza durmak ve betona karşı yeşili, doğanın kadim döngüsünü savunmak demek. Baskıların gölgesinde bile geri adım atmayan bu dirençli anne, hem çocuklarına hem de mahallesine sadece bir yaşam mücadelesi değil, doğaya kök salmış, sevgiyle ve ortaklaşa örülmüş özgür bir geleceğin umudunu taşıyor. Devlet baskısından dolayı göç etmek zorunda kalan Sinem Güzel, kendi topraklarına duyduğu derin hasreti, mahallenin yeşilliklerle dolu parkında dindiriyor. Betonun ve dayatmaların ortasında, memleketin kokusunu alıyor. Dört duvar arasında doğayı ve komünal yaşamı büyütüyor.
 
Kadınlar ve komünal yaşam…
 
Dört duvar arasına sıkıştırılmak istenen bir yaşam, tüm sınırları aşarak hem doğal toplumu hem de komünal yaşamın sıcaklığına tutunuyor. Hacıahmet’in sokaklarında betonun ve baskının yarattığı tüm sınırları kıran kadınlar, mahallede köklü bir komünal yaşamın ve sarsılmaz bir dayanışmanın öncülüğünü de yapıyor. Yaşamı dört duvarın arasından çıkarıp ortaklaşa kurulan sofralara, birlikte örülen emeğe ve omuz omuza verilen mücadeleye taşıyan kadınlar, egemen sistemin yalnızlaştırma politikalarına karşı en net cevabı yine mahallede veriyor. Hacıahmet’te kadınlar, zaman ve mekân fark etmeksizin her koşulda komünal yaşam bağını güçlü bir şekilde bir kez daha göstermiş oluyor.
 
 
Doğa ile bir bütünüz
 
Sinem Güzeli son olarak şunları söyledi: "Kürt halkı, kendi diline, kültürüne ve kimliğine nerede olursa olsun sahip çıkmalıdır. Nasıl ki köyümüzdeyken gidip pancar ve şifalı otlar topluyorsak, burada da yeşillik alanlarına, parklara gelerek ot topluyoruz; doğa ile bir bütünüz. Burada yaşayan her bir kadının memleket hasreti var; çünkü buralara keyfiyetten göç etmemişler, devlet baskısından dolayı buralara gelmişler. Ama nerede olursak olalım, her daim yaşadığımız alanlarda köyümüzdeymişiz gibi davranıyoruz. Nereye gidersek gidelim, kültürümüzü, kimliğimizi, yaşam tarzımızı, dayanışma ve birliktelik ruhumuzu kendimizle taşıyor ve yaşatıyoruz.”