'Kürtçeye sahip çıkmak toplumsal bir sorumluluktur'

  • 09:10 13 Mayıs 2026
  • Güncel
MÛŞ - KURDÎ-DER öğretmeni Dilan Sever ve yurttaş Sıla Ben, Kürtçenin yıllardır inkar ve asimilasyon politikalarına maruz bırakıldığını belirterek, “Dil yalnızca iletişim aracı değil, bir halkın kökleridir. Kürtçeye sahip çıkmak toplumsal bir sorumluluktur” dedi. 
 
15 Mayıs Kürt Dil Bayramı inkar ve asimilasyon politikalarına karşı sürdürülen dil mücadelesinin yeniden hatırlandığı bir direniş günü olarak kutlanıyor. Kürtçe, yıllardır kamusal alandan eğitime, medyadan günlük yaşama kadar birçok alanda baskılanırken, dilin korunması ve geliştirilmesi talebi her geçen gün daha güçlü bir şekilde dile getiriliyor. Kürtçenin yok sayılmasının yalnızca bir dil kaybı değil, bir halkın kimliğinin ve tarihsel hafızanın hedef alınması olarak değerlendirilirken, 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı Kürt halkı için bir mücadele çağrısı olarak anlam kazanıyor.
 
Mûş'ta Kürt Dili Araştırma ve Geliştirme Derneği'nde (KURDÎ-DER) öğretmenlik yapan Dilan Sever ve yurttaş Sıla Ben 15 Mayıs Kürt Dil Bayramı kapsamında dil üzerindeki inkar, yasaklama ve asimilasyon politikalarına dair konuştu. 
 
‘Sistem dilimizi yok ediyor’
 
Dilin insanın varlığı olduğunu ifade eden Dilan Sever, “Kürt dilinin üzerinde asimilasyon, yok sayma ve yasaklama politikaları yürütülüyor. Bundan dolayı Kürt dili daha çok konuşulmalı. Dil öğrenmek ilk olarak ailede başlıyor küçük yaşta daha sonra topluma karışıyor. Kürtçenin yasaklanması, asimile olması ve yok sayılması sistemin aklıdır. Bundan dolayı kendi anadilimizin üstünde durmamız gerekiyor. Kadınlar aileyi ve toplumu özgürleştiriyorsa en büyük yük yine burada da kadınların üzerine düşüyor. Kendi kültürümüzü, dilimizi ve sanatımızı yaşatmamız gerekiyor. Sistemin yaşattığı baskı ve asimilasyon politikaları yüzünden eğitim veremiyoruz, kurslar açamıyoruz. Dilimiz için mücadelemizi ve direnişimizi gösterirsek, dilimizi de rahat konuşabiliriz” dedi. 
 
‘Kürtçe'ye statü'
 
Kürtçenin kamusal ve resmi bir şekilde sisteme işlemesi gerektiğini aktaran Dilan Sever, anadilin her alanda konuşulması gerektiğini vurguladı. Kürt halkının anadilini konuşamadığını aktaran Dilan Sever, “Sistem, ‘Ben sizin dilinizi kabul ediyorum’ diyor fakat buna yönelik hiçbir şey yapmıyor. Biz bunu kabul etmiyoruz. Başta okullarda olmak üzere resmi eğitim verilmesi gerekiyor. Hastanede, okullarda ve bunun gibi her yerde tüm dillerin konuşulması gerekiyor. Biz çocuklarımızın kendi anadillerinde eğitim görmelerini istiyoruz. Annelerimiz, çocuklarımız, yaşlılarımız ve gençlerimizin her alanda kendilerini özgürce ifade edebilmelerini istiyoruz. Kimsenin kendi anadilini korku ve baskı altında konuşmasını istemiyoruz. Annelerimiz Türkçe bilmiyor fakat hastaneye gittiği zaman kendi anadilinde konuşamıyor, kendini ifade edemiyor ve korkuyor oraya bile gidemiyor. Biz bunların tamamının kalkmasını istiyoruz. Her dil gibi kendi dilimizin de her alanda konuşulmasını istiyoruz” diye belirtti. 
 
Kürt Dil Bayramı’na çağrı
 
Kürtçenin yok olmaması için her alanda konuşulması gerektiğini ifade eden Dilan Sever, dilin insanın varlığını temsil ettiğinin altını çizdi. Kürtçenin yok olmaması için çağrıda bulunan Dilan Sever, “Dilimiz çok güzel bir dil. Biz Kürt dilini Mir Bedirxan’dan öğrendik. Dilimiz kendi aramızda kaybolmasın. Kendi dilimizi konuşmadığımız için yok ediyoruz. Her alanda kendi anadilimizi konuşalım. Onlar bizi anlasın biz kendimizi anlatmaya çalışmayalım. Bu esasın üstünde durursak dilimizi daha çok diri tutacağız. Dilimizi yaşatalım. 15 Mayıs Kürt dilinin yayılmasına vesile olsun. Kendi anadilinizde şarkılar söyleyin, konuşun, yaşatın ve öğrenin. Dil insanın onuru ve varlığıdır. Varlığınızı yok etmeyin. Çocuklarınız ile Kürtçe konuşun. Kürtçe sevinin, üzülün, bakın, düşünün ve yaşatın. Kürtçeye sahip çıkmak toplumsal bir sorumluluktur” ifadelerini kullandı. 
 
Asimilasyon politikaları 
 
Mûş’un Gimgim ilçesine bağlı Gireboa köyünde yaşayan yurttaş Sıla Ben ise sistemin yarattığı asimilasyon politikalarından ötürü köylerde yaşayan gençlerin göç ettiğini aktardı. Sıla Ben, “Ben burada doğup büyüdüm. 20 yaşındayım. Köy nüfusumuz kalabalık. Genç olarak kalabalık bir nüfusumuz yok. Gençlerimiz göç etmek zorunda kaldı. Burada çok genç kalmadı" dedi. 
 
‘Bir dil, bir insan’
 
Asimilasyon politikalarına rağmen anadillerini yaşatmaya çalıştıklarını dile getiren Sıla Ben, sistemin yarattığı politikalardan dolayı kendi dillerini bilmediklerini kaydetti. Sıla Ben, “Dilimiz bir taraftan asimile olmuş durumda. Biz köylerde yaşayanlar olarak Kirmackî'yi daha saf konuşmamız gerekiyor. Halkımız asimilasyona rağmen hala dilini unutmadı. Her fırsatta dilimizi unutmamamız gerektiğini ifade ediyoruz. Ben anadilimi en saf haliyle konuşmak istiyorum. Maalesef sistem dilimizi asimile etmek istiyor. Bu yüzden gençler dile tam hakim değil. Ben de onlardan biriyim. Ama elimden geldiğince dilimi konuşup devam ettirmeye çalışıyorum. Bu bir süreç. Bugün konuşmazsak, yarın kaybolur. Her dil için bu durum geçerli. Dilimizi öğrenmemiz gerekiyor. 'Bir dil, bir insan' diyoruz. Bu dili çocuklukta öğreniyoruz. Ben kimsenin anadilini kaybetmesini istemiyorum” diye konuştu.