Medya kadın katliamlarını da kadın haberciliğini de görmedi
- 09:11 19 Temmuz 2026
- Medya Kritik
Derya Ceylan
HABER MERKEZİ – Kadın katliamları haber oluyor, ancak erkek şiddetinin sistematik niteliği haber olmuyor. JINNEWS ve KCDP'nin verileri, kadınlara yönelik erkek şiddetinin boyutunu ortaya koyarken, iktidara yakın medya kadın haberciliğinin ürettiği verileri gündemine almıyor.
Medya, neyi haber yaptığı kadar neyi haber yapmadığıyla da habercilik anlayışını ortaya koyuyor. Hangi olayların manşetlere taşınacağına, hangi verilerin görmezden gelineceğine ve hangi kaynakların haber değeri taşıdığına ilişkin tercihler, haberciliğin politik ve editoryal sınırlarını ortaya koyuyor. Kadınların yaşam hakkına ilişkin veriler söz konusu olduğunda ise bu tercihler çok daha görünür hale geliyor. Kadınlar katlediliyor, yüzlerce kadın şüpheli şekilde yaşamını yitiriyor ve kadın haberciliği erkek şiddetinin izini sürerek toplumsal hafızayı kayıt altına alıyor. Buna rağmen erkek şiddetinin sistematik niteliğini ortaya koyan veriler, birçok medya kuruluşunun gündeminin dışında bırakılıyor.
2017 yılından bu yana her ay kadınlara yönelik erkek şiddetine ilişkin çetele hazırlayan JINNEWS ile her ay düzenli olarak kadın katliamları ve şüpheli kadın ölümlerine ilişkin verileri kamuoyuyla paylaşan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu'nun (KCDP) son raporları, kadınlara yönelik erkek şiddetinin boyutunu bir kez daha ortaya koydu. JINNEWS'in haziran ayı şiddet çetelesine göre yalnızca bir ayda 29 kadın katledildi, 14 kadın ve 2 çocuk şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. KCDP'nin 2026 yılının ilk altı ayını kapsayan raporuna göre ise 150 kadın erkekler tarafından katledildi, 151 kadın şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. Ancak JINNEWS'in haziran ayı çetelesinin yayımlandığı 8 Temmuz'dan ve KCDP'nin raporunun açıklandığı 13 Temmuz'dan bugüne kadar, Hürriyet, Sabah, Milliyet ve Yeni Şafak'ın da aralarında bulunduğu iktidara yakın medya kuruluşları her iki kurumun verilerini görmedi.
KCDP’nin raporu, muhalif medya kuruluşlarından BirGün, İlke TV ve çeşitli muhalif medya organlarında yayınlanırken, JINNEWS’in şiddet çetelesi ise Mezopotamya Ajansı ve Yeni Yaşam gazetesinin de aralarında olduğu Özgür Basın kurumları tarafından kaynak gösterilerek kamuoyuna aktarıldı ve aktarılmaya devam ediyor.
Bu tablo, kadın katliamlarına ilişkin verilerin haber değeri taşımadığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, hangi verilerin haberleştirildiği ve hangi kaynakların görünmez kılındığına ilişkin editoryal ve politik tercihleri ortaya koyuyor.
Kadın katliamları birbirinden bağımsız olaylar değil
Kadın katliamları iktidara yakın medyada bütünüyle görünmez değil. Bir kadın katledildiğinde haber internet sitelerinde yer bulabiliyor. Ancak bu haberlerin büyük bölümü olayın yaşandığı güne ve saldırının biçimine odaklanıyor. Kadının daha önce şiddete uğrayıp uğramadığı, koruma talebinde bulunup bulunmadığı, fail hakkında uzaklaştırma kararı olup olmadığı ve soruşturmanın nasıl yürütüldüğü ise çoğunlukla takip edilmiyor.
Bu yaklaşım, erkek şiddetini toplumsal ve politik bir sorun olmaktan çıkararak birbirinden bağımsız adli vakalara indirgemiş oluyor. Oysa kadın örgütleri ile kadın odaklı haber kuruluşlarının hazırladığı şiddet çeteleleri ve raporlar, tek tek verilen haberleri bir araya getirerek erkek şiddetinin sürekliliğini ve sistematik niteliğini görünür kılıyor.
JINNEWS’in çetelesinde ve KCDP’nin raporunda da, kadınların evli olduğu, boşanma aşamasında olduğu, boşandığı ve ayrılmak istediği erkek tarafından, ayrıca oğulları, babaları, ağabeyleri, akrabaları, önceden birlikte oldukları erkekler ve nişanlıları tarafından katledildikleri belirtiliyor. Her iki kurumun verileri, kadınların en çok en yakınlarındaki erkekler tarafından katledildiğini ve erkek şiddetinin münferit olaylar olarak değerlendirilemeyeceğini gösteriyor.
Şüpheli kadın ölümleri neden ayrı bir kategori?
Kadın katliamlarına ilişkin veriler incelendiğinde dikkat çeken bir diğer başlık ise şüpheli kadın ölümleri. Hem JINNEWS'in haziran ayı çetelesi hem de KCDP'nin ilk altı aylık raporu, şüpheli ölümlerin kadın katliamlarından ayrı değerlendirilmesi gerektiğini ortaya koyuyor. JINNEWS'in verilerine göre haziran ayında 14 kadın ve 2 çocuk şüpheli şekilde yaşamını yitirdi. KCDP'nin raporunda ise yılın ilk altı ayında 151 kadının şüpheli şekilde yaşamını yitirdiği kaydedildi. Daha da dikkat çekici olan ise daha önce şüpheli ölüm olarak kayıtlara geçen 12 kadının dosyasında, sonradan katledildiklerinin ortaya çıkmış olması.
Bu durum, kadınların yaşamını yitirmelerine ilişkin ilk açıklamaların her zaman gerçeği yansıtmayabileceğini gösteriyor. Bir dosyanın ilk etapta "intihar", "kaza", "yüksekten düşme" ya da "şüpheli ölüm" olarak kayıtlara geçmesi, gazetecilik açısından dosyanın kapandığı anlamına gelmiyor. Tam tersine, bu dosyaların takip edilmesi ve soruşturmaların hangi aşamada olduğunun kamuoyuna aktarılması gerekiyor.
Kadın katliamlarını yalnızca kesinleşmiş yargı kararları üzerinden değerlendirmek, şüpheli bırakılan yüzlerce kadın ölümünün görünmez kılınmasına neden oluyor. Bu nedenle kadın örgütleri ve kadın haberciliğinin oluşturduğu veriler, sayısal bir dökümün yanı sıra aydınlatılmayı bekleyen dosyaların toplumsal hafızasını da oluşturuyor.
Dil, faili görünür ya da görünmez kılıyor
Kadın katliamlarına ilişkin habercilikte yalnızca neyin haberleştirildiği değil, nasıl haberleştirildiği de önemli. Kullanılan dil, erkek şiddetini görünür kılabildiği gibi görünmez de bırakabiliyor. "Hayatını kaybetti", "ölü bulundu", "yüksekten düşerek yaşamını yitirdi", "cinnet getirdi", "kıskançlık krizine girdi", "aşk cinayeti" ve "tartışma sonucu öldürüldü" gibi ifadeler, katliamların ve şüpheli kadın ölümlerinin üzerini örterken failin sorumluluğunu da görünmez kılıyor. Böylece erkek şiddeti, sistematik ve toplumsal bir sorun olarak değil; anlık bir öfke, duygusal kriz ya da bireysel bir sorun olarak sunuluyor.
Benzer biçimde, "150 kadın öldürüldü" ifadesi öldürme eylemini belirtse de faili görünmez bırakıyor. "150 kadın katledildi" ifadesi şiddetin ağırlığını ortaya koyarken, "150 kadın erkekler tarafından katledildi" ifadesi hem faili hem de şiddetin öznesini açık biçimde ortaya koyuyor. Haberde kullanılan her sözcük, kamuoyunun erkek şiddetini nasıl algılayacağını da belirliyor. Bu nedenle kadın katliamlarına ilişkin haberlerde failin görünür kılınması, kadın odaklı haberciliğin temel ilkelerinden biri olarak öne çıkıyor.
Kadın haberciliği neden kaynak sayılmıyor?
Kadın katliamlarına ilişkin verilerin iktidara yakın medya tarafından haberleştirilmemesi, medyada hangi kaynakların "haber değeri" taşıdığına ilişkin tartışmayı da beraberinde getiriyor. Bakanlıkların, emniyet müdürlüklerinin ya da savcılıkların yaptığı açıklamalar doğrudan haberleştirilirken, kadın örgütlerinin ve kadın habercilerinin aylar süren takip çalışmaları sonucunda oluşturduğu veriler çoğu zaman haber kaynağı olarak kabul edilmiyor.
Oysa kadın haberciliğinin ortaya koyduğu veriler, resmi kurumların açıklamadığı birçok bilgiyi kamuoyuna duyurur. Kadilen kadınların isimleri, faillerle olan yakınlıkları, daha önce yaptıkları başvurular, uygulanmayan koruma kararları ve şüpheli bırakılan dosyalar bu çalışmalar sayesinde kayıt altına alınıyor.
Kadın haberciliği, haber yapmanın yanı sıra erkek şiddetine ilişkin toplumsal hafızanın oluşturulmasında önemli bir rol üstleniyor. Bazı dosyalar ilk etapta "şüpheli ölüm" olarak kayıtlara geçse de yürütülen takip gazeteciliği sonucunda kadın katliamı olduğu ortaya çıkabiliyor.
Bu nedenle hangi kaynağın güvenilir ya da haber değeri taşıdığına ilişkin tercihlerin tarafsız olduğunu söylemek mümkün değil. Kadınların ürettiği bilgiyi görünmez kılmak, erkek şiddetinin sistematik niteliğini de haberin dışında bırakıyor.
Gazetecilik katliam anında bitmiyor
Kadın katliamlarına ilişkin habercilik, yalnızca olayın yaşandığı günle sınırlı değil. Bir kadının katledildiği haberleştirildiğinde, o kadının daha önce şiddet nedeniyle herhangi bir kuruma başvurup başvurmadığının, koruma kararı bulunup bulunmadığının ve soruşturmanın nasıl yürütüldüğünün de takip edilmesi gerekiyor.
KCDP'nin raporuna göre katledilen 138 kadının 6284 sayılı Kanun kapsamındaki durumuna, 134 kadının ise daha önce herhangi bir adli başvuruda bulunup bulunmadığına ilişkin bilgiye ulaşılamadı. Bu durum, kadınların şiddet geçmişine ilişkin bilgilerin büyük ölçüde kayıt altına alınamadığını ya da kamuoyuyla paylaşılmadığını gösteriyor.
Gazetecilik, resmi açıklamalarla yetinmek değil, eksik bırakılan bilgilerin izini sürmektir. Kadın katliamlarını yalnızca yaşandığı gün haberleştirmek, erkek şiddetini tekil bir olay olarak sunarken, kamu kurumlarının sorumluluklarını ve şiddetin sistematik niteliğini görünmez bırakıyor.
Takip gazeteciliği ise hem faillerin hem de koruma yükümlülüğünü yerine getirmeyen kurumların kamuoyu önünde hesap vermesini sağlıyor.
Görünmez kılınan sadece kadınlar değil
JINNEWS'in şiddet çetelesi ile KCDP'nin raporu, farklı veri toplama yöntemlerine sahip iki ayrı çalışma olsa da aynı gerçeğe işaret ediyor: Kadınlar en yakınlarındaki erkekler tarafından katlediliyor, yüzlerce kadın şüpheli şekilde yaşamını yitiriyor ve erkek şiddeti sistematik biçimde sürüyor. Buna rağmen söz konusu verilerin iktidara yakın medya kuruluşlarının gündemine girmemesi, kadın katliamlarının yalnızca tekil adli vakalar olarak görülmeye devam ettiğini gösteriyor.
Görünmez kılınan yalnızca rakamlar değil. Erkek şiddetinin sistematikliği, kadınların yaşam hakkı mücadelesi ve bu mücadeleyi kayıt altına alan kadın haberciliği de görünmez bırakılıyor.
Kadın katliamlarını haberleştirmek, yalnızca bir kadının hangi koşullarda yaşamını yitirdiğini aktarmaktan ibaret değil. Gazetecilik; şiddetin nedenlerini, failleri, cezasızlık politikalarını ve kurumların sorumluluklarını görünür kılmayı da gerektiriyor. Çünkü kadınların yaşamlarını kayıt altına alan her veri, erkek şiddetine karşı oluşturulan toplumsal hafızanın da bir parçasını oluşturuyor.







