Zîlan, Sema ve Gulan'a...

  • 09:05 2 Temmuz 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - Sincan Kadın Kapalı Cezaevi'ndeki tutsaklar, Zîlan, Sema ve Gulan'ın mücadele mirasına ilişkin değerlendirmelerinde, kadın özgürlük mücadelesinin büyüyen tarihsel birikimine dikkat çekerek, "Unutmayanlar mücadele eder, mücadele edenler de unutmaz" mesajını verdi.
 
Zeynep Kınacı (Zîlan) 30 Haziran 1996'da Dersîm'de gerçekleştirdiği eylemle Kürt özgürlük mücadelesinin simge isimlerinden biri oldu. Sema Yüce (Serhildan), 21 Mart'ta cezaevinde gerçekleştirdiği eylemin ardından tedavi gördüğü hastanede 17 Haziran 1998'de yaşamını yitirdi. Filiz Yerlikaya (Gulan) ise, örgütsel çizginin savunulmasındaki kararlı duruşu ve mücadelesiyle hafızalarda yer edindi.
 
Sincan Kadın Kapalı Cezaevi'nde tutulan Selver İspir ve Fatma Aslan, tutsakların Zîlan, Sema ve Gulan'ın mücadele mirasına ilişkin duygu ve düşüncelerini kaleme alarak JINNEWS'e bir mektup gönderdi. Mektupta, üç kadının özgürlük mücadelesindeki tarihsel rolü, kadın özgürlük çizgisine bıraktıkları miras ve bugüne uzanan etkileri ele alındı.
 
Selver İspir ve Fatma Aslan, mektuplarının girişinde Haziran ayının anlam ve önemine dikkat çekerek görüşlerini aldıkları tutsakların ifadelerine yer verdi:
 
Zeynep Kahraman: Unutmayanlar mücadele eder, mücadele edenler de unutmaz 
 
Zeynep Karaman: “Şehide en anlamlı yanıtı Önderlik vermeye devam ediyor. Genel olarak şehadet gerçeği, ha keza özgürlük mücadelemizin temel kritik dönemlerine damgasını vuran şehadetlerin tarihsel değerini ortaya koyarken, bizlerin yaşam ve ölüm tarzlarımıza da ayna tutmakta, sorgulama ve düzeltme hareketi içine girmemizi sağlamaktadır. Önderlik, her bir şehadet gerçeğinin ardından bizlerin yönünü daima ‘nasıl yaşamalı ve nasıl başarmalı’ya yöneltir. Kendi varlığına karşı bile kuşku duyar hâle getirilmiş bir halk toplum gerçeğinden, varlığını kanıtlama ve yeniden yaratılmaya inanmış, bu amaç etrafında toplanmış bir gerçeklik için canını fedaya hazır bir halk ve onun kahraman evlatları hakikatine ulaşmıştır. Kadın özgürlüğü ve sosyalist mücadelenin en can alıcı tespiti, bir toplumun yetişmişlik düzeyinin ölçütü olarak kadının toplumdaki durumuna bakılması gerektiğini ifade eder. Cinsiyetçilik üzerinden temellenmiş toplum gerçekliğinden kopup onu aşıncaya kadar bu tespit, değerinden hiçbir şey yitirmeyecektir. Kendi varlığından şüpheye düşmüş bir Kürt gerçekliği ile varlığına farklı konularda da uygulayabiliriz. Bizim gibi toplumların varlığının kapsadığı anlamı en iyi ortaya koyan ölçütlerden bir diğeri de ölüm ve yaşama dair felsefi duruş ve eyleyişlerinde nasıl bir hakikatin sahibi olduklarına bakmak olacaktır. Sahi, kendi varlığından bu kadar şüphe eden ve kaçar duruma gelmiş, getirilmiş bir gerçekliğin kendine ait bir ölüm ve yaşam felsefesi olabilir miydi? Ne zaman, nerede ve ne için öleceğine de, nasıl yaşamak isteyeceğine de karar veremeyen bir varoluş ancak başkalarının amaçları ve belirlediği sınırlar içinde olabilir ya da yaşamını ‘eğer yaşamsa’ sürdürebilir. Çünkü yaşamımızın da ölümümüzün de ipleri başkasının elindedir. O nedenle bu tarihsel gerçeklerden kopuk olanlar, Kürt özgürlük mücadelesindeki şehadetlerin toplumsal ve tarihsel anlamlarını, şehadetler gerçeğindeki diyalektiği de pek anlamlandıramazlar. Düşünsenize, başkaları için savaşıp ölmeye, yaşamaya mahkûm kılınmış bir gerçeklikten, yaşam ve ölüm hakkı ve iradesinin öz varlığını anlamlandırmak için kullanabilen bir yükselişe geçmenin anlamını bizlerden daha iyi kimler bilebilir?
 
Şehadet gerçeğimizi anlamlandırır ve yüceltirken basit ölüm güzellemelerinden kaçınılmış, ama varlığın özgür inşasında soykırımlara en büyük darbeyi ölme ve yaşama irademize sahip olarak vurduğumuz da bir gerçekliktir. Bir insanın, bir halkın kendi kaderine hükmetmesi demek, yaşam ve ölüm hakkında irade sahibi olması demektir. Elbette nasıl yaşamak ve ölmek istediğine karar verebilen bir halk, modern bir öndersellik çıkışıyla mümkün olabilmiştir. Kürt özgürlük mücadelesindeki şehadet diyalektiği, kahramanlıklar ve Kürt kadın kahramanlar çağı dediğimiz bir hareketi de ortaya çıkarmıştır. Kürt kadınları ilk kez kendi yaşam ve ölümlerinin sahibi olmuşlardır. Yerin yedi kat dibine gönderilmiş tanrıçalık zamanı büyük bedeller ve kahramanlıklarla gün yüzüne çıkarken, her bir adım ve eyleminde kadın olarak özgür toplumsallığın inşasına soyunmuştur. Tanrıçalığın yitirilmiş kadın toplumsallığının ifadesi olduğunu eyleminde ortaya koyan Kürt kadınları için ölüm, şehadet, yaşam, direniş, özgürlük, aşk, namus ve daha nice kavram ve hakikatler birbiriyle diyalektik, yaşamsal bir bağ içindedir ki Önderlik her bir şehadeti onurlu yaşam kabiliyetine doğru yönlendiriyor.
 
Zîlan eylemi ile soykırımı ‘bitirdim, başardım’ dediği yerden kahreden bir yenilgiye uğratırken, Önderlik ‘Zîlan benim komutanım, ben de onun emir eriyim’ diyerek sadece savaşta gerçek komutanlaşma ve öncülüğe hakkını vermiyordu. Fedaileşen Kürt kadın gerçeğine yine en doğru anlamı veriyordu. Savaşan, mücadele eden Kürt kadın gerçeği eylemi ile güzelleşiyor, güzelleştikçe seviliyordu. Zîlan ve Semalar, eylemleriyle bir yandan soykırımdan, onun kastçı katillerinden intikam alırken halkını koruyor; hakikat, aşk ve güzellik ölçülerini yeni baştan yazıyor ve yaşıyordu. Bu gerçekleşmeler, kendini bilen, sürekli aşmaya çalışan, kendini yeniden doğurmaya girişmiş Kürt kadınının özgürlük hikâyesidir. Kendisini bilen bir gelecek, gücünü şimdiki zamanda inşa edeceği çok boyutlu hakikatler kadar geçmişin kökleri üzerinden yükselmesinden alır. Hiçbir şehadet bizim için belirli bir tarihte, dönem dönem zorunlu olarak anılması gereken nostaljiler değildir. Şimdi ve geleceğimizin üzerinde yükseldiği en güçlü sütunlardır. O sütunlar taşlardan, mermerlerden oluşmaz; binlerce canın, binlerce eyleyişin, binlerce hayalin yaratımı olur. Evrimleşen yeni zamanımız, ruhumuz, yaşamımızdır. Bu sütunlar özgür geleceği mümkün kılan temellerdir; yeter ki unutmayalım. Unutmayanlar mücadele eder, mücadele edenler de unutmaz; yeter ki mücadelede daim olalım.
 
Düşünmeden edemiyor insan; bugün fiziki olarak aramızda olsalardı, tarihin bu anında Önderliğin paradigmasına, demokratik toplumun inşasına nasıl katılım sağlarlardı? Sonuçta bu gerçekleşmelerin her biri, eyleyişleri ile çağdaş Kürt kahramanlık destanının unutulmaz kahramanları oldular. Yaşamın büyüsünün, şiirinin, sihrinin tüketildiği uygarlık çağında, tarihin sıfır noktasında yaşamın büyüsüne ve şiirine nasıl kavuştular? Tanrıçanın dirilişe geçişi nasıl oldu? Bize bunu gösterdiler. Önder Apo etrafında gelişen bu modern kahramanlık destanı, Kürt kadın kahramanlığı ile esas büyüsüne, çekiciliğine kavuştu. Çekim merkezi arttıkça bu destan yeni bir uygarlık yürüyüşüne, senfonisine dönüştü. 21. yüzyıl, tarihin bu sıfır noktasında yeni bir kadın kahramanlık çağı yaşadı. Bu kadın kahramanlıklarının en temel eylemi, özgür benliklerini hatırlama işi oldu; bunu başardılar. Hatırladıkça kendilerini inşa etmeye soyundular. Xwebûn, yani kendilerine ait oldular. En onurlu eylemlerini de xwebûn olmanın önündeki engellere karşı verdikleri büyük kahramanlık mücadeleleri oluşturdu. Soykırıma zihninde, yüreğinde tutunacak akıl bırakmamak, buralardan tek tek söküp atmak, kendini işgalden kurtarmaktı; kahramanlıklarının esas kaynağı ve başarısı buradadır. Kendinden kaçmayı durduran, varlığından şüphe etmeyi bırakan, kendine inanan, mücadele eden, seven, sevilen bir gerçekliğe sıçrama yapan kadın, onurlu benliğine kavuşan kadındır.
 
Acıların gerçek kaynağından intikam alır. Bedenen paramparça olma, kırılma pahasına bile olsa trajik ölümü yaşama merdiven dayama, yaşama hem yol açma hem de onun değerini yükseltme olarak ele almışlardır. Bu gerçekleşmeler, yaşamı uğruna ölecek kadar güçlü sevenlerdir. Yaşama aşk derecesinde bağlı olmayanlar tanrıçalaşamazlar. Tabii ki tarihin o anının gereklerini ruhlarında hissedenlerin yaşama karşı sorumlulukları da tarihsel olur. Krizden yaratıcı bir eyleyişle çıkma anları kahramanlıklarının kaynağıdır; benliğin hem özgürleştiği hem de toplumsallaştığı, tarihselleştiği andır. Özgür insan yaratıcıdır, yaratıcılık da insanı özgürleştirir. Zîlan ve Sema'dan çıkan hakikat özgürdür, güzeldir; çünkü bir toplumsal felsefeye, inanca dayanmıştır. Çünkü sapmış, saptırılmış bireyci arzuların, beşeri tüm zaafları aşabilme gücü göstermiştir. Çünkü en insani özelliklerin soykırımcının elinde ruhumuzu, zihnimizi ve bedenimizi köleleştirme aracına dönüştürdüğü tüm beşeri yanlarımızı zaaf olmaktan çıkarıp kastçı katilin elinden alma iradesini açığa çıkarmıştır. Ölüm burada onurlu, özgür ve güzel bir yaşama merdiven dayamıştır. Özgür yaşam alanlarımıza, özgür toplumsallığımıza, onun yaratıcı merkezi olan Önderliğe dönük yok etme, imha saldırılarına verilen cevaptır. Hem yaşam ağacımızı içten çürütmeye dönük kurtlara, işbirlikçilere, velhasıl kastçı katilin Enki ve Gılgameşlerin güncel versiyonlarına karşı bu eylemler özgürlük patlamaları ve yanışlarıydı. Bugün yaşasalardı eminim bu dönemin en güzel, en yaratıcı, en özgürlükçü hakikatleri ile komün yaşamın ruhuna uygun en güçlü pratik politikacıları, toplum ve yaşam savunucuları, inşacıları olacaklardı. Çünkü onlar, anın nasıl bir zihniyet ve eylemsellik duruşu gerektirdiğini yaratıcı eyleyişleri ile ispatladılar. Onlar o gün sınırlarını öyle aştılar, kendilerini o biçimiyle yarattılar ve çoğalttılar. Peki bizler tarihin bu anında beşeri zaaflarımızla an an mücadele ederek demokratik siyasetle, kişilikle ve toplumsal yaşamımızı en yüce ve derin bir arzu olarak örgütleyebilecek miyiz? Onlar ölme biçimleriyle bunu başarabildilerse, bizler de yaşama biçimlerimizle başarabiliriz; yeter ki öndekileri gözden kaybetmeyelim, geride kimseyi bırakmayalım, yan yana yürüyüşleri çoğaltalım.”
 
Leyla Güven: Attığınız tohum yeşerdi, su yatağını buldu
 
Leyla Güven: “21. yüzyılı kadın yüzyılı yapma mücadelenizi selamlıyorum. Kadın devrimi meselesi bütün meselenin ötesindedir. ‘Birinci sıraya kadın özgürlüğünü alıyorum. Demokratik topluma ulaşmanın, sosyalist olmanın temel koşulu kadın ile kurulan demokratik, eşit ve özgür ilişkidir’ diyor Önder Apo. Sevgili Zîlan ve Sema şahsında tüm devrim şehitlerine müjdemiz var. Su yatağını buldu, attığınız tohum yeşerdi. Acı, yıkım, gözyaşından sonra gecenin koyu karanlığında bir gökkuşağı belirdi. Dört renk, bin umut; yeşil, sarı, kırmızı ve mor renge büründü tüm Kürdistan. Sizler inkâr, itiraz, isyan diyalektiğini doğru temelde ele alarak bu renkleri gökyüzüne serpiştirdiniz, egemenlerin tüm hesaplarını bozdunuz. Ölmek mi? Ölürüz ama inleyerek değil. Hapis mi? Yatarız ama yakınarak değil. Sürgün mü? Gideriz ama dilimizle, kültürümüzle, mücadelemizle diyen kahraman halkımızı temsil ettiniz. ‘Gülen insan güneşe benzer ve girdiği yerleri aydınlatır’ derler ya; sizler de gülen yüzlerinizle ayrık otların boy verdiği kadim ülkemizi gül bahçesine çevirdiniz. Pratik zekânızla, muhteşem öngörünüz ve mücadeleye bağlılığınızla devasa bir değişim ve dönüşümün öncüsü oldunuz; doğan her kız çocuğunda yeniden yeniden doğdunuz.”
 
Şevin: Öncülük iddiamızı yeniliyoruz
 
Şevin: “1 Haziran gününde Zîlan, Sema ve Gulan’ı anmak, Jin Jiyan Azadî diye haykırmaktır. Onlar savaştan barışa, ölümden yaşama bir köprü olurken, bir yandan da ideolojik bilgileri ile kadın kurtuluş politikasının en yakın tanımını yapmış oldular. Onlardan devraldığımız fedaice mücadele ruhuyla bu kadim topraklarda barışın inşasındaki öncülük iddiamızı yeniliyoruz.”
 
Zelal Bilgin: Yarattığı anlam her yerde çıkar karşınıza
 
Zelal Bilgin: Kendinizi yalnız ve çaresiz hissetmediğiniz tek yer, özgürlük mücadelesi yürüttüğünüz alanlardır. En zorlandığınız zamanlarınızda bir yıldız göz kırpar gökyüzünden, bir yaprak dokunur usulca teninize, toprak okşar ayaklarınızı kınalayarak, isyana davetin dağlardaki saklı yankısı titretir ruhunuzu. Karanlığı yırtan güneş semadan süzülerek ısıtır içinizi. Bir anda dolup taşarsınız anlamla. Böyle küçük bir anı beliriyor zihnimde. Saatlerce sıranın bana gelmesini beklediğim banka gişesi önünde yorgun argın, kafamdaki sorulara cevap bulmaya çalışıyorum. Bir yandan mücadelenin içinde yer alıyorum, bir yandan erkekliğin şiddetiyle baş etmeye çalışıyorum. Sona gelmiş gibi hissediyorum. Yirmili yaşlarımın ortası… Sıranın bana gelmesiyle sorulara kısa bir ara verdim. İşlemlerin yapılması için kimliği uzattım. Kimliği alan gişe memuru adam bir bana baktı, bir kimliğe, bir bilgisayar ekranına. Ya kafasındaki soruların yarattığı yüz ifadesinden ya da memur olmasından kaynaklı dile getirmeye cesaret edemediklerini bir kâğıda yazarak kimlikle beraber bana uzattı. Adam, ‘Lütfen bunu sonra okur musunuz? Yanlış anlamayın, sizi taciz etmiyorum. Çok şaşırdım, sadece onu belirttiğim bir not’ dedi. Taciz etmek istese evin adresine kadar tüm bilgiler ekranda duruyor zaten. İşlemlerim bitti. Kâğıdı ve kimliği çantama koydum. Okuyacak hâlim yok; kafamda kırk cevapsız soru, yorgunum. Eve döndüm. Saatler sonra gişe çalışanının yazdığı not aklıma geldi. Kalkıp aldım kâğıdı. ‘Kimsiniz bilmiyorum ama Heval Zilan’a o kadar çok benziyorsunuz ki şaşkınlığımı gizleyemedim. Umarım bu benzerlikle onu tanıyan ve inandıkları uğruna mücadele eden birisiniz ya da öyle biri olursunuz’ diye yazıyordu. Bu defa da ben şaşkınlığımı gizleyemiyordum. Sorularımın cevaplarını bir anda almıştım yeniden. ‘Yarattığı anlam her yerde çıkar karşınıza. Vazgeçmek mi? İhanetin, imhanın ve inkârın kol gezdiği dönemde her şeyi yeniden başlatan ve anlamlandıranlar varken mi? Umudun dili, eylemin adı olmuş Zîlan, Sema, Gulan ve daha nice eşsiz komutan varken mi? Hayır! Biz daha yeni başlıyoruz. Yazılmışı okumuyorsunuz, özgürlüğün temel ilkesine göre yaşayanlar romanının kahramanlarıyla buluşuyorsunuz!”