Meral Danış Beştaş: Çözümün paradigması İmralı’dadır

  • 09:01 20 Mayıs 2026
  • Güncel

      

Melike Aydın
 
İSTANBUL - Barış ve Demokratik Toplum Süreci'ne dair konuşan Meral Danış Beştaş, Ortadoğu’daki savaşa göre konum alan ve süreci ağırdan alan iktidara, “Çözümün paradigması İmralı’dadır” diyerek, yasal ve hukuksal güvenceler sağlanmadan sürecin ilerleyemeyeceğini belirtti. 
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın başlattığı ve 1 buçuk yılı aşkındır devam eden Barış ve Demokratik Toplum Süreci sürerken, iktidarın somut bir adım atmaması ve sessizliğini koruması farklı tartışmalara neden oluyor. Adımların atılmaması, yasal düzenlemelerin yapılmaması, Abdullah Öcalan’ın özgür çalışma koşullarının oluşturulmaması ve statüsünün tanınmaması, sürecin tıkanma noktasına geldiğine dair tartışmaları beraberinde getiriyor. Kürt Özgürlük Hareketi'nin attığı önemli adımlardan biri olan PKK’nin fesih kararı ve silah bırakmasının üzerinden bir yıl geçmesine rağmen iktidarın süreci ağır aksak yürütmesi sürerken, Ortadoğu’daki savaşlar da derinleşiyor. İktidarın bölgedeki savaşlara göre kendisini konumlandırdığı yönünde eleştiriler yapılırken, sürecin toplumsallaştırılması ve barışın sağlanması için somut adımlar atılması çağrıları yapılıyor. 
 
Halkların Demokratik Kongresi (HDK) Eşsözcüsü Meral Danış Beştaş, süreç bağlamında Türkiye ve Ortadoğu’da yaşanan gelişmeleri değerlendirdi. 
 
PKK’nin fesih kararının üzerinden bir yıl geçtiğini dile getiren Meral Danış Beştaş, atılan stratejik adımlara rağmen devlet kanadından yasal bir karşılık gelmediğini ifade etti. Meral Danış Beştaş, “PKK'nin fesih kararının üzerinden, kongre kararlarını ilan etmesinden sonra bir yılı geride bıraktık. Maalesef hala Meclis komisyonunun sunmuş olduğu rapordaki öneriler hayata geçmedi. Çalıştığımız ortak bir taslak şu anda yok. Ama görünen şu; bu süreç geri dönüşü olmayacak bir süreç. Çünkü çok önemli adımlar atıldı. Önemli bir aşamayı geride bıraktık” dedi. 
 
Farklı halklarla 30 buluşma yapıldı
 
Toplumsal kesimlerde barış talebinin olduğunu ancak güvensizliğin aşılamadığını ifade eden Meral Danış Beştaş, “Bizler sürekli sahadayız. Son bir aydır 30'a yakın buluşma gerçekleştirdik. Artvinliler Derneği'nden Çorumlulara, Karadeniz derneklerine, Tokatlılara kadar farklı kesimlerle, özellikle Kürtlerin dışında Türkiye'nin batısını kapsaması açısından bu çalışmaları önemsiyoruz. Orada da aslında bu sürecin devam etmesi gerektiği noktasında ciddi bir kanaat var. Fakat güvensizlik bir türlü aşılamadı. İktidara güven açısından, samimi olmadığı yönünde gittiğimiz her toplantıda bu tip değerlendirmeler yapılıyor” diye konuştu. 
 
‘Adım atmama noktasında direnç var’
 
İktidarın adım atmama konusunda yapısal bir direnç gösterdiğini ve süreci zamana yaydığını ifade eden Meral Danış Beştaş, “İktidar yeterince cesur davranmıyor. Çok ürkek, çekinik ve adeta kendini kamuoyu yoklamalarına, anketlere, seçim hesaplarına göre değerlendiriyor. Çünkü AKP'nin nasıl bir iktidar olduğunu artık hepimiz öğrendik. Fakat bu süreçlerde sadece kamuoyu yoklamalarıyla ya da toplumun hassasiyetlerine sığınarak bu işin zamana yayılmasının izahı mümkün değil. Kabul edilebilirliği de mümkün değil. Çünkü bu mesele seçimlere endekslenemeyecek kadar büyük bir mesele” diye belirtti. 
 
'Savaş dilinden vazgeçilmeli'
 
Barışın toplumsallaşmasının sadece Kürt halkına, Kürt Özgürlük Hareketi’ne ya da DEM Parti’ye yüklenemeyeceğini hatırlatan Meral Danış Beştaş, bunun iktidarın da görevi olduğunu söyledi. Meral Danış Beştaş, “Bir yandan iktidar kanallarında, medya organlarında eski dilden vazgeçmeme hali var, bir diretme hali var; diğer yandan da ‘toplum hazır değil’ diyebiliyorlar. Oysa toplumu bu hale getiren tam da bu dil, yıllardır devam ettirilen ezberler. Artık süreç sözle yürümeyecek aşamada. Sözle peynir gemisi yürümez, somutluk lazım” ifadelerini kullandı. 
 
‘Süreç yerinde saymamalı’
 
Sürecin yerinde saymasının tıkanıklığı derinleştirdiğini belirten Meral Danış Beştaş, “Geriye dönüş yok lafı çok anlamlı, çok değerli. Bunu sadece iktidar kanadı söylemiyor, Kürt Özgürlük Hareketi de söylüyor. Sürecin temel muhatabı Sayın Öcalan da bunu söylüyor. O nedenle süreç aynı zamanda yerinde de saymamalı. Geriye dönüş yok ama yerinde sayan bir süreç ilerleyemez. Bizim ileriye doğru gitmemiz lazım. Şu anda tam da araftayız. Dünyaca kabul edilen bir metafor var; pedalların dönüyor olması. Şu anda o bisiklet yerinde sayıyor, ilerlemiyor ve biz bunu ilerletmeye çalışıyoruz” dedi. 
 
‘Türkiye zayıflıyor’
 
Avrupa Konseyi ve AİHM kararlarının uygulanmamasının Türkiye’yi uluslararası zeminde zayıflattığını ifade eden Meral Danış Beştaş, Türkiye’nin hukuksal açıdan iyi bir noktada olmadığını söyledi. Meral Danış Beştaş, “Uzun yıllardır devam eden, hukuksuzluğun çok yükseldiği bir siyasal iklim var. Anayasa adeta yürürlükte değil. Resmi olarak yürürlükte ama teknik olarak uygulanmıyor. Anayasa kararlarına herkes uymak zorunda” diye belirtti. 
 
'Anayasa uygulanmıyor'
 
Anayasa’nın 90’ıncı maddesine göre uluslararası hukukun iç hukukun önünde değerlendirilmesi ve uygulanması gerektiğini söyleyen Meral Danış Beştaş, “Bugün Leyla Güven uzun yıllardır cezaevinde, AYM kararları var. Tayfun Kahraman, Can Atalay var. Figen Yüksekdağ, Selahattin Demirtaş gibi siyasette etkili arkadaşlarımız var. Hepsi aynı anlamda Anayasa korumasından faydalanamıyor. Türkiye kendi iç hukukuna ve imzaladığı sözleşmelere uymayarak kendini zayıflatan bir yol izliyor. Bu sürecin hukuksal zemini mutlak suretle zorunlu. 27 Şubat'ta Sayın Öcalan bunu ifade etti; hukuksal zemin gerekiyor. Sözlü vaatlerin bir bağlayıcılığı olmuyor. Yasaların, anayasanın, uluslararası hukukun bağlayıcılığı konusunda iktidar keyfi bir tutum içinde. İşine geldiğinde uyan, işine gelmediğinde uymayan bir iradeye karşı güçlü bir hukuksal mücadele yürütmek zorundayız” şeklinde konuştu. 
 
Statü tanınmalı
 
İmralı’da uygulanan özel infaz rejiminin barışın önündeki en büyük engellerden biri olduğunu belirten Meral Danış Beştaş, güvenlikçi politikalarla, halkları kutuplaştırarak ve Kürt halkının temel haklarını reddederek meselenin çözülemeyeceğini ifade etti. Meral Danış Beştaş, “Aynı şekilde İmralı sisteminin devam etmesi, Sayın Öcalan'ın özgürlük ve güvenlik koşullarından yoksun bırakılması bu süreci başarıya ulaştıramaz. Çünkü çok kısıtlı olanaklara sahip; işte bir buçuk aydır görüşme yok mesela, bunun garantisi yok. Yasal olarak bir hükümlü statüsünde şu anda ama aynı zamanda halk önderi, süreci ilerletebilecek baş aktör. Bu süreçte Öcalan ve Bahçeli aktördür. Erdoğan'ı da katarsak üç isim. İki aktör dışarıda özgürce istediğini yaparken, diğer muhatabın bu şekilde tutulması izah edilemez. Sayın Öcalan'ın bir an önce statüsünün kabulü ve bu rolünün teslim edilmesi gerekiyor” dedi. 
 
Nelson Mandela ve Abdullah Öcalan
 
Toplumun Abdullah Öcalan’a bakışının değiştirilemeyeceği yönündeki yaklaşımın doğru olmadığını ifade eden Meral Danış Beştaş, “Bu dili kuran ve topluma dayatan sizsiniz. Devlet Bahçeli ‘İlkin gelsin Meclis’te konuşsun’ dediğinde kıyamet koptu mu? Hayır. Birkaç ırkçı kalem dışında milyonlar karşı mı çıktı? Öyle bir realite yok. En önemli benzerlik Mandela'yla Sayın Öcalan arasındaki benzerliktir. Sürecin başında Mandela’ya halk desteği yüzde 10'un altındaydı ama sonra Cumhurbaşkanı oldu. Karadeniz’de, İç Anadolu’da vatandaşa ‘Bu mesele çözülecek, halklar arasında eşitlik kurulacak, daha rahat ekonomik ve siyasal koşullarda yaşayacağız’ dediğimizde emin olun itiraz etmiyorlar. Ben yorumlamıyorum, sürekli halkla konuşuyorum. Kürt halkını sadece seçimlerde oy deposu olarak görüp sonra unutanlar hep yanıldılar. Sayın Öcalan'a yönelik ‘önderimizdir’ diyen milyonların imzası, Meclis başvuruları, uluslararası zeminde yüzlerce Nobel ödüllü bilim insanının, yazarın tespiti ortada. Bu nedenle adım atmak için beklenecek tek bir dakika bile yok” sözlerini kullandı. 
 
'Halkla doğrudan iletişim kurmalı'
 
Müzakerelerin heyetler üzerinden yürütülmesinin bir sınırı olduğunu ve doğrudan iletişimin esas alınması gerektiğini belirten Meral Danış Beştaş, “Siyaset temas ederek, dokunarak, konuşarak, basın yayın organlarının açık olmasıyla yapılır. Şimdi Öcalan ismi sanki gaipten gelen, yaşıyor mu yaşamıyor mu duygusu yaratan bir yerde tutulamaz. Çıkacak kameralar karşısına, basınla konuşacak; kendi düşüncelerini, duygularını, gelecek tahayyülünü kendisi anlatmalı. Heyet aracılığıyla yapılan temaslar o düşüncenin satır aralarını ne kadar yansıtabilir? Bu hayatın olağan akışına aykırı. Doğrudan anlatabildiği zeminde bu süreçte barış iklimi de demokratikleşme de çok daha hızlı gelişecektir” dedi. 
 
‘Çözümün paradigması İmralı’dadır’
 
Türkiye’nin İran savaşında “bekle-gör” politikasıyla zaman kazanmaya çalıştığını ifade eden Meral Danış Beştaş, İran’daki duruma göre sürecin yönetilmek istendiğini belirtti. Meral Danış Beştaş, “Sayın Öcalan’ın halklar üzerindeki etkisi ve bu mücadeledeki rolü sebebiyle sonuç alıcı bir rolü olacağı tartışmasızdır. Bunu Rojava'da gördük. Sayın Öcalan'ın perspektifi devleti zayıflatmak ya da düşmanlık yapmak üzerine kurulu yıkıcı bir paradigma değil; tersine halkları, özgürlükleri, komünal yaşamı esas alan sosyalist bir perspektiftir. ‘Sosyalizmde ısrar insan olmakta ısrardır’ ya da ‘Kadınlar özgürleşmeden toplumlar özgürleşemez’ sözleri bizim tahayyül ettiğimiz yaşamın temel kodlarıdır. Türkiye’nin Rojava politikasını biliyoruz; yıllarca asker göndererek, operasyonlar yaparak müdahalede bulundu. Çözüm bu değil, diyalog ve müzakeredir. Bu perspektif en güçlü şekilde İmralı’da ifade ediliyor. İran’da da Jîna Emînî ile ‘Jin, Jiyan, Azadî’ sloganı tüm dünyaya yayıldı. Sayın Öcalan’ın özgürce müdahale ettiği, söz kurduğu bir zemin hiç kimsenin zararına olamaz” ifadelerini kullandı. 
 
‘Kadınlar sürecin kolonudur’
 
Kadın özgürlüğü olmadan kalıcı bir çözümün mümkün olamayacağının altını çizen Meral Danış Beştaş, kadının sürece dışarıdan eklemlenen bir olgu değil, sürecin esas öznesi olduğunu söyledi. Meral Danış Beştaş, “Kadınlar bu sürecin temel, taşıyıcı kolonudur. Kadınlar savaş dönemlerinde, militarist politikalarda en çok saldırıya uğrayan cinstir. Özel savaş politikalarıyla, istismarlarla, tecavüzlerle, yerinden edilerek en fazla bedel ödetilenler kadınlar oluyor. Bunun en önemli göstergelerinden biri, tarihte de yerini alacak olan Gülistan Doku dosyasıdır. Nasıl bir ağ içinde örüldüğünü ve yaşamlarından olduklarını görüyoruz. İpek Er davasında Musa Orhan eliyle yürütülen yöntemleri Siirt vekiliyken yakından takip etmiştim. Bu saldırılar genel politikanın tamamlayıcı bir parçasıdır. Önümüzdeki dönemde yasal çalışmalar başladığında kadınların karar mekanizmalarında, Meclis’te yer alması yasal düzenlemelerle teminat altına alınmalıdır. Biz kadınları hukuktaki tabirle bir eklenti değil, mütemmim cüz, yani ayrılmaz bir parça ve esas güç olarak görüyoruz” diye konuştu.