'Nafaka hakkımızdan vazgeçmiyoruz'
- 09:04 30 Haziran 2026
- Güncel
Beritan Tunç
İZMİR - Süresiz nafaka hakkının iptaline dair konuşan kadınlar, "Önümüzde yaklaşık dokuz aylık bir süreç var. Bu saldırılar karşısında çok güçlü bir toplumsal tepki örgütlemek zorundayız. Nafaka hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz" dedi.
Kadınların yaşamlarını aile ile sınırlandıran, görünmeyen emeğini ve bakım yükünü doğal kabul eden erkek egemen politikalar, kadınların ekonomik güvencelerini de hedef almayı sürdürüyor. Bununla birlikte evde kadınların sırtına yüklenen sorumluluklar ve çalışma yaşamından dışlanma politikaları da görmezden geliniyor. Kadın istihdamının sağlanmadığı bu ortamda yoksullaştırılan kadınların nafaka hakkı ise erkek egemen anlayış tarafından "süresiz nafaka" söylemi üzerinden tartışmaya açılıyor.
Geçtiğimiz günlerde Anayasa Mahkemesi (AYM) boşanan kadına verilen süresiz nafaka düzenlemesini iptal etti. Konuya dair konuşan kadınlar, nafakanın yalnızca hukuki bir hak değil, erkek egemen sistemin ürettiği ekonomik eşitsizlikler karşısında yaşamı sürdürebilmenin en temel güvencelerinden biri olduğunu belirterek, bu hakkı hedef alan girişimlere karşı mücadeleyi sürdüreceklerini söyledi.
Tevgera Jinên Azad (TJA) aktivisti Newroz Çelik, “Kamuoyunda zaman zaman nafakanın yalnızca kadınlara verildiği yönünde bir algı oluşsa da hukuken böyle bir durum söz konusu değil. Kadın da erkek de gerekli şartları taşıdığı takdirde yoksulluk nafakası talep edebilir. Buradaki ölçüt cinsiyet değil, boşanma sonrasında yoksulluğa düşme ihtimalidir. Bu nedenle Mahkeme, düzenlemenin kadın veya erkek lehine bir ayrıcalık yaratmadığını ve eşitlik ilkesine aykırı olmadığını belirtmiştir. Peki, nafakanın süresiz olması tek başına Anayasa'ya aykırı mıdır? Mahkemeye göre hayır. Çünkü nafaka otomatik ve koşulsuz şekilde ömür boyu devam etmez. Belirli şartların gerçekleşmesi hâlinde kaldırılabilir” dedi.
Newroz Çelik, “Yoksulluk nafakası, boşanma sonrasında ekonomik olarak güçsüz duruma düşen eşi korumaya yönelik meşru bir hukuki araçtır. Kanunda belirli bir süre öngörülmemiş olması tek başına Anayasa'ya aykırılık oluşturmaz. Anayasa Mahkemesi'ne göre mevcut düzenleme sosyal devlet ve eşitlik ilkeleriyle uyumludur. Peki, işsizlik ve güvencesizlik içinde yaşayan, erkek şiddetine maruz kalan ve hatta öldürülme tehlikesiyle karşı karşıya olan bir kadın bu yasayla nasıl korunacak? Türkiye'de boşanma sonrasında kadınların yoksullaşma riski, erkeklere kıyasla daha yüksektir. Birçok kadın evlilik boyunca çocuk ve yaşlı bakımı gibi ücretsiz bakım emeği nedeniyle iş hayatından uzak kalabilmektedir” diye belirtti.
'Düzenlemelerde gerçek yaşam koşulları gözetilmeli'
İşsizlik, güvencesizlik ve barınma sorunu yaşayan kadınlar açısından nafakanın her zaman yeterli olmasa da düzenli bir gelir kaynağı olduğunu dile getiren Newroz Çelik, asıl tartışılması gereken şeyin, devletin boşanma sonrasında ağır ekonomik zorluk yaşanılmaması için çalışma ve sosyal güvenlik koşullarını oluşturması olduğunu vurguladı. Newroz Çelik, “Çünkü bu tür konular yalnızca hukuki bir tartışma değildir; aynı zamanda insanların günlük yaşamını, ekonomik güvenliğini ve geleceğini doğrudan etkileyen toplumsal meselelerdir. Bu nedenle yapılacak her düzenlemede hukuki ilkelerin yanında insanların gerçek yaşam koşulları ve doğuracağı sosyal sonuçlar da mutlaka göz önünde bulundurulmalıdır” ifadelerini kullandı.
‘Güvencesiz bir yaşamın içine hapsediliyoruz’
Mor Dayanışma Temsilciler Meclisi üyesi Zeynep Eda Berfin Tozlu da süresiz nafakanın tanımını yapmanın önemine değindi. Süresiz nafakanın "süresiz" bir ödeme olmadığını vurgulayan Zeynep Eda Berfin Tozlu, şöyle devam etti: “Burada gözden kaçırılan gerçek şu: Kadınlar yıllarca evin içinde görünmeyen emekleriyle çocuk bakımını üstleniyor; evin bütün bakım yükünü, eş bakımını, hasta ve yaşlı bakımını omuzluyor. Yani ortada kadın emeğinin sistematik olarak sömürüldüğü bir durum var. Üstelik kadınların kamusal alana çıkmasının engellendiği, çalışmak istediklerinde bunun çeşitli biçimlerde önlerine konulduğu bir gerçeklikle karşı karşıyayız."
Açlık sınırı
Kadınlar, ekonomik güvenceden yoksun bir yaşamın içine hapsedilmek istendiğini belirten Zeynep Eda Berfin Tozlu, "Böyle bir gerçeklikte yaşayan kadınlar açısından nafakayı tam anlamıyla bir güvence olarak görmek de mümkün değil. Çünkü söz konusu olan meblağlar zaten son derece düşük. Bugün 3-5 bin lira düzeyindeki bir nafaka, yıllarca verilen emeğin karşılığı olamaz. Kaldı ki boşandıktan sonra hiç kimsenin 3-5 bin lirayla hayatını sürdürebilmesi de mümkün değildir. Ekonomik kriz her geçen gün daha da derinleşiyor. Kiralar 20-30 bin lirayı aşmış durumda. Zaten açlık sınırının altında kalan bir asgari ücret gerçeğiyle karşı karşıyayız” dedi.
'Yeni bir rejim inşa ediliyor'
İktidarın kadınların kazanılmış haklarına saldırmayı sürdürdüğünü kaydeden Zeynep Eda Berfin Tozlu, nafakanın kadınların yaşamını güvence altına almaya yetmediğini ifade ederek, “Bugün dönüp 3-5 bin liralık nafakayı hedef alıyorlar. Bu nedenle bu saldırıyı tek başına, bağımsız bir girişim olarak değerlendirmemek gerekiyor. 2025 yılını ‘Aile Yılı’ ilan ettiler, ardından da ‘Aile On Yılı’ hedefini açıkladılar. Bu bize, uzun vadeli ve programlı bir şekilde ilerleyen bir siyasal hattın kurulduğunu gösteriyor. Yani faşizmin giderek kurumsallaştığı bir rejim inşa ediyorlar. Ortada yeni bir rejim tahayyülü var ve buna uygun politikalar hayata geçiriliyor. Erkek egemen iktidarın ve erkek yargının kurmaya çalıştığı bu düzende kadının ne yeri var ne de adı. Kadınların evlere kapatılmak istendiği, ucuz, esnek ve güvencesiz çalışma modellerine mahkûm edildiği; ev içindeki bütün bakım yükünün kadınların omuzlarına yıkıldığı bir düzen kurulmak isteniyor. Kadın, adeta yalnızca bir kuluçka makinesi gibi görülüyor; yeni nesillerin ve ucuz iş gücünün yeniden üretiminin aracı olarak konumlandırılıyor" diye belirtti.
‘Nafaka hakkımızdan vazgeçmeyeceğiz’
Zeynep Eda Berfin Tozlu, iktidarın kadın düşmanı politikalar ürettiğini dikkat çekerek, İstanbul Sözleşmesi'nden çekilirken de aynı yöntemin izlenildiğini vurguladı. Zeynep Eda Berfin Tozlu, “Yerli ve milli kanunumuz var’ diyerek 6284 sayılı Kanun'u işaret ettiler. Oysa 6284'e de saldırmaya çalıştıklarını biliyorduk. Nafaka hakkına yönelik saldırıları da biliyorduk. Aslında kendi erkek egemen düzenlerini koruyabilmek için bu sürecin taşlarını adım adım döşüyorlar. Önümüzde yaklaşık dokuz aylık bir süreç var. Bu saldırılar karşısında çok güçlü bir toplumsal tepki örgütlemek zorundayız. Nafaka hakkımızdan asla vazgeçmeyeceğiz ve bu saldırıyı geri püskürtmek için elimizden gelen her şeyi yapacağız” diye konuştu.







