Avukat Hatice Bağcı: Tecrit kalkmalı, statü sağlanmalı

  • 09:01 1 Mayıs 2026
  • Güncel
WAN - Sürecin güvenlikçi politikalarla yürütüldüğünü belirten ÖHD Wan Şube Eşbaşkanı Hatice Bağcı, kalıcı barışın Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü ile hukuki ve anayasal güvencelerle mümkün olabileceğini söyleyerek, “Süreci kalıcı bir barışa evirmezse Türkiye’nin, İran ve Rojava gibi emperyal devletlerin etkisiyle savaşa süreklenme riski var” dedi.  
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat’ta başlattığı, “Barış ve Demokratik Toplum” süreci bir buçuk yılını geride bırakırken, tecrit koşullarının sürmesi, statüsünün tanınmaması ve devletin sürecin ruhuna uygun somut adımlar atmaması tartışmaların odağında yer alıyor. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) ve Anayasa Mahkemesi (AYM) kararlarına rağmen "umut hakkı"nın tanınmaması ve hukuki yükümlülüklerin yerine getirilmemesi de eleştirilerin başında geliyor. 
 
Toplum tarafından demokratik çözümün gelişmesi, toplumsal barışın kalıcılaşması ve diyalog zemininin güçlenmesi açısından Abdullah Öcalan’ın sürece aktif katılım sağlayabileceği koşulların yaratılması gerektiği belirtilirken, Abdullah Öcalan'ın özgürlüğünün sağlanması, hukuki ve siyasal güvencelerin sağlanması isteniliyor. 
 
Özgürlük İçin Hukukçular Derneği (ÖHD) Wan Şube Eşbaşkanı Hatice Bağcı, sürece dair konuştu. 
 
Sürecin halkta önemli bir beklenti yarattığını söyleyen Hatice Bağcı, Kürt Özgürlük Hareketi ve Abdullah Öcalan’ın sürece yönelik ciddi adımlar attığını kaydetti. Hatice Bağcı, bu adımların çatışmasızlık ortamının oluşmasına katkı sunduğunu belirterek, “Gelinen aşamada bu çatışmasızlık süreci Türkiye’de demokratik ve hukuk zemininde ciddi tartışmaların yaşanması gereken bir zaman aralığı oluşturdu” dedi. 
 
'Güven verici adımlar atılmalı'
 
Kürt Özgürlük Hareketi ile Abdullah Öcalan’ın attığı ciddi adımlara rağmen devlet tarafından somut ve güven verici adımların atılmadığını dile getiren Hatice Bağcı, Meclis bünyesinde kurulan komisyonun toplumda beklenti yarattığını söyledi. Hatice Bağcı, “Meclis’te kurulan komisyon belli çalışmalar yürüttü. Yüzü aşkın kurum dinledi ve buna ilişkin bir çalışma başlatıldı. Komisyonun kurulması ile birlikte halkta, ‘Kürt sorunu için kurulan bir komisyon var. Bu komisyon Kürt sorununun tanımını ve Kürt sorununa neden olan unsurlar üzerinden değerlendirmeler yapacak. Nihayetinde demokratik bir perspektifle bunun çözümü noktasında somut öneriler sunacak’ şeklinde beklentiler birikti. Komisyon yayınladığı raporla süreç içerisindeki görevini tamamladı. Komisyon ve raporu, devlet tarafından atılan bir adımmış gibi değerlendirmemeliyiz. Kürt Özgürlük Hareketi ve Sayın Abdullah Öcalan tarafından atılan adımlar ve sağlanmış olan çatışmasızlık süreci devlete çok güzel bir olanak sağlıyor. Devlet, güvenlikçi politikalar dışında sorunu demokratik, eşit yurttaşlık, adil ve hukuki bir zeminde Kürt sorununa neden olan sorunları ortadan kaldırıp çözüm üretmiş olsaydı, hakikaten çok somut öneriler ortaya konulurdu. Sunulan rapor güvenlikçi politikalar gölgesinde görevini bir şekilde tamamladı” diye belirtti. 
 
‘Güvenlikçi politikalar barış getirmez’
 
Hatice Bağcı, atılan adımların devlete demokratik çözüm için önemli bir fırsat sunduğunu aktararak, “Devletin sürece bakış açısını ve samimiyetini bu ikilik arasında tartışabiliriz. Güvenlikçi politikalarla mı sürdüreceğiz ya da demokratik çözüm arayışını kalıcı bir barışla mı hal edeceğiz? Bu ikilik noktasında devletin net bir belirleme yapması gerekiyor. Barış süreçleri çok uzun zamana yayılabilir. Bir gün, bir ay veya bir yılda hal edilebilecek bir süreç olmadığını bizde fark ediyoruz. Devlet eğer güvenlikçi politikalardan vazgeçmezse, halkların sürece dair samimiyeti oluşmaz. Halk diyor ki, ‘Bir barış süreci olmasına rağmen hala Kürt halkını tanımak istemiyorsa, devlete inanmıyoruz’ Biz, beklentilerin olduğu bir belirsizlik süreci içerisinde yer alıyoruz. Silahların bırakılmasının teyidi noktasında net bir güvenlikçi politikaların somutlaştığını görüyoruz. Devlet şu şekilde, ‘Ben silahların bırakıldığını teyit ettikten sonra bir adım atarım’ diyor. Kalıcı barış istiyorsak, demokratik bir hukuki düzende yasal adımlar atılmalı. Güvenlikçi politikalar bize kalıcı barış sağlamaz” ifadelerini kullandı. 
 
Anayasal adımlar atılmalı
 
Türkiye’de başta Kürt halkı olmak üzere tüm halkların haklarının anayasal güvence altına alınması gerektiğini vurgulayan Hatice Bağcı, halkların kendilerini anayasada, hukukta ve siyasal yaşamda göremediği sürece eşit yurttaşlıktan söz edilemeyeceğini kaydetti. Yıllardır sürdürülen inkar ve ret politikaları nedeniyle Kürt halkının kendi iradesini ortaya koymadığını söyleyen Hatice Bağcı, “Türkiye ve Kürdistan’da yıllardır sürdürülen retçi politikalarla Kürt halkı kendini ne bir irade ne bir rol olarak gördü ve ne de hukuki olarak haklarını, dilini, kültürünü, sanatını, varlığını sürdürebildi. Kürt halkı siyasetini bile yapamadığı bir süreç yürütüyor. Birçok siyasi tutsak cezaevinde” dedi. 
 
‘Tecrit kaldırılmalı, statü tanınmalı’
 
Hatice Bağcı, Abdullah Öcalan’ın süreçte temel muhatap olarak kabul edildiğini ancak buna rağmen statüsüne ilişkin herhangi bir düzenleme yapılmadığını aktardı. Sürecin ilerlemesi için eşitler arası bir müzakere zemininin oluşturulması gerektiğini belirten Hatice Bağcı, tecrit koşullarında sağlıklı bir tartışma yürütülemeyeceğini dile getirerek, şunları söyledi: “Devlet, Sayın Öcalan'ı sürecin bir baş aktörü olarak görüyor. Süreçte yapılan görüşmeler ve yapılması gerekenler Sayın Abdullah Öcalan ile yapılıyor. Devlet, Sayın Abdullah Öcalan'ı muhatap olarak görüyor fakat statüsüne karşı bir belirleme yapmıyor. Eşitler arası bir tartışma zemini olmalı. Demokratik hukuk tartışmaları statülerin eşit olduğu bir zeminde olmalıdır. Sayın Abdullah Öcalan kendi halkı ile sağlıklı bir iletişim kurmalıdır. Tecrit altında demokratik süreci tartışması için bir zemini yok. Süreç bunun etkisiyle tıkanmış durumda. Türkiye yaklaşık 11 yıldır Sayın Abdullah Öcalan’a verilmiş AİHM kararlarını kendi hukukunu, bağlı bulunduğu uluslararası sözleşmeleri çiğneyerek uygulamıyordu. Türkiye demokratikleşmek istiyorsa bu adımı atmalı. Kendi hukukunu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni (AİHS) uygulamayı öğrenmeli.” 
 
'Tutsaklar serbest bırakılmalı'
 
Cezaevlerinde çok sayıda siyasi ve hasta tutsak bulunduğunu ifade eden Hatice Bağcı, İdari Gözlem Kurulları (İGK) kararlarıyla infazların ertelendiğini hatırlattı. Devletin ceza ve infaz hukukunda, Terörle Mücadele Kanunu’nda (TMK) demokratik değişiklikler yapabileceğini aktaran Hatice Bağcı, yargı makamlarının da sürecin ruhuna uygun davranması gerektiğini vurguladı. Hatice Bağcı, “Türkiye’de siyaset yaptığı için tutuklanan hasta, İGK kararıyla infazı ertelenen siyasi tutsaklar var. Yargı makamlarının süreci hissedebilmesi, sürece bağlı kalıp değerlendirme yapması da çok önemli. Bir süreç yürütülüyorsa biz devam eden yargılamaları durdurabiliriz. Devlet bu noktada küçük adımlar atabilir. Siyasi ve hasta tutsakları çıkarmalıdır. Bu da sürece bakış açımızı değiştirebilir. Hem sürece katkı sunmuş olacak hem de devlet tarafından somut adımlar olarak veri çıkmış olacak” ifadelerine yer verdi. 
 
‘Ortadoğu’daki gelişmeler barışı zorunlu kılıyor’
 
Geçmiş süreçlerle mevcut süreci karşılaştıran Hatice Bağcı, Türkiye’nin geçmişte Kürt halkına ve bölge halklarına yönelik inkar politikalarını terk etmeden çözüm süreçleri yürütmeye çalıştığını anlatarak, bugünkü sürecin en dikkat çekici yönünün ise Ortadoğu’da derinleşen savaş ve paylaşım politikaları olduğunu ifade etti. Hatice Bağcı, Rojava ve İran’daki gelişmelerin bunun en somut örnekleri olduğunu belirterek, Türkiye’nin kalıcı barışı sağlayamaması halinde benzer çatışmalı süreçlerin etkisi altına girebileceğini söyledi. Hatice Bağcı son olarak şunları söyledi: “Mevcut sürecin en çekici ve göze çarpan yönü, Ortadoğu’da emperyal devletlerin çıkarları doğrultusunda savaştığı ve Ortadoğu'yu paylaşma iradelerinin somut bir şekilde yaşandığı dönemdeyiz. Rojava ve İran’da yaşanan süreçler bunun en büyük örnekleridir. Bu sürecin kalıcı bir barışa evrilmesi zorunluluğu buradan geliyor. Türkiye eski barış süreçlerinde belli roller oynadı ama kendi güvenlikçi politikasını da kenara bırakmadan oynadı. Süreci kalıcı bir barışa evirmezse Türkiye’nin, İran ve Rojava’daki süreç gibi emperyal devletlerin etkisiyle savaşa süreklenme riski var. Türkiye barışı zorlamak zorunda. Kürt halkı ve ezilen halklar hemde devletin parçası olduğu emperyal devletlerin pazarlık noktasına dönüştürmemek için bu süreci başarıya götürmek zorunda. Bu süreç barışa evrilemezse, Türkiye’nin de içinde bulunduğu Ortadoğu ülkelerinin paylaşıldığı masa haline gelecek. Mevcut süreçte en önemli başlık yasal düzenlemeler ve anayasal güvencedir. Barış kalıcı olacaksa hukukla korunmalıdır. Süreç bir tarafın iradesine bırakılmamalıdır.”