‘Nafaka hakkı için hukuki mücadele ve dayanışma büyütülmeli’
- 09:03 18 Ekim 2026
- Hukuk
Rozerin Gültekin
AMED - "Süresiz" nafaka düzenlemesinin iptal edilmesine dair değerlendirmelerde bulunan Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi yürütme kurulu üyesi Nazlı Matur, “Kadınların ekonomik güvencesizlik nedeniyle şiddet içeren bir evliliğe mahkum olmadıkları ve boşanma sonrasında insanca yaşayabildikleri bir hukuk düzeni için mücadele etmeliyiz” dedi.
Anayasa Mahkemesi (AYM), 4 Haziran 2026’da Türk Medeni Kanunu’nun 175’inci maddesinde yer alan ve boşanma nedeniyle yoksulluğa düşecek tarafa şartları bulunduğu sürece “süresiz olarak” nafaka isteme imkanı tanıyan düzenlemeyi iptal etti. AYM, kararın yürürlüğe girmesini Resmi Gazete’de yayımlandı. Gerekçeli karar 30 Eylül günü yayımlandı.
AYM’nin nafaka hakkına dair kararına ilişkin Amed Barosu Kadın Hakları Merkezi Yürütme Kurulu üyesi Nazlı Matur, değerlendirmelerde bulundu.
Nafaka bir lütuf değil…
Nazlı Matur, AYM’nin kararının ekonomik özgürlüğü olmayan kadınlar açısından etkisine dair şunları söyledi: “AYM’nin kararı, nafaka hakkının bütünüyle ortadan kaldırılması anlamına gelmiyor. İptal edilen Medeni Kanun’un 175’inci maddesinde yer alan
‘süresiz’ ibaresidir. Bu meseleyi yalnızca iki kişi arasındaki ekonomik bir uyuşmazlık olarak da ele alamayız. Nafaka, özellikle kadınlar açısından ekonomik eşitsizlik, ücretsiz bakım emeği ve boşanma sonrasında bağımsız bir yaşam kurabilme hakkıyla doğrudan ilişkilidir. Toplumsal cinsiyet perspektifinden baktığımızda ise kadınların önemli bir bölümünün evlilik süresince çocuk bakımı ve ev işleri nedeniyle çalışma hayatından uzaklaştığını, mesleki deneyim ve gelir elde etme olanaklarını kaybettiğini görüyoruz. Bu nedenle boşanma sonrasında tarafların ekonomik koşullarının eşit olduğunu varsaymak, evlilik içinde oluşan eşitsizlikleri görünmez kılar.
Yıllarca ailesinin bakımını üstlenmiş bir kadından, boşanmanın ardından kısa bir süre içerisinde ekonomik bağımsızlığını kazanmasını beklemek pek de mümkün değil. Eğer düzenleme yalnızca nafakaya bir süre sınırı getirmeye odaklanırsa, kadınların boşanma sonrasında yoksulluğa düşmesi kaçınılmaz olacaktır. Ekonomik güvencesizlik, evlilik birliği içerisinde şiddet ve baskıya uğrayan kadınları bu evlilik birliğini şiddete rağmen devam ettirmek zorunda bırakacaktır. Nafaka meselesini yalnızca nafakanın ne kadar süreyle ödeneceği üzerinden değil, boşanma sonrasında ortaya çıkan ekonomik eşitsizliklerin nasıl giderileceği üzerinden tartışmamız gerekiyor. Nafaka asla bir lütuf değil, kanuni koşulları gerçekleştiğinde kullanılabilen haktır. Hedefimiz, kadınları nafakaya bağımlı kılmak değil, ekonomik güvencesizlik nedeniyle evliliği sürdürmek zorunda bırakmayacak koşulları oluşturmaktır.”
Kamuda yaratılmaya çalışılan nafaka algısı
Kamuoyunda “birkaç ay evli kalıp ömür boyu nafaka ödeme” algısı yaratılmaya çalışılmasının gerçeklikten uzak bir söylem olduğunu ifade eden Nazlı Matur, bu söylemin kadınların haklarına yönelik bir saldırı olduğunu belirtti. Nazlı Matur, “Uzun süredir çalışma hayatının dışında kalmış, elinde mesleki deneyimi ya da düzenli bir geliri olmayan kadına, ‘Artık kendi ayaklarının üzerinde durmalısın’ demek kolay. Peki, bunu nasıl yapacak? Çocuğuna kim bakacak, kirasını nasıl ödeyecek, yıllardır uzak kaldığı iş hayatına hangi koşullarda dönecek? Üstelik mesele yalnızca çalışamayan kadınlardan ibaret de değil. Çalışan ama asgari ücretle geçinmeye çalışan, çocuğunun bakımını tek başına üstlenen, boşanma sonrasında hem evin hem de çocukların bütün sorumluluğunu taşıyan kadınlar var. Bir de nafaka bağlanmasına rağmen bu parayı tahsil edemeyen kadınları düşünelim. Dolayısıyla nafaka, her kadın için ekonomik refah anlamına gelmediği gibi, her zaman yoksulluktan kurtulmayı da sağlamıyor. İstisnai örnekleri bütün kadınların hikayesiymiş gibi anlatmak doğru değil. Çünkü nafaka her boşanan kadına otomatik olarak bağlanmıyor; Medeni Kanunu’nda bunun sıkı koşulları var. Kadınların nafaka hakkını tartışırken erkeklerin yükümlülüklerini de kadınların haklarını da somut koşullar üzerinden değerlendirebiliriz. Fakat bunu yaparken kadınların yoksulluk riskini, ücretsiz emeğini ve boşanma sonrasında karşılaştıkları güçlükleri görünmez kılamayız. Mesele, bir kadının eski eşinden kaç yıl nafaka alacağına indirgenemez. Mesele, kadının boşandıktan sonra nasıl yaşayacağı ve ekonomik güvencesizlik nedeniyle istemediği bir evliliği sürdürmek zorunda kalıp kalmayacağıdır” diye ifade etti.
‘Kadınların insanca yaşayabildikleri bir hukuk düzeni için mücadele etmeliyiz’
Nafaka hakkına yönelik saldırıların kadınları şiddet sarmalı içerisinde kalmasına neden olduğunu söyleyen Nazlı Matur, bu karara karşı nasıl bir mücadele yürüteceklerini aktardı. Nazlı Matur, “Nafaka hakkının tartışmaya açılmasını, kadınların yalnızca ekonomik hakları bakımından değil, boşanma sonrasında bağımsız bir yaşam kurabilme hakları bakımından da değerlendirilmesi gerekiyor. Biz kadın örgütleri ve hukukçuların bu süreçte öncelikle hukuki mücadeleyi ve dayanışmayı birlikte yürütmemiz gerekiyor. Yeni yasal düzenlemeler hazırlanırken kadınların deneyimleri karar alma süreçlerine taşınmalı; ücretsiz bakım emeği, ekonomik şiddet ve boşanma sonrasında yoksullaşma riski somut verilerle ortaya konulmalıdır. Aynı zamanda nafaka hakkının kapsamı konusunda kamuoyunda oluşan yanlış algılara karşı doğru hukuki bilgi paylaşılmalı ve kadınların adalete erişimi güçlendirilmelidir. En nihayetinde süresiz nafaka hakkı kadınlara bir ayrıcalık tanınması değil, toplumsal eşitsizliklerin kadınların sırtına bir kez daha yüklenmemesidir. Kadınların yıllarca verdikleri emeğin karşılıksız bırakılmadığı, ekonomik güvencesizlik nedeniyle şiddet içeren bir evliliğe mahkum olmadıkları ve boşanma sonrasında insanca yaşayabildikleri bir hukuk düzeni için mücadele etmeliyiz” dedi.







