Lucy Rodríguez Gangura: Kalıcı barış için Öcalan’ın özgürlüğü şart

  • 09:05 20 Mayıs 2026
  • Güncel
Melek Avcı 
 
ANKARA - Avrupa Konseyi’ne yapılan “umut hakkı” çağrısının imzacı sendikalarından Lucy Rodríguez Gangura, geniş toplumsal destek olmadan müzakerelerin kırılgan kalacağını belirterek, barış için siyasi iradenin şart olduğunu vurguladı.
 
İspanya’nın Bask, Katalan, Galiçya ve Endülüs bölgelerinde faaliyet yürüten büyük sendikalar ile farklı bölgelerden toplam 17 sendika, Avrupa Konseyi’ne çağrıda bulunarak Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan için umut hakkının tanınmasını ve barış sürecine katılımının önündeki engellerin kaldırılmasını istedi. Sendikalar, 27 Nisan’da kendi logoları ve temsilcilerinin imzalarıyla Avrupa Konseyi’ne ayrı ayrı mektuplar gönderdi.
 
Ortak yayımlanan açıklamada, tüm ağır koşul ve zorluklara rağmen Kürt Halk Önderi’nin yaptığı çağrıların somut adımlarla karşılık bulmasının önemine dikkat çekildi. Açıklamada ayrıca, AİHM’in 2014 yılında verdiği “umut hakkı” kararının uygulanması için Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne çağrı yapıldı.
 
Kürt Halk Önderi’nin Barış ve Demokratik Toplum Süreci’ne tam anlamıyla katkı sunabilmesi için özgür yaşar ve çalışır koşulların sağlanmasının yaşamsal önemde olduğu belirtilirken, sendikaların Abdullah Öcalan’ın özgürlüğü için başlatılan Özgürlük Hamlesi’nden bu yana sürece kesintisiz destek verdiği vurgulandı. Düzenlenen etkinlik ve seminerlerle hem kampanyanın gündemde tutulduğu hem de Kürt sorununa dair tartışmaların emek çevrelerinde büyütüldüğü ifade edildi.
 
Dizinin bu bölümünde ise çağrıcı sendikalardan Kanarya Adaları İşçileri Hareketi (Movimiento de Trabajadoras y Trabajadores de Canarias) adına Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Lucy Rodríguez Gangura sorularımızı yanıtladı.
 
“Biz sadece iş hayatıyla ilgilenmiyoruz. Hem Kanarya Adaları hem de dünya için küresel bir vizyona sahibiz. Bu yüzden, dünya barışına ve halkların onuruyla yaşamasına katkı sunacak her türlü enternasyonalist mücadelenin içindeyiz.”
 
*İspanya Devleti genelinde 15'ten fazla sendikanın “umut hakkı” talebinde bulunması ve Kürt Halk Önderi’nin barış için çalışabilir özgür koşullarını istemesi, alışılmış sendikacılığı aşan bir tutumdur. Sizce bu durum, sendikaların barış ve demokrasi süreçlerinde doğrudan birer aktör olması gerektiğini mi gösteriyor?
 
Aslında tutarlı sendikal örgütler olarak biz, her zaman barış ve demokrasi mücadelesinin içinde olduk. İşçi hareketinin bütününü temsil etmemiz gerektiğini ve herhangi bir ülkedeki çoğunluk sınıfı olan işçi sınıfının, dünyanın her yerinde barış ve demokrasinin tesisi konusundaki en temel çıkar grubu olduğunu biliyoruz. Bu mücadele, genel prensipler düzeyinde kalarak dolaylı bir şekilde de yürütülebilir; halkların somut mücadelelerine doğrudan dahil olup bu süreçlerin gerçek bir barışa ve kâğıt üzerinde kalmayan gerçek bir demokrasiye evrilmesi için aktif çaba göstererek de yürütülebilir. Bugün sendikal örgütler temel olarak ikiye ayrılıyor: Bir yanda sadece sosyal uzlaşı peşinde koşan ve işçi danışmanlığına dönüşmüş, barış mücadelesini en iyi ihtimalle sadece sözde bırakanlar; diğer yanda ise benim de mensubu olduğum Kanarya Adaları İşçileri Hareketi gibi “sosyopolitik sendikacılık” yapanlar. Biz sadece iş hayatıyla ilgilenmiyoruz. Hem Kanarya Adaları hem de dünya için küresel bir vizyona sahibiz. Bu yüzden, dünya barışına ve halkların onuruyla yaşamasına katkı sunacak her türlü enternasyonalist mücadelenin (Kürt halkının davası gibi) içindeyiz. Kürt halkının barış ve kendi kaderini tayin hakkı için mücadele etmeyi bir görev olarak görüyoruz.
 
Mayıs 2023’teki Türkiye seçimlerinde Yeşil Sol Parti’nin davetiyle gözlemci olarak oradaydım. Kürt halkının taleplerini savunduğumuz için İspanya’dan gelen diğer 9 kişiyle birlikte Siirt’te gözaltına alındım. Ancak işçi hareketinin enternasyonalist ruhu tam da budur. Dolayısıyla sendikamız, dünyanın her yerinde barış ve demokrasi mücadelesinin doğrudan bir aktörü olma iradesine sahiptir.
 
“Bu, sadece askeri veya polisiye yöntemlerle çözülemeyecek kadar derin, tarihi ve çok boyutlu bir çatışmadır. Çözüm, hakların tanınmasını ve birlikte yaşamın inşasını gerektirir. Her iki tarafın da kabul ettiği üzere askeri çözümün sınırlarına gelinmiştir.”
 
Çağrıda, İmralı Cezaevi’ndeki koşulların süreçte Kürt Halk Önderi’nin rolünü kısıtladığı belirtiliyor. Sizce barış ve diyalog perspektifinde ilerlemek için neden geniş bir siyasi iradeye ihtiyaç var?
 
Öncelikle belirtmeliyim ki Sayın Öcalan’ın İmralı’daki tutukluluk koşulları, bölgedeki barış diyaloğunun ilerlemesini engelleyen temel belirleyicidir. Bu durum Avrupa Konseyi tarafından bile dile getirilmiş olsa da Türkiye’ye yönelik sadece rutin açıklamalar ve bildirimler düzeyinde kalmış, durumu değiştirecek etkili bir adım atılmamıştır. Sorunuza gelecek olursak; barış ve diyalog için geniş bir siyasi irade şarttır. Bu, sadece askeri veya polisiye yöntemlerle çözülemeyecek kadar derin, tarihi ve çok boyutlu bir çatışmadır. Çözüm ancak devletin, toplumun ve siyasi aktörlerin geniş kesimlerinin katılımıyla mümkün olan siyasi, sosyal ve demokratik dönüşümler gerektirir. Şunu da netleştirmek gerekir: Feminizm, ekoloji ve gençlik hakları gibi temel konularda Kürt tarafının vizyonu, Türk devletininkinden çok daha ileridedir ve bu da bir handikaptır.
 
Bu durumu anlamak için şu kilit noktaları vurgulamalıyım: Bu, tarihi ve ulusal kökleri olan bir çatışmadır. Kürt halkı on yıllardır kültürel, dilsel ve siyasi haklarını talep ediyor. Kimliğin inkârı gerginlik, baskı ve direniş doğurmuştur. Çözüm, hakların tanınmasını ve birlikte yaşamın inşasını gerektirir. Her iki tarafın da kabul ettiği üzere askeri çözümün sınırlarına gelinmiştir.
 
Sayın Öcalan’ın tezleri mutlaka dinlenmelidir
 
Gerçek bir diyalog için sadece hükümetlerin değil; partilerin, sendikaların ve sivil toplumun katılımı şarttır. Geniş bir toplumsal taban olmazsa müzakereler kırılgan kalır. Ancak, barış yol haritası etrafında toplumu birleştirebilecek kişinin mutlak tecrit altında olması bunu imkânsız kılıyor. Kürt sorunu; Suriye, Irak ve İran’ı da etkileyen bölgesel bir meseledir. Bu yüzden sürecin geniş bir desteğe ihtiyacı vardır. Burada Sayın Öcalan’ın tezleri hayati önem taşır ve mutlaka dinlenmelidir.
 
Türkiye’nin demokratikleşmesi Kürt meselesine bağlıdır. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi ve ifade özgürlüğü gibi adımlar barış için devasa bir hamle olacaktır. Kalıcı barış, sadece silah bırakmak değil, siyasi tanınma ve demokratik güvence demektir. Bu yolda en zaruri adım, Kürt halkının en yetkili ve tanınan sesi olan Öcalan’ın özgürlüğüdür. Aksi takdirde müzakere eşitsiz ve şartlı bir süreç olarak kalacaktır.
 
“Eksik olan şey, diyaloğun başlaması için gerekli olan siyasi irade ve zorlayıcı kararlılıktır.”
 
*Çağrınızda, PKK’nin silahlı mücadeleyi bırakma ve kendini feshetme önerisi gibi adımlara rağmen Türkiye tarafından somut bir diyalog sürecinin başlamadığı belirtiliyor. Tek taraflılığı nasıl değerlendiriyorsunuz? Eksik olan nedir?
 
Aslında önceki soruda buna biraz değindim. Müzakerelerde bir tıkanıklık olduğu açık. Ancak sorumluluğu net koymak lazım: Kürt tarafı diyaloğu kolaylaştıracak adımlar atarken, Türk hükümeti bu konuda bir ilgi göstermiyor; yani siyasi irade eksik. Dahası, uluslararası kurumlar da bu sürece yardımcı olacak kararlı adımlar atmıyor. Filistin’de yaşananlar, Venezuela’daki olaylar, Küba üzerindeki kuşatma ve Gazze filosuna yönelik son müdahaleler karşısında uluslararası toplumun parmağını bile oynatmaması, halkların barış içinde yaşama hakkını içeren uluslararası hukukun artık sadece “kâğıt üzerinde” kaldığını gösteriyor. Eksik olan şey, diyaloğun başlaması için gerekli olan siyasi irade ve zorlayıcı kararlılıktır.
 
*Sendikalar, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi’ne doğrudan çağrıda bulunuyor. Uluslararası mekanizmalar bu süreçte nasıl bir rol oynayabilir?
 
Belirleyici ve hatta hayati bir rol oynayabilirler. Bir ülkeyi, Kürt halkına uygulanan ayrımcı ve zarar verici politikalardan vazgeçirmeye zorlayacak mekanizmalar mevcut. Ancak bu mekanizmalar; ABD ve Avrupa’nın işine geldiğinde Küba, Venezuela veya İran için uygulanırken, dünyadaki ezilen ve unutulmaya terk edilen halklar söz konusu olduğunda uygulanmıyor.
 
“Kürt meselesine diyalog yoluyla çözüm aranması bizim için sadece dışsal bir ‘etnik’ mesele değil; sömürüye, militarizme ve eşitsizliğe karşı mücadelenin bir parçasıdır.”
 
*Birçok kesim, sendikaların rolünün sadece işçi haklarıyla sınırlı olması gerektiğini savunuyor. Siz ise barış sürecinde doğrudan bir duruş sergiliyorsunuz. İşçi hakları mücadelesi ile Kürt meselesi ve savaşın sona ermesi arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
 
Bu konu üzerine saatlerce konuşulabilir ama özetlemeye çalışacağım. İşçi hakları ile barış arasında derin sosyal, siyasi ve ekonomik bağlar vardır. Öncelikle sendikalar; Türk, Kürt ve diğer milliyetlerden tüm işçileri temsil eder. Uzun süren bir silahlı çatışmanın faturası en çok işçilere kesilir: Güvencesizleşme, baskı, demokratik hakların yok edilmesi ve kamu kaynaklarının eğitim, sağlık veya maaşlar yerine savaşa aktarılması... Bu yüzden sendikamız; demokrasi, barış ve halkların hakları tanınmadan işçi haklarının gerçek anlamda savunulamayacağını savunur. Savaş işçi sınıfını zayıflatır. Nerede olursa olsun tüm dünyada olup bitenler işçi sınıfını etkiler.
 
Çatışma ortamlarında protesto yasakları, gözaltılar ve sendikal faaliyetlerin kriminalize edilmesi artar. Türkiye’deki sendikalar da Kürt meselesinin çözümsüzlüğünün genel sosyal hakların gerilemesine yol açtığını defalarca dile getirmiştir. Sınıf sendikacılığı geleneğinde halkların ve işçilerin dayanışması temeldir. Kürt meselesine diyalog yoluyla çözüm aranması bizim için sadece dışsal bir “etnik” mesele değil; sömürüye, militarizme ve eşitsizliğe karşı mücadelenin bir parçasıdır. Özetle; Kürt meselesinin demokratik çözümü, işçi sınıfının uluslararası birliğini kurmak ve yaşam koşullarını iyileştirmek için gerekli bir ön koşuldur.
 
*Son olarak eklemek istediğiniz başka bir şey var mı?
 
Kürt ve Türk işçilere dayanışma ve iş birliği sözümüzü iletiyorum. Uluslararası kurumlar, devletler ve hükümetler ne yaparsa yapsın; biz tarihin doğru tarafında, yani Kürt halkının yanında yer almaya devam edeceğiz.