Helin Ümit: Önderlik ve özgür halk uluslararası komployu yenmiştir

  • 15:19 3 Ekim 2026
  • Güncel
HABER MERKEZİ - Helin Ümit, 9 Ekim Uluslararası Komplosu’yla Kürt halkının Abdullah Öcalan’dan koparılmak istendiğini, ancak saldırı karşısında halkın varlık ve birlik bilincinin güçlendiğini belirterek komplocuların hesabının ilk adımda boşa düştüğünü vurguladı.
 
Özgür Halk dergisinin 9’uncu sayısında, Özgürlük Hareketi yöneticilerinden Helin Ümit, “Önderlik ve Özgür Halk Uluslararası Komployu Yenmiştir” başlıklı yazısıyla 9 Ekim Uluslararası Komplosu’nun tarihsel arka planını, amaçlarını ve etkilerini derinlemesine ele aldı.
 
Helin Ümit’in yazısı şöyle: 
 
“Kürdistan ve bu ülkenin mazlum halkı, Kürt varlığı için yarım asrı aşan bir süredir mücadele yürütüyor. Böyle bir mücadele yolunu yaratarak, anlamlı ve özgür bir yaşam yolunu açan Önder Apo’ya sevgi ve minnetlerimizi belirtiyorum. Kürt halkının mücadelesi insanlık tarihinin en haklı, meşru mücadelelerinden birisidir. Bu insanlık duruşuna karşı birleşerek komplo yapmayı kendileri için başarı görenler kaybetmeye mahkûmdur. Kürt halkına, özgürlük ve demokrasi mücadelesine karşı işlenen bu tarihsel suça karşı öfkemiz asla dinmeyecektir.
 
9 Ekim uluslararası komplo saldırısına karşı dağları, zindanları, meydanları hesaplaşma alanına çeviren “Güneşimizi karartamazsınız” fedailerini saygı ve özlemle anıyorum. 28 yıldır her türlü yöntemle kabul ettirilmek istenen Önder Apo’nun İmralı esaretini asla kabul etmeyeceğimizi ve son nefesimize kadar Önder Apo’nun fiziki özgürlüğü için mücadele edeceğimizi bir kez daha belirtiyorum. Halkımız gece-gündüz demeden, kışın soğuğuna, yazın sıcağına aldırmadan, her türlü saldırıyı ve yoksunluğu göğüsleyerek Önder Apo’nun özgürlüğü için 28 yıldır mücadele yürütmektedir. Önder Apo’nun fiziki özgürlüğünü, kendi özgürlüğü ve onuru olarak gören Kürt halkı, başta en değerli evlatlarını bu uğurda feda etmiş, on binlerce insan zindanları göze almış, bir o kadarı sürgünde yaşamaya mahkûm olmuştur. Her fırsatta serhıldana kalkmış, her türlü eylem yöntemi ile toplumsal hafızadan silinmeyecek bir bilinç, ruh ve ortak duygu yaratmıştır. Herhalde tarihte böyle bir Önderlik ve halk birlikteliği, bağlılığı da yaşanmamıştır. Şimdi herkes bunun şaşkınlığını yaşıyor ve anlamaya çalışıyor. Önder Apo’yu İmralı esaretine mahkûm ederek halktan ve özgürlük hareketinden koparma politikasının sonuçsuz kaldığını, bunca katliam, özel savaş, algı operasyonlarına rağmen Önderlik ve halk gerçekliği arasındaki inanç ve irade birliği karşısında sessiz bir teslimiyeti yaşıyorlar. Kürt halkının Önder Apo’ya olan bu eşsiz bağlılığı, içinde bulunduğumuz sürecin gerçek gücünü, mayasını oluşturuyor. Kısacası Barış ve Demokratik Toplum sürecinin gerçek yaratıcısı ve güç kaynağı Önder Apo ve Özgürleşen Halk gerçekliğimizdir. Yaratılan bu düzey için halkımızı kutluyor, başarı adına ne varsa halkımızın eseri olduğunun bilinciyle, özgürlük sistemini inşa etme kararlılığımızı belirtiyorum.
 
Komplo tekil bir olay değildir
 
Bu mücadele, bir halkın şahsında insanlık değerlerini ayakta tutmayı ifade eden, insanlık tarihinin en haklı mücadelelerindendir.  Hiç şüphesiz bu mücadele döneminin en kritik ve anlaşılması gereken süreci 9 Ekim uluslararası komplosu ve onunla birlikte başlayan mücadele dönemidir.  Çok sayıda kahraman, direnişçi, yiğit savaşçı açığa çıkarmış olan Kürt halkı, binlerce yıl Kürt dağlarında bu savaşçı özellikleriyle ayakta kalmayı başarmış olsa da modern ulusların şekillendiği ve ulus devlet sistemiyle ayakta kaldıkları kapitalist dönemde, varlıklarını uluslaştıracak tarihsel Önderlikten yoksun olmaları nedeniyle katliam ve soykırımlarla karşı karşıya kalmışlardır. Önder Apo’nun çıkışıyla birlikte Kürtler, kendilerini modern bir ulusa dönüştürecek düşünce, örgüt ve eylem gücüne ulaşmıştır. Kürtler Önder Apo ile demokratik ulusal kurtuluşun gerçekleşeceğine inanmış ve bu uğurda binlerce şehit vermiştir. 9 Ekim tarihinde uygulamaya koyulan uluslararası komplo, Önder Apo şahsında Kürt halkının varlık ve özgürlük arayışını ortadan kaldırmayı hedeflemiştir. Komplonun gerçekleştiği andan günümüze kadar, bu saldırıya karşı Önder Apo’nun sergilediği direniş çizgisi, onlarca romana konu olacak kadar çok yönlüdür. Fiziki direniş, duygular savaşı, böyle bir komploya fırsat veren zihniyet ve ilişkilerle mücadele, halkın ve yoldaşların beklentileri anlaşılmadan 9 Ekim uluslararası saldırısı ve buna karşı gelişen mücadelenin bütünlüklü anlaşılması zordur. Fakat şunu çok iyi biliyoruz, bu komplo ile mücadele Önder Apo’nun 3. büyük doğuş dediği bir yeniden doğuşu, aydınlanmayı, Rönesans’ı yaratmıştır. Işığı özümsemeden, ışığın açığa çıkardığı aydınlığı görmek pek mümkün değildir.
 
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı yaptığımız böyle bir dönemde 9 Ekim uluslararası komplo süreci ve hedefleri ile birlikte, bu komploya karşı yürütülen mücadelenin açığa çıkardığı sonuçları tüm yönleriyle anlamak büyük önem taşımayı sürdürüyor. Yani komplo gerçekliği bir dönem yaşanıp sonu gelen tekil bir olay değildir. Böyle yaklaşmak sığ ve yüzeysel bir yaklaşım olur ki, içinde bulunduğumuz tarihsel değişim ve dönüşüm süreci bu tarz yaklaşımları kaldırmaz. Bu nedenledir ki yaklaşık 28 yıldır, 9 Ekim 1998’de startı verilen bu saldırının sonuçlarıyla yüzleşme temelinde mücadele yürütüyoruz. İktidar, devlet ve erkek egemenliğine dayalı olarak siyaset üreten uygarlığı, 9 Ekim uluslararası komplo saldırısıyla tanımlamaya, anlamaya çalışıyoruz. Bu saldırı üzerinden okuyoruz ki bu doğru bir okumadır. Hakikat arayışçılarını, savaşçılarını hakikate yakın hale getiren de bu zalim, yalancı, hain gerçeklikle yüzleşme gücü, cesareti ve kararlılığı oluyor.
 
Komplocuların hesabı ilk adımda boşa düştü
 
Önder Apo, 9 Ekim’de Kürt halkının özgürlük ve varlık mücadelesinin kalbine yönelen, tarihte eşine çok az rastlanan bu saldırıyı “uluslararası komplo” olarak nitelendirdi. Elbette bu, uygarlık sisteminin bir bütünlük içinde yer aldığı bir planlamayı göstermek için seçilen bir terim oluyor. Ulusların, halkların tümünü kapsamıyor. Fakat kapitalist modernitenin oluşturduğu ulus-devlet sistematiği içinde bu kavram yaygın bir diplomatik kavram olarak kullanılıyor. Yarattıkları ulus devlet ile kendini meşrulaştıran ve politika geliştiren hegemonik dünya sisteminin çıkarları söz konusu olduğunda, bir halkın soykırımına uzanan kirli pazarlıklarla yürütüldüğünün göstergesi oluyor. Bu nedenle bu değerlendirmede, Önder Apo’nun yapmış olduğu tanımlamayı esas almayı sürdüreceğim. Zira adına hareket edilen ulusların hiçbirinden bu komploya karşı anlamlı bir çıkış gösterilmemiş, bu süreç Kürt halkının özgürlük mücadelesi tarihine kara günler olarak geçmiştir. Önder Apo’ya yönelik saldırıda varlığı yok sayılarak imha ve inkâr politikalarıyla soykırım sürecine alınan tarihin bu en eski ve belki de ilk halkı, kolektif olarak yalnızlık duygusunu yaşamıştır. Bu mücadeleyi öz güç ve irade ilkesine göre geliştiren Önderlik gerçekliği etrafında, 9 Ekim komplosu karşısında uluslaşma bilinci sıçrama yapmıştır. Komplocuların hesabı daha ilk adımda boşa düşmüş ve yenilmiştir. Samimi ve gerçeklere bağlı kalabilecek her değerlendirme Önder Apo’ya yönelik uluslararası komplo saldırısı ile birlikte Kürtlerde varlık ve birlik bilincinin güçlendiğini kabul edecektir. Uluslararası komplo karşısında sadece Kürdistan coğrafyasında yaşayan Kürtler değil, dünyanın çeşitli alanlarına yayılmış, sürgünde yaşamak zorunda bırakılmış, kendisinde kırıntı kabilinden kimlik, toplum, varlık bilinci kalmış tüm Kürtler ayağa kalkmıştır.
 
9 Ekim uluslararası komplosunun temelinde yatan amacın, Kürt gerçekliğinde yaşanan varlık-kimlik krizine çözüm arayan ve özgürlüğünü isteyen bir Önderliği komplo ile etkisizleştirerek, Kürt halkının uluslaşmasını önlemek olduğunu çok iyi biliyoruz. Fakat komployu yönetip yönlendiren çekirdek güç olan ABD-İngiltere-İsrail üçlüsünün anlamadığı, anlayamayacağı husus Kürt halkındaki varlık istemi ve özgürlük arayışının büyüklüğü olmuştur. Kürt varlığı, kendisi olmakta ısrar eden, binlerce yıl tüm uygarlık güçlerine karşı direnmeyi kültürleştirmiş bir halk olarak, 9 Ekim uluslararası komplosu karşısında demokratik uluslaşmasını gerçekleştirerek cevap vermiştir. Komployu, daha başındayken boşa çıkmış ve komplocuları yenilgiye uğratmıştır. Hiç şüphesiz bu gelişme kendiliğinden olmadı. Bu gelişme Kürt halkının özlemini, beklentilerini, arayışını ve ihtiyaçlarını tespit eden, bunun için amansız bir mücadele veren, halk değerlerini yücelterek toplumdaki kendinden kaçışı durduran Önderlik gerçekliği sayesinde olmuştur. Önder Apo’ya yönelik komplo saldırısına karşı, Kürt halkında ve onun özgürlük tutkunu savaşçılarında büyük öfke ile karşılanması bu nedenledir.
 
Kürt halkı önderlikten koparılmak istendi 
 
Kürt halkının özgürlük ve varlık-kimlik mücadelesinde belirgin bir kavşak ve yol ayrımı olarak 9 Ekim devletlerarası komplo sürecini Önder Apo, hem bu sürecin içinde hem de sonrasında tüm yönleriyle aydınlatmıştır. Devletlerarası ilişkiler ve Kürt gerçekliği karşısında uygarlık güçlerinin konumu, komplonun geliştirilme ve ilerletilme mantığı, devrede olan ilişkiler ve kurulan oyunun teknikleri artık her Kürt bireyi tarafından biliniyor. Fakat çok iyi biliyoruz ki bir şeyin aydınlatılması onun mantığının yeterince anlaşıldığı anlamına da gelmiyor. Kapitalist modernitenin insanlık değerlerini ayaklar altına ala ala ilerlemesi karşısında büyük filozof Nietzsche’nin de Böyle Buyurdu Zerdüşt kitabında belirttiği gibi anlatılanları algılayacak duygu, düşünce yani duyu dünyasının ne kadar geliştiği henüz belirsiz görünüyor.
 
28. yılında 9 Ekim komplosunu anlamaya çalışırken bilmemiz gereken en önemli hakikat Kürt halkının Önderlikten koparılmak istenmesidir. Bu ne demektir? Bir halk için Önderlik gerçekliğinden yoksun olmak ne anlama gelir? Kürt varlığı neden kendisini düşünemeyen, başkaları için var olan ve giderek unutturulmak istenen, isimsiz bir halk olarak bırakılmak istenmiştir? Dünyadaki hegemonik güçler, neden soykırım kıskacından çıkmak isteyen bir halk karşısına çıkmıştır? Bu sorular sadece Kürt halkı ve bireyleri için değil, insan olan ve insanlık değerlerine göre yaşamak isteyen herkesin kendisine sorması ve anlamlı cevaplar üretmesi gereken sorulardır.
 
9 Ekim 1998 tarihinde startı verilen uluslararası komployu Türk ulus devletinin kendi gücüyle gerçekleştirme potansiyeli yoktu. Böyle bir gücü dün de yoktu, bugün de yoktur. Böyle bir operasyonu gerçekleştiren uluslararası güçleri, Türk ulus devletinin amaçlarıyla ortaklaştıran, Ortadoğu projesi de denilen küresel kapitalist sistemin hegemonyasının inşası olmuştur. Güncel politik söylemde Kürt özgürlük hareketine yönelik oluşturulmak istenen algı, Ortadoğu bölgesinde hâkimiyet kurmak isteyen emperyalist güçlerle ilişki halinde oluştuğu ve geliştiğidir. Gerçekte olan ise tam tersi bir durumdur. Uluslararası güçlerle iş birliği ve sınırsız tavizlerle Türk devleti böyle bir komplonun gelişmesine dâhil edilmiştir. Bu konu Türkiye’de yaşayan halklar açısından karanlıkta bırakılmakta, aydınlatılmamaktadır. Ne yazık ki milliyetçilik ve devletçilik Türkiye halklarının geçmişi ve geleceğini ilgilendiren böylesi bir konuda demagoji ve yalanlarla geçiştirilmekte, 9 Ekim komplosu ile Türkiye toplumuna yönelik yapılan komplonun üstü örtülmektedir.
 
Yaralı bırakılan bütün bölge halklarıdır 
 
Kürt varlığını yaralı bırakma stratejisinin, 1. Dünya Savaşı sonrası Ortadoğu planının temeli olduğunu artık çok iyi biliyoruz. Bu strateji kapitalist sömürü sisteminin, Türk devletini kontrol etme, güçsüz bırakarak kendine bağlama siyasetinin temelini oluşturuyor. 600 yıllık Osmanlı imparatorluğunun bakiyesi olarak görülen Türk ulus devletinin oluşumu, tam bir bağımlılık ilişkisine girmesi şartına bağlanırken, Kürt coğrafyasının ve halkının dört egemen devletin yönetimine bırakılması ile çatışma zemini hep canlı tutuluyor. Türkiye Cumhuriyeti devletinin kuruluşunun tartışıldığı iddia edilerek, bu dönemde yapılan anlaşmalar ne kadar yüceltilse ve koruma altına alınsa da 9 Ekim uluslararası komplosu gösterdi ki aslında yaralı bırakılan sadece Kürtler değil, bölge halklarının tamamıdır. Türk, Arap, Fars ve bölgede yaşayan tüm halklar “böl-yönet” politikalarıyla, milliyetçi ulus devlet oluşumlarıyla, zoraki asimilasyon politikalarıyla, 'tavşana kaç, tazıya tut' taktikleriyle halklar birbiriyle savaş pozisyonunda tutulmaktadır.
 
9 Ekim’de başlayan uluslararası komplo sürecinin, 1993 yılında ilk kez somutlaşan 'Kürt sorununa siyasal yollardan çözüm', 'devletlerin sınırları içinde bütünleşme ve birlik anlayışı', 'Kürt varlığına yönelik soykırım ve asimilasyon politikalarının durdurularak, kendi içinde çözme politikası' gibi demokratik çözüm arayışlarının yoğunlaşması ile yakından ilişkisi vardır. Türk devleti içinde çözüm yanlısı bir kliğin gelişimi, devlet içindeki komplo mekanizmaları ile etkisizleştirilirken, Önder Apo’nun yönetimindeki Kürt Özgürlük hareketinin gelişiminin durdurulamayarak her geçen yıl etkisini artması karşısında komplo gündeme girmiştir. Kontrolden çıkan Kürt toplum potansiyeli, kontrolden çıkan Türkiye ve Ortadoğu olacaktır. Bunun için 9 Ekim uluslararası komplosunun, küresel kapitalizmin Ortadoğu politikaları ile ilişkisi dolaylı değil doğrudandır. Dikkat edilirse hala bu komployu yaratan nedenler ve sonuçlarıyla ilgiliyiz. Güncel politik gelişmelerde de bu gerçekler ciddiyetini koruyor, çözümünü bekliyor. Güncel olarak hemen her kesim, Kürt dinamiğini kendi yanına çekmek ve çıkarları doğrultusunda değerlendirmek istiyor. Ortadoğu jeopolitiği, bir kez daha merkezinde Kürt dinamiğinin olduğu hareketlenmelere, politikalara, gelişmelere göre şekilleniyor. Fakat tarih sadece tekerrür etmiyor, coğrafyanın genleri harekete geçmiyor. Kendi farkını da üzerine eklemiş olarak harekete geçiyor. Kürt halkının varlık ve özgürlük mücadelesine yönelen komplonun 28. yılında bu defa, bu farkı görmeden politika üretmeye kalkanları başarısızlığın beklediği hassas, kritik bir aşamaya ulaşmış bulunuyoruz. Bu fark, Kürt aklını yaratan Önderlik gerçekliği ve onunla birlik içinde hareket eden demokratik Kürt uluslaşmasıdır.
 
Hedef alınan yeni sosyalizmdir 
 
9 Ekim uluslararası komplosunun Önder Apo’yu etkisizleştirerek Kürt özgürlük hareketini dağıtma ve Kürt halkı üzerindeki soykırım politikalarını sürdürme amacını değerlendirirken göz önünde tutmamız gereken bir diğer önemli husus ise Özgürlük Hareketi’nin temsil ettiği çizgi olmaktadır. Önder Apo, öz güç ve öz irade ile halkların kardeşliğine, başta kadınlar olmak üzere ezilen kesimlerin özgürlüğüne ve iradesine dayalı bir toplumsal sistem arayışı ve mücadelesinin Önderliğidir. Dünya’da ezilen ulus ve sınıfların sistemi olduğunu iddia eden reel sosyalizmin çözülmesi ile kapitalist sistem nihai zaferini ilan etmiş ve başta ulusal kurtuluş savaşı veren halklar olmak üzere ezilen sınıflar yürüttükleri mücadelede desteksiz kalmış ve birçoğu marjinal hareketler olmaktan kurtulamamıştır. Dünya’daki siyasal mücadelenin resmi, tek renkli bir tabloya dönüşürken Önder Apo’nun temsil ettiği çizgi hem varlığını sürdürmüş hem de güçlenerek yeni bir sosyalizmin merkezi haline dönüşmüştür. Önder Apo’nun erkek egemenlikli, iktidar ve sınıflı, devletçi uygarlık sisteminin en çok gadrine uğrayan kesim olan kadınların özgürlük mücadelesinin geliştirilmesine yönelik eşsiz çabası, Kürt kadınlarından başlayarak tüm dünya kadınlarını etkisi altına alan bir gelişme göstermiştir. 9 Ekim uluslararası komplosunun arkasında, dünya hegemonyası olduğunu iddia eden kapitalist modernite sistemine karşı başkaldıran bu yeni sosyalizm, yani sistem karşıtı yeni bir hareketin durdurulması amacı vardır. Kapitalist sistemin efendileri açısından, Yeni Dünya Düzeni programı olarak planlanan 3. Dünya Savaşına hazırlık yapılırken, özellikle Ortadoğu’da, kadın özgürlüğünü, demokrasiyi, halkların kardeşliğini ve birlikte yaşamını esas alan yeni sosyalist hareketin gelişimi en büyük tehdit olarak görülmüştür.
 
Egemen sınıflarda sandığımızdan daha fazla tarih bilinci vardır. İktidar geleneği, sadece tacını, tahtını, şâşaalı kıyafetlerini devretmez. Hafızasını, tarihini de aktarır. Günümüz iktidarlarını tamamlarken bu nedenle onları, sadece sermayenin kümülatif birikimi olarak görmüyoruz. Aynı zamanda iktidarın da kümülatif toplamı olarak değerlendiriyoruz. Bu kısa açıklamayı şunun için belirtiyorum. Kriz, kaos, savaş dönemleri dengelerin değiştiği, kırıldığı ve boşlukların oluştuğu dönemlerdir. 3. Dünya Savaşı ile Ortadoğu’ya yeni seferler düzenlemeyi planlayan kapitalist sistem güçleri açısından, Önder Apo’nun öncülüğündeki Kürdistan özgürlük hareketinin, Rusya’da gerçekleşen Sosyalist devrim gibi bir çıkış yapmaması, bu koşullardan yararlanmaması için harekete geçtiğine şüphe yoktur.
 
İfade ettiğimiz bu başlıklar çoğaltılabilir. Çünkü komplonun içinde birden çok hedef vardır. İdeolojik-politik hedefler kadar konjonktürel planlama ve güncel çıkarlar da söz konusudur. Fakat Önder Apo’nun fiziki imhası da dâhil olmak üzere, Kürt toplumunun Önderliksiz bırakılarak soykırım sürecinin devam ettirilmesi, halkların birbiriyle çatışma içerisinde tutulması ve yüzyıl süren Kürt-Türk çatışmasının yeni yüzyılda da sürdürülmesi ile kadınlar ve ezilen insanlık adına yürütülen sosyalist mücadelenin yenilgiye uğratılması temel amaç olarak tespit edilebilir.
 
Önder Apo’nun esareti ile sonuçlanmış olması nedeniyle uluslararası komplo hiç sonuç almadı diyemeyiz. Kadınlar, halk ve özgürlük hareketi olarak 28 yıldır İmralı’da tutulan varlığımızın, irademizin ve özlemlerimizin fiziki olarak özgür olmasının mücadelesini veriyoruz. Fakat burada tekrar da olsa belirtmek gerekir ki Önder Apo’yu tanımamız, anlamamız gerekir. Önderliğimizi tanıyıp anlamadan, ona doğru katılım gösteremeyiz. Fiziki olarak dışarda da olsa doğru tanımlanmayan, anlaşılmayan bir Önderliğe göre özgür kadın, özgür halk ve özgür militan olunamayacağı bir hakikattir. Önder Apo 9 Ekim 1998’den önce de sonra da bu konuda çok ciddi eleştiriler yapmaktadır. Uluslararası komployla, mücadelenin mimarı olan Önder Apo, 28 yıldır sadece Türk devleti ve uluslararası sisteme değil başta Kürdistan özgürlük hareketi olmak üzere temsil ettiği halk gerçekliğine bir değişim ve dönüşüm paradigması dayatıyor. Çok açık ki uluslararası komployu boşa çıkaran bu paradigmadır. Demokratik, ekolojik ve kadın özgürlükçü toplum paradigması olarak kavramlaşan, demokratik toplum sosyalizmini hedefleyen, devlet ve iktidarı çözüm yöntemi olmaktan çıkararak kadın öncülüğünde inşa edilecek demokratik komünal yaşam gücüne dayanan Önder Apo, Kürt varlığını ve mücadelesini kapitalist modernite güçlerinin kurduğu oyunun dışına çıkartıyor. Bunun politikadaki karşılığı bir daha 9 Ekim ve 15 Şubat’ta yaşanan komplolarla, tuzaklarla karşı karşıya gelmemektir. Oysa iktidar ve devletçi uygarlığın beklentileri tam tersine olmuştur. Kürt-Türk savaşı derinleşecek, Kürtlere vaat edilen devletçilikle Kürt varlığı her parçada soykırım tehdidi altında tutulacak ve kaybeden halklar olacaktır.
 
Özgürlük paradigması anlaşılmayı bekliyor
 
28 yıllık İmralı yaşamında Önder Apo’nun karşı karşıya kaldığı ağır tecrit ve özel savaş saldırılarına karşı, her anını Kürt varlığı ve özgürlüğünün sistem kazanması için ayakta tuttuğunu biliyoruz. Bu anlamda 9 Ekim 1998 yılında başlayan uluslararası komplo süreci hedeflediği hiçbir amaca ulaşamamış ve kırılma yaşamak zorunda kalmıştır. Paradigma değişimi ile ulaştığımız düzey, sosyalizmde yaşadığımız güncellenme, Kürt varlığının kalıcı hale getirilmesi, Önder Apo’nun Kürt halkının Önderi olarak tüm taraflarca kabullenilmesi bu gerçekliği yeterince açıklıyor. Fakat 28 yıldır Kürt halkına moral, düşünce, zihniyet ve bilinç veren, halklarla birlikte yaşamasının zeminini yaratan, gerektiğinde görkemli bir halk savaşına dönüşerek öz savunmasını yapmasını sağlayan bu özgürlük paradigması, felsefesi ve siyaseti hala anlaşılmayı, özümsenmeyi bekliyor. Ezber, tekrar, taklit, yüzeysel ve dar yaklaşım, alışkanlıklar, devletçi zihniyetten kopamama gibi geçmişin zihniyet kalıplarıyla hareket etmek, her zaman olduğu gibi yeni komploların zeminini oluşturuyor.
 
9 Ekim komplosu sonuca ulaşamamıştır. İçinde bulunduğumuz Barış ve Demokratik Toplum süreci bunu gösteriyor. Fakat şunu asla unutmamalıyız, Önder Apo fiziki özgürlüğüne kavuşmadan komplonun sona erdiğini düşünemeyiz. Temel ölçümüz budur ve İmralı sistemi aşılmadan gerçek bir barıştan bahsedilemez. Önder Apo bu süreci 'idam masasından müzakere masasına' metaforu ile anlatıyor. Elbette bu gelişme tarihidir ve çok iyi değerlendirmek gerektiği de açıktır. Türkiye tarihinde ilk kez kendisine karşı başkaldırmış bir Kürt Önderlik gerçekliğini tanıyan, tanımlayan bir devlet gerçekliği vardır. Şimdi birçok çevre bunun şaşkınlığını yaşarken, önemli bir kısım da kıskançlığını ve çekememezliğini tartışıyor. Fakat Kürt halkı bu gelişmenin önemini derinden hissederek Önder Apo’nun demokratik toplum mücadelesine katılma kararlılığını ortaya koyuyor.
 
Demokratik siyaset salt parlamenter siyaset değildir
 
Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı ile başlayan süreç, 9 Ekim uluslararası komplosuna karşı 28 yıldır yürüttüğümüz direnişle, Kürt varlığı ve inkârına dayanan bölge sistemini demokratik toplum paradigması ile değiştirmeyi öngörüyor. Bu anlamda bu mücadelenin geldiği tepe noktasını oluşturuyor. Bu tarihsel aşamada Önder Apo’nun açtığı yeni yol, demokratik siyaset ve hukuka dayalı mücadele stratejisidir. Kürdistan halkı ve hareketinin bu strateji ile birlikte kazanma fırsatları artmıştır.
 
Kürt halkı demokratik toplum olarak örgütlenmeyi başarırsa demokratik siyaseti her yönüyle icra edecek birikime sahiptir. Kürdistan özgürlük hareketi öncülüğünde elli yıldır devam eden mücadele, Kürt toplumunun her kuşağında muazzam bir politik birikim yaratmıştır. Yine her kuşaktan halk öncüleri, demokratik toplumun tüm boyutlarında yetişmiş durumdadır. Mücadelenin her alanında sınanmış, tecrübe sahibi bir halk ve öncülük gerçekliği vardır. Demokratik siyaset, salt parlamenter siyaset değildir. Demokratik toplumun, yeni sosyalizm temelinde örgütlenmesi, kurumlarını yaratması ve devlet ile ilişkileri örgütlü irade ile sağlamasıdır. 9 Ekim uluslararası komplosundan çıkarılacak en önemli ders, Kürt varlığı ve kültürünün iktidar ve devletçi uygar kültürle çelişki içinde var oluşunun bilinciyle, devletçi ideoloji, politika ve yaşam kültürüyle mesafenin korunmasıdır. Bu sağlandıkça Kürtler ‘kendi olmayı’ sürdürecek, özgür kimlik olarak Ortadoğu halklarının geleceğinde rol oynamayı sürdürecektir.
 
Doğru yoldaşlık temelinde yürüyüş
 
Bununla birlikte bu süreçteki yürüyüş, hala ince bir buz tabakası üstündeki yürüyüştür. Dikkat, hassasiyet ve adımların doğru zamanda, doğru yere atılmasını gerektiriyor. Önderliğimiz bu zemini sağlamlaştırmak için çok yüksek kararlılık ve irade gösteriyor. Fakat Ortadoğu’da devlet ve uygarlık siyaseti kodlarının komploculukla iç içe örüldüğünü, iktidar sanatının kökeninde rakibini aldatma, şaşırtma olduğunu, derinlerde bir yerde kastik katil sistemini yaratan avcının tuzakları olduğunu da asla unutmamak gerekiyor. Türk-Kürt ilişkilerini demokratikleşme temelinde güncelleyerek, “Türksüz Kürt Kürtsüz Türk olmaz” diyalektiğini yeniden eşitlik ve kardeşlik ilişkisine dönüştürme amacıyla yürütülen bu tarihi sürecin gelişmesinde çıkar görmeyen çok sayıda çevre vardır. Bu çevrelerin büyük kısmının dış güçler olduğunu söyleyebiliriz.
 
Yapılan açıklamaların aksine, kapitalist modernite güçlerinin Kürt-Türk barışını ne kadar istedikleri ve destekledikleri net değildir. Türkiye’de Önder Apo’nun norm devlet olarak ifade ettiği kesimlerin ise gücü belli değildir. Türkiye’de dış güçlerle bağlantılı, Kürt varlığını soykırım sürecinde tutmak ve Türkiye’deki siyasi dengeleri, yüz yıldır olduğu gibi iç çatışmalara dayalı olarak sürdürmek isteyen etkili bir kesim de vardır. Bu nedenle içinde bulunduğumuz süreç yalnızca 'müzakere' süreci olarak görülemez, sadece masa başında çözülmesi istenemez. Önder Apo bu müzakere sürecinin hem mimarı hem de yürütücüsü olarak eşsiz bir tempoda çalışmakta, en üst düzeyde bir irade ile mücadele yürütmektedir. Ancak bir de müzakere eden güçleri olumlu ya da olumsuz etkileyecek tarzla mücadele yürüten güçler vardır. Demek ki, Kürt özgürlük hareketi, Kürt halkı, Kürt-Türk barışına gönül verenler, gerçek sosyalist ve devrimcilerin, kadın ve gençlik hareketlerinin müzakere masasını ayakta tutan demokratik örgütlenme ve eylemlerin sahibi olmaları büyük önem taşıyor.
 
28 yıl önce 9 Ekim uluslararası komplosu gerçekleştiğinde, Önder Apo, komployu hazırlayan koşulları değerlendirirken ‘yetersiz yoldaşlığı’ da bir neden olarak tespit etmişti. Şimdi içinde bulunduğumuz tarihi dönemde bu eleştirinin özeleştirisini verelim, Önder Apo ile doğru yoldaşlık temelinde Barış ve Demokratik Toplum sürecini geliştirelim.