Kadın Zamanı Derneği’nden çalıştay: Barışın inşasında köprüyü sağlamak lazım

  • 15:30 19 Temmuz 2026
  • Güncel
İSTANBUL –Kadın Zamanı Derneği’nin “Kadın deneyimlerinden barışın inşasına: Hafıza, adalet ve demokratik gelecek” şiarıyla gerçekleştirdiği çalıştayda, hafıza, yüzleşme, ekolojik mücadele ve örgütlü direniş deneyimlerinden hareketle barışın ancak kadınların ortak mücadelesi ve toplumsal dayanışmasıyla inşa edilebileceğini vurguladı.
 
Kadın Zamanı Derneği, “Kadın deneyimlerinden barışın inşasına: Hafıza, adalet ve demokratik gelecek” şiarıyla Beyoğlu’nda bulunan Postane mekanında çalıştay düzenledi. Çalıştaya çok sayıda kadın katıldı. Burada açılış konuşmasını Kadın Zamanı Derneği başkanı Şükran Demir yaptı.
 
Çalıştayın devamında konuşmacılara söz verildi. İlk olarak feminist Kayuş Çalıkman, “Ermeni Kadınların Barış, Hafıza ve Yüzleşme Deneyimleri” başlıklı bir sunum gerçekleştirdi. Kayuş Çalıkman, hafızanın kuşaklar arası aktarılan sabit bir olgu olmadığını, aksine onun sürekli canlı tutulmasını, etik olarak kurulmasını ve yeniden inşa edilmesini ifade ettiğini vurguladı. Hafızanın neyi, nasıl hatırladığımızla şekillendiğini ve yalnızca kültürel bir arşivden ibaret olmadığını belirten Kayuş Çalıkman, savaş anlatılarında asıl aktarılanın cepheler değil; yana küle dönen şehirler, yarım kalan sofralar ve en önemlisi yasın nasıl tutulduğu olduğunu dile getirdi. Kadın edebiyatının felaketi doğrudan sergilemek yerine günlük hayattaki izlerine odaklandığına dikkat çeken Kayuş Çalıkman, tanıklıktan hafızaya geçiş sürecinde deneyim, tanıklık, tanığın inşası ve kolektif bellek ekseninin önemli olduğunu söyledi.
 
Bürokratik engeller
 
Fatoş Kaytan ise “Kadınların Eşitlik, Yoksulluk ve Barış Perspektifi” başlığında gerçekleştirdiği sunumda Roman kadınların eğitim ve sağlık durumlarına dikkat çekti. Roman kadınların, maruz kaldıkları katmerli ayrımcılık nedeniyle her daim dezavantajlı bir konumda yer aldıklarını ifade eden Fatoş Kaytan, Türkiye'de yapılan araştırmaların bu gruptaki eğitim eksikliğini net bir şekilde ortaya koyduğunu paylaştı.
 
Fatoş Kaytan, “Roman kadınların yüzde 52'sinin okuma yazma bilmediği ya da ilkokulu dahi bitirmediği, yalnızca yüzde 4'ünün lise ve üzeri eğitime erişebildiği çarpıcı verilerle sabittir. Bu eğitim tablosunun yanı sıra, mekânsal dışlanma ve yaşanılan çevrenin getirdiği olumsuz etkiler hayatın her alanına yansımakta; özellikle iş başvurularında Roman mahallesinde ikamet ettikleri anlaşıldığı an kadınlara iş verilmemekte ve bu durum onları güvencesiz, kayıt dışı çalışmaya mahkûm etmektedir. Çevresel faktörlerden en çok etkilenen kesimlerin başında gelen bu kadınlar, ev içindeki ‘bakım emeği’ gibi tamamen görünmez kılınan yoğun bir emek harcamalarına rağmen temel haklarından faydalanamamakta ve başta sağlık olmak üzere birçok yaşamsal hakka erişememektedir. Mevcut hiyerarşik sıralama düzeni ve merkezileşme, kaynaklar üzerindeki karar verme yetkisini belirli bir grubun elinde toplayarak etkileşim ağlarını daraltmakta, bu durum ise Romanların karar verici düzeydeki görünürlüğünü ve varlığını kısıtlamaktadır; oysa normalleştirilen olumsuz Roman algısının kırılması ve etkileşim ağlarında karar süreçlerine erişimin artırılması kurumsal dönüşüm için elzemdir. En can alıcı nokta ise kâğıt üzerinde fırsatların yaratılmasının veya bir kaynağın varlığının, ona fiilen ulaşılabildiği anlamına gelmemesidir; çünkü bir kaynağın var olması onun herkes için erişilebilir olduğunu kanıtlamaz. Bu nedenle, sisteme katılımı sözde bırakmayıp gerçeğe dönüştürmenin ve toplumsal adaleti sağlamanın ana faktörleri, hedef kitleyi doğrudan kapsayan bilgilendirme süreçlerinin işletilmesi ile bürokratik engellerin kaldırılarak erişimin kolaylaştırılmasıdır” şeklinde konuştu.
 
‘Barışın inşasında köprüyü sağlamak lazım’
 
Son olarak ise “Kürt Kadınların Barış Mücadelesi ve Çatışmanın Gündelik Hayata Etkileri” başlığında Ayla Akat Ata sunumunu gerçekleştirdi. Ayla Akat Ata, Kürt kadınlarının geçmişten bugüne atmış olduğu tarihî adımlarını anımsatarak sözlerine başladı. Ayla Akat Ata, konuşmasında şunları paylaştı: “Örgütlü olmanın ve bu örgütlülüğü kalıcı kılacak kayıt mekanizmalarının bulunması, kadınların birbirinden güç alması ve kadın özgürlük mücadelesinin sürekliliğinin sağlanması açısından büyük önem taşımaktadır. Kürt kadınlarının parlamentodaki kadın temsiliyetinin yanı sıra, üç kadın belediye eş başkanı ile başlayan sürecin bugün kazanılan birçok belediyeyle taçlanması önemli bir kurumsal eşik oluştururken, en büyük kazanım toplumsal alanda gerçekleşmiştir. Kadını dört duvar arasına hapsetmek isteyen zihniyete karşı Kürt kadınları ulusal kurtuluş ve barış mücadelesini yükseltmiş, bu yolda inançla çok ağır bedeller ödeyerek önemli başarılar elde etmiştir. 
 
Bu süreçte hayata geçirilen eşbaşkanlık sistemi nedeniyle yargılamalar yaşanmış, ülkenin doğusunda ve batısında etnik kimliğe göre değişen baskı politikalarıyla karşılaşılmıştır; nitekim erkek egemen zihniyet, kadınların görev aldığı her alana uygun bir yargılama maddesini mutlaka devreye sokmaktadır. Barış Anneleri’nin yeri geldiğinde canlı kalkan olduğu bu süreçte, anneler ve Kürt kadınları mücadelelerinden asla vazgeçmemiştir. Türkiye'de kaydedilen önemli gelişmelere rağmen barış henüz sağlanamamış olsa da Kürt Halk Önderi'nin işaret ettiği Barış ve Demokratik Toplum Süreci ekseninde kadınlar, dünyadaki barış örneklerinin kurulabilmesi için tartışmalarını sürdürmektedir. 2015 yılında henüz nefes bile alınamadan bozulan bu barış deneyimi göstermektedir ki, ne Cumhuriyet öncesi ne de sonrası yaşanan tecrübelerin birbiriyle aynı olması mümkündür. Kürt kadınları sadece mağduru olanlar değildi. Aynı zamanda itiraz edenlerdir. Özgür kadın hareketi, baskıya karşı direnme ve politika yapmayı da güçlendirdi. Barış için hep beraber barışın inşasında köprüyü sağlamak lazım.”
 
Çalıştayın ilk oturumunun ardından forum kısmı ile devam etti.