Üç sözcük bir felsefe (7)
- 09:01 17 Eylül 2026
- Dosya
‘Jin, Jiyan, Azadî kadınların ortak mücadele çağrısına dönüştü’
Pelşin Çetinkaya
AMED -TJA aktivisti Gülcihan Şimşek, Jîna Emînî şahsında büyüyen direnişin, Kürt kadın hareketinin yıllara dayanan mücadelesiyle şekillenen ‘Jin, Jiyan, Azadî’yi dünyanın dört bir yanında kadınların ortak mücadele çağrısına dönüştürdüğünü kaydetti.
İran’da Jîna Emînî’nin 16 Eylül 2022’de rejim güçleri tarafından katledilmesiyle başlayan “Jin, Jiyan, Azadî” devrimi dördüncü yılına giriyor. Jîna Emînî’nin memleketi Saqqez’de cenazesinde yükselen slogan, kısa sürede Rojhilat’tan Tahran’a, İran’ın dört bir yanına ve dünyanın farklı coğrafyalarına yayılan bir kadın direnişinin ortak sesine dönüştü. Jîna Emînî’nin katledilişinin yıldönümünde kadınların mücadelesi sürerken, Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler de direnişin biçimlerini ve kadınların eylem hattını etkiliyor.
Dosyamızın 7’nci bölümünde, Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından başlayan devriminin dördüncü yılında TJA aktivisti Gülcihan Şimşek ile konuştuk. “Jin, Jiyan, Azadî” felsefesinin Kürt kadın hareketinin uzun yıllara dayanan mücadelesi ve ödediği bedellerle şekillendiğini belirten Gülcihan Şimşek, Jîna Emînî şahsında büyüyen kadın direnişinin sınırları aşarak dünyanın dört bir yanında kadınların ortak mücadele çağrısına dönüştüğünü vurguladı.
‘Kadın mücadelelerinin ortak dili’
Jin, Jiyan, Azadî felsefesinin Kürt kadın hareketinin mücadele tarihinden doğduğunu ve evrensel kadın mücadelesinin sembolüne dönüştüğünü söyleyen Gülcihan Şimşek, “Dünya tarihinde kadın hareketlerinin köklerine baktığımızda, mücadele tarihinin çoğu zaman simgeleşen, sembolleşen sloganlarla kendini var ettiğini görüyoruz. Özellikle devrim süreçlerinde kadınların taleplerini dile getiren bu sloganların, dönemin ruhunu ve kadınların mücadele dinamiklerini yansıtan önemli araçlara dönüştüğünü görüyoruz. Jin, Jiyan, Azadî’ye ruhu, zamanı ve mekânı bakımından baktığımızda, bu felsefenin Kürt kadın hareketinin bir sembolü olduğunu söyleyebiliriz. Dünya tarihindeki kadın hareketlerine baktığımızda bunun birçok örneğini görebiliriz. Clara Zetkin, Emma Goldman ya da Rosa Luxemburg’un mücadele tarihlerine baktığımızda, onların döneminde de kadınların taleplerini ve mücadelelerini simgeleştiren sloganların ortaya çıktığını görüyoruz” dedi.
‘Jin, Jiyan, Azadî büyük bedellerle anlam kazandı’
Gülcihan Şimşek, Kürt kadın hareketinin mücadele tarihinin büyük emek ve bedellerle şekillendiğini belirterek, “Nasıl ki ‘Vardık, varız, var olacağız’ sloganı kendi döneminin ruhuna ve koşullarına göre kadınların mücadelesini tanımlamışsa, bugün de Kürt kadın hareketinin mücadele tarihi açısından Jin, Jiyan, Azadî, büyük emeğin ve bedellerin sonucunda ortaya çıkmış, mücadeleyle anlam kazanmış bir slogandır. Jin, Jiyan, Azadî, toplumsal değeri olan sorunlara çözüm üreten bir felsefedir. Çünkü kadın, yaşam ve özgürlük birbirinden bağımsız kavramlar değildir. Dünya tarihindeki kadın mücadelelerinde de kadınların taleplerini simgeleştiren, onları ortaklaştıran ve çözüm arayışlarına işaret eden sloganların ortaya çıktığını görüyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Kürt kadın hareketi tarihini büyük bedellerle yarattı’
Felsefenin kadının kurtuluşunu, demokratik ve eşitlikçi yaşamı; kadın bedenine, kültürüne ve diline yönelik saldırılara karşı direnişi simgelediğini aktaran Gülcihan Şimşek, “Bugün dünya tarihini ve kadın mücadelesini bu yönüyle ele aldığımızda, Kürt kadın tarihinin de bu felsefeyle şekillendiğini söyleyebiliriz. Jin, Jiyan, Azadî; kadının kurtuluşunu, demokratik ve eşitlikçi bir yaşamı; kadın bedenine yönelik şiddete, kültürüne ve diline yönelik saldırılara ve erkek egemen zihniyetin yarattığı tüm saldırı biçimlerine karşı direnişi simgeler. Kürt kadın hareketinin böyle bir mücadele tarihi var. Ancak bu tarih çok kolay yazılmadı. Köklerini dünya tarihindeki kadın mücadelelerinden alsa da kendi özgün mücadelesini verdi ve büyük bedellerle tarihini yarattı. Hem zindanlarda hem de mücadele alanlarında kadınlar bu tarihi yaratmak için büyük bedeller ödedi, kendilerini feda etti” sözlerine yer verdi.
‘Jîna Emînî ile Jin, Jiyan, Azadî evrenselleşti’
Gülcihan Şimşek, Kürdistan’da yürütülen kadın mücadelesinin dünyaya örnek olacak önemli çıkışlar yarattığını belirterek, “Bu nedenle dünya tarihindeki kadın mücadelelerinden söz ederken Kürdistan’da yaşanan kadın mücadelesinin de dünyaya örnek olacak önemli çıkışlar yarattığını görmek gerekiyor. Bu çıkışlar içerisinde, Jin, Jiyan, Azadî felsefesinin yayılması açısından enternasyonal kadın hareketleriyle kurulan ilişkilerin de önemli bir yeri var. Kürt kadın hareketi, Türkiyeli kadınlarla mücadele tarihini ortaklaştırmayı da önüne koydu. Bu tarih aynı zamanda ideolojik, politik ve felsefi olarak kadınların gücünü ortaya çıkardı. Toplumda yaşanan cins çelişkisini görünür hâle getirdi. Özellikle Kürt kadın hareketinin kadını öznelleştiren mücadelesi, bugün Jîna Emînî şahsında sembolleşen Jin, Jiyan, Azadî felsefesiyle daha geniş bir alana yayıldı” dedi.
‘Kadın direnişi özgür toplumun yolunu gösterdi’
Rojava ve Kobanê’de kadınların DAİŞ’e karşı yürüttüğü mücadelenin dünya kadınlarına yeni bir ruh ve ses kazandırdığını dile getiren Gülcihan Şimşek, “Jin, Jiyan, Azadî aslında ideolojik ve paradigmasal bir kavramdır. Rojava’da da kendisini var eden güçlü bir mücadele süreci yaşandı. Kobanê’de DAİŞ’e karşı yürütülen mücadelede ve Rojava’da binlerce kadın kendi bedenini direnişe siper etti. Kadın mücadelesinin bu sembolleşen süreçleri, dünya kadınlarına da yeniden bir ruh ve ses kazandırdı. ‘Toplumun özgürleşmesi, kadının özgürleşmesiyle mümkündür’ mesajını ortaya koydu. Bu nedenle kadın hareketinin tarihsel köklerinin direniş ve mücadeleyle bugüne ulaştığını söyleyebiliriz. Rojava’da, İran’da ve Ortadoğu’da kadın mücadelesinde sembolleşen birçok kadın ve mücadele örneği var. Kürt kadın hareketinde de Leyla Kasım’dan başlayarak Türkiye’de mücadele yürüten kadınlara kadar birçok örnek verebiliriz. Leyla Zana ile başlayan ve kadınların siyasallaşmasıyla gelişen süreç de bunlardan biridir. Ancak bu mücadele yalnızca siyasal alanla sınırlı kalmadı” diye belirtti.
‘Kadın örgütlülüğü toplumsal değişimin gücüdür’
Gülcihan Şimşek, Kürt kadın hareketinin siyasallaşma sürecinin toplumsal mücadeleyle birlikte geliştiğini söyleyerek, “Kürt kadın hareketi Azadî süreciyle kendisini tanımlarken, siyasallaşma süreci; toplumsallaşmayı, sosyal sorunlara duyarlılık geliştirmeyi ve kadın kimliğine, bedenine ve diline yönelik saldırılara karşı mücadele etmeyi de beraberinde getirdi. Bütün bunlar bir bütün olarak bu sürecin temelini oluşturdu. Kadın mücadelesini örgütledi, kadını özneleştirdi ve özgün bir karakter kazandırdı. Özgün bir kadın mücadelesinin yürütülmesi gerektiğini ortaya koydu. Çünkü toplumun özgürleşmesi tek başına yeterli değildir. Kadın mücadelesinin ve kadın örgütlülüğünün sürekliliği, toplumun değişim ve dönüşümünü yaratmak açısından da önemlidir. Dediğim gibi, bu aynı zamanda bir paradigmadır. Erkeği ve erkek egemen zihniyeti değiştirip dönüştürme paradigmasıdır. Toplumda yaşanan sorunlara kadın özgürlük felsefesi üzerinden cevap üreten bir değişim ve dönüşüm anlayışıdır” şeklinde konuştu.
‘Jin, Jiyan, Azadî evrenselleşen kadın mücadelesinin simgesi’
Kadınların ortak taleplerini buluşturan bu sloganın farklı kadın hareketleri ve kadın örgütleri tarafından sahiplenildiğine dikkat çeken Gülcihan Şimşek, “Bu nedenle Kürt kadın tarihinin dinamiklerini oluşturan ve aynı zamanda evrenselleşen, kadınların ortak taleplerini sembolleştiren bir felsefeden söz ediyoruz. Kadın, yaşam ve özgürlük kendi başına birbirinden kopuk kavramlar değildir. Çünkü bu kavramların her birinin arkasında büyük bir emek ve bedel vardır. Bu bedel bugün de ödenmeye devam ediyor. Diğer kadın hareketlerinin de Jin, Jiyan, Azadî sloganı etrafında kendi taleplerini ifade ettiğini görüyoruz. Nasıl ki Rosa Luxemburg döneminde kadınlar eşitlik, ekonomik bağımsızlık, kendi bedeni ve karar süreçleri üzerinde söz sahibi olmak için mücadele yürüttüyse, bugün de farklı kadın hareketleri ve kadın sivil toplum örgütleri, Kürt kadın hareketinin sembolleşen sloganı Jin, Jiyan, Azadî’yi birçok yönüyle sahiplendi” şeklinde konuştu.
‘Jîna Emînî’nin dünyaya yayılan kadın direnişi’
Gülcihan Şimşek, Jîna Emînî’nin katledilmesinin ardından gelişen kadın direnişinin Jin, Jiyan, Azadî sloganını ortak bir mücadele sembolüne dönüştürdüğünü, sloganın Latin Amerika’dan Hindistan’a, Kürdistan’dan Ortadoğu’ya dünyanın farklı yerlerinde kadınların ortak sesi hâline geldiğini söyleyerek, “Özellikle İran’da Jîna Mahsa Amini’nin şahsında gelişen süreç bunun en güçlü örneklerinden biridir. Ahlak polislerinin saldırısı sonucu yaşamını yitiren genç bir kadının ölümü, aslında bütün kadınlara bir ışık oldu. Yaşadığı zulme ve baskıya karşı bir araya gelen kadınların mücadelesiyle Jin, Jiyan, Azadî sloganı ortak bir mücadele ve direniş sembolüne dönüştü. Herkesin, bütün kadınların ortak sloganı hâline geldi. Çünkü kadın, yaşam ve özgürlük; üçü bir arada, bütün kadınlara ilham veren ve herkesin kendi sözünü bulabildiği bir slogan oldu. Bu sloganın Latin Amerika’da feminist kadınların mücadelelerinde, farklı ülkelerde gerçekleştirilen etkinliklerde ve Hindistan’daki kadın eylemlerinde de sahiplenildiğini gördük. Bugün Türkiye’de, Kürdistan’da, Afganistan’da, Ortadoğu’da ve dünyanın farklı yerlerinde kadınların ortak sloganı hâline gelen bir gerçeklikten söz ediyoruz” sözlerine yer verdi.
‘Jîna Emînî, kadınların ortak direnişinin sembolü’
Jîna Emînî’nin katledilmesiyle Jin, Jiyan, Azadî’nin daha güçlü biçimde sembolleştiğini; kadınların bu felsefe etrafında şiddete, sömürüye ve eşitsizliğe karşı birlikte mücadele etme iradesi ortaya koyduğunu ifade eden Gülcihan Şimşek, “Dolayısıyla Jin, Jiyan, Azadî artık evrenselleşen bir felsefedir. Bütün kadınların kendisini içinde görebildiği bir felsefedir. Bu nedenle onu sahiplenmek, büyütmek ve kadınları bir araya getiren bir ortaklık yaratmak açısından önemli bir yerde duruyor. Bir slogan olmanın ötesinde, bir düşünce hareketi ve bir felsefe olarak ele almak gerekiyor. Jîna Mahsa Amini’nin ölümüyle bu slogan daha güçlü biçimde sembolleşti. Ancak asıl önemli olan, kadınların bu konuda ortaklaşması ve birlikte hareket etmesiydi. Kadınlar şiddete, sömürüye karşı; demokrasi ve eşitlik için birlikte mücadele edebileceklerini gösterdiler” diye belirtti.
‘Jîna Emînî’nin direnişi sınırları aştı’
Gülcihan Şimşek, Jîna Emînî’nin şahsında kadınların özgürlük arayışının yeniden güçlü biçimde görünür olduğunu söyleyerek, “2022’den bu yana kadınların bu felsefenin etrafında daha fazla farkındalık yaratarak kenetlendiğini gördük. Çünkü bu, Kürt kadın hareketinin öncülüğünde gelişen ve yaklaşık 1990’lardan bu yana örgütlenen bir süreçtir. 2000’li yıllarda da Jin, Jiyan, Azadî, Kürt kadın hareketinin temel sloganlarından biri olarak çalışmaların içerisinde yer aldı ve kadın hareketi bu slogan üzerinden öncülük misyonunu sürdürdü. Bu süreç aynı zamanda savaşların yaşandığı, 3. Dünya Savaşı olarak tanımlanan bir döneme denk geliyor. Kadına yönelik geliştirilen bütün saldırı biçimlerine karşı olan, aynı zamanda erkeğin de kendisini sorgulamasını sağlayan bir slogandır. Bu açıdan feminist kesimlerin dışında erkeklerin de Jin, Jiyan, Azadî sloganı üzerinden toplum gerçekliğini yeniden sorguladığını ifade edebiliriz” şeklinde konuştu.
‘Jîna Emînî’nin direnişi İran’da kadınların uyanışını büyüttü’
Gülcihan Şimşek, Jîna Emînî’nin katledilmesinin İran’da kadınların özgürlük mücadelesinde bir dönüm noktası yarattığına dikkat çekerek şunları söyledi: “Bu mücadele bize bir kez daha gösterdi ki Jîna Mahsa Amini sembolleşen bir isimdir. Kürt kadın hareketinin toplumda değişim ve dönüşümün öncülüğünü yapabileceğini de bu süreç bize gösterdi. Direnişin, özellikle kadın özgürleşmesinin, toplumun özgürleşmesiyle birlikte gelişeceğini ortaya koydu. Bugün İran’da yaşanan sürece de böyle bakmak gerekiyor. Katı molla rejimi üzerinden kadına biçim veren, kadını örten, kadının bedenine yönelen ve müdahale eden; kadının ekonomisine, eğitimine, hangi branşı okuyacağına kadar karar vermeye çalışan bir zihniyete karşı Jîna Mahsa Amini büyük bir darbe vurdu. Bu sürecin içerisinde kadınlar uyandı. Öldürüleceklerini bilmelerine rağmen mücadeleyi eyleme dönüştürdüler. Başının örtülmesi dayatılan kadın, başını açtı ve ‘Benim kimliğim, benim bedenim, benim düşüncem örtülemez ve saklı kalamaz’ dedi. Bunun mücadelesini yürüttü.
Bugün hâlâ İran’da yaşanan süreçte kadınların mücadelesinin yarattığı değişimi görüyoruz. Son üç yılda yaşananları Jîna Mahsa Amini direnişiyle birlikte değerlendirmek gerekiyor. İran’da kadının başını kapatan, kadının zihnini kapatmaya dönük geliştirilen ve inancı da bunun üzerinden kullanan zihniyete karşı Jîna Mahsa Amini’nin duruşu, tutumu ve ardından gelişen kadın mücadelesi güçlü bir cevap oldu.”







