2035’e kadar sürecek bir savaşı planı: NATO sadece sovyetlere karşı kurulmadı
- 09:04 21 Temmuz 2026
- Siyaset
Melek Avcı
ANKARA – DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, "2035'e kadar sürecek bir paylaşım savaşı planı" olarak değerlendirdiği NATO Zirvesi'nin sonuçlarının, yalnızca küresel savaş politikalarını değil, Türkiye'de yürüyen süreci de doğrudan etkileyeceğini belirterek, "Devletin barış masasından kalkmasını engellemek bölge açısından da hayati" dedi.
NATO'nun 36'ncı Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi, 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara'da gerçekleştirildi. Zirvede, ittifakın yeni güvenlik stratejisi, savunma sanayisinin güçlendirilmesi, üye ülkelerin savunma harcamalarının 2035'e kadar gayrisafi yurt içi hasılalarının yüzde 5'ine çıkarılması hedefi ile Ukrayna, Orta Doğu ve Hint-Pasifik başta olmak üzere küresel güvenlik gündemi ele alındı. Zirvenin sonuç bildirgesinde, NATO'nun askeri kapasitesinin artırılması ve uzun vadeli savunma planlaması öne çıkan başlıklar arasında yer aldı.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, NATO Zirvesi'ni ve önümüzdeki süreci değerlendirdi.
NATO’nun sonuç bildirgesinde neler öne çıkıyor?
Bildirgenin en temel özelliğinin barış ve güvenliği dışarıda bırakması ve bir dönem durdurmayı iddia ettikleri Ukrayna-Rusya savaşını tekrar harlamayı planlamak olduğunu söyleyen Burcugül Çubuk, bu 6 maddenin savaş konseptini nasıl yükselteceklerini ortaya koyduğunu söyledi. Burcugül Çubuk, "NATO'nun kuruluş şartları bugün ortada yokken şunu anlıyoruz ki, NATO sadece Sovyetlere karşı kurulmadı. NATO her zaman emperyalistlerin çıkarlarının devamlılığını ve bunun savaşla sağlanmasını hesaplayan bir organizasyondu. Bu organizasyon şu anda kapitalizmin krizinden çıkışının yolunu burada görmeye devam ediyor. Orada, savunma sanayilerine yapılan harcamaların artışı övülüyor. Bizim telaffuz ederken kafamızın karıştığı meblağları, ülkelerin savunma sanayisine ayırmalarından bahsediyorlar. Bizim de Türkiye'nin 2026 bütçesinde Milli Savunma Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı'nın toplam bütçesi 2,5 trilyonu aşmış durumda. Böyle bir realitede NATO'nun çok uzun zamandır savunma bütçesini düşük düzeyde tutan ülkelere basınç uyguladığını, örneğin Almanya gibi ülkelerde sosyal harcamaların kısılarak savunmaya ayırmak zorunda bırakıldığı, ülkelerin böyle de sıkıştırıldığını biliyoruz. Bu ülkelerin tamamı, burjuvazinin egemen sınıflarının çıkarlarını korumak adına bu politikaları kabul ediyor. Sadece bunu nasıl ve hangi hızla yapacağına dair bir baskı var diyebiliriz. Zirvede o temel madde, savunma sanayisine ayrılan bütçenin övüldüğü maddedir. Aslında savunma sanayisinin çarklarının dönmesiyle sistemin çarklarının döneceğini gösteriyor" diye belirtti.
'Kayıt dışı alan kadınları katlediyor, çetelere alan açıyor'
Savunmaya ayrılan gelirlerin diğer risklerine bakıldığında ise bu alanın kayıtlı bir ekonomi olmadığı için çok sayıda kayıt dışı ve bireysel silahlanmaya da yol açtığını söyleyen Burcugül Çubuk, "Çok ciddi olarak kayıt dışı bir alan var. Bu alan özellikle bizim yaşadığımız coğrafyada hem bir geçiş hattı hem de savaşların devam ettiği bir coğrafya olarak, bu kayıt dışı silahların çok dolaşımda olduğu bir yer. Biz bunlarla günlük hayatta katlediliyoruz. Kadın cinayetleri bu kayıt dışı silahlarla gerçekleşiyor. Çeteler, mafyalar bu kayıt dışı silahlarla suç işliyorlar. Bedelini zaten ödüyoruz. Bunun artırılmasına dair övgünün yaşamımıza ne gibi bir karşılığı olacağını biz tahlil ediyoruz. Daha fazla şiddet, daha fazla ölüm, daha fazla kadına ve çocuğa yönelik suç, daha fazla göçmenlere yönelik suç ve elbette daha büyük bir işsizlik... Bir sirkülasyonla militarizmin hayatımızı tamamen ele geçirmesinden bahsediyoruz. İran'la ilgili vurgu, Ukrayna ile ilgili vurgu yeni konsepti de gösteriyor. Bunu Türkiye ve Kürdistan açısından, halkların barışı meselesinden de görmek zorundayız. Bu zirveden önce ne demiştik? AKP, MHP ittifakı ve devlet, bu zirvenin sonuçlarıyla Kürdistan'a dair tutumunu yeniden güncelleyecek. Şimdi riskli bir pozisyondayız. Barış mücadelesinin de yükseltilmesi gereken bir dönemdeyiz" sözlerini kullandı.
'NATO kararları doğrudan günlük yaşamımıza değecek'
"Bu saldırganlığın sadece İran ve Ukrayna'da yaşananlarla sınırlı kalacağını düşünmek yanlış olur" diyen Burcugül Çubuk, şunları söyledi: "Bugün hâlâ Suriye'nin içerisinde cihatçıların birbirleriyle hegemonik kavgalar verdiği bir yerde, bu kavgaların sadece iki tane küçük cihatçı grubun birbiriyle kavgası olarak okunamayacağını hatırlamakta fayda var. Bunlar aynı zamanda farklı ülkelerin, farklı kliklerin bölgedeki oyunlarının sonucu. Her yerde sürekli olarak bombaların patladığı, havaalanlarının kapatıldığı, deniz geçiş yollarının kapatıldığı, bir yerlerin sürekli güvenli bölge olmaktan çıktığı bir pozisyonda biz, NATO kararlarını sadece iki ülke bazında ya da kimi ülkelerin savunma sanayilerine yaptıkları yatırımlar bazında tartışamayız. Doğrudan günlük yaşamımıza değecek bir şey olarak görmek zorundayız. Silah depolamamız için iki neden gerekiyor. Ya savaşı çıkaracak olanız ya da üzerinde savaşılacak olanız. Bu coğrafyada üzerine savaşılacak olanız ve üzerinde savaşılacak olan silahı depolayamaz zaten. Onun silahlara sahip olması gayrimeşru da ilan edilir.
Biz dünyanın hiçbir yerinde nükleer silahları savunmayız. Temelde silahlanmanın kendisini savunamayız. Fakat bir pozisyon var. Saldıranlar ve kendini savunanlar denklemi açığa çıkıyor. Burada bahsettiğim yine de Orta Doğu'daki devletler değil. Orta Doğu'da hiçbir devlet halkına düşmanlık etmeden var olmuyor. Kendini savunmak zorunda kalacak olan halklar. Biz kendimizi savunmak zorunda kalacağız ve bizim silah depolama şansımız yok."
'2035'e kadar sürecek bir paylaşım savaşının planlamasıdır'
Artırılan harcamaların en az 2035'e kadar sürecek bir savaş silsilesinden, üçüncü paylaşım savaşından hareketle ortaya konmuş bir planlama olduğunu vurgulayan Burcugül Çubuk, "Bu planlamanın temelinde dünyanın bütün doğal kaynakları da olmak üzere bütün kaynaklarının tekrar paylaşılmasında bir savaşın ne kadar süreceği, nerelerin paylaşılacağı, hangi bölgeye kimin sömürgecilik yapacağı meselesi vardır. Burada Çin-Rusya hattından bahsedilebilir ama bunlar emperyalist devletler değil. Bunlar şu an için emperyal hedefleri olan devletler ve bunların da ekonomik alandaki varlığı ortadan kaldırılmak ve aslında bölüşülmek isteniyor. Bizim buralarda tabii ki bakacağımız her şey devletlerin bölüşülmesi meselesi değil. Bizim bakacağımız, savaş hesabı yapılan her coğrafyadaki halkların varlık mücadelesi, kendini savunma hakkı ve tabii ki enternasyonal dayanışma" dedi.
'Türkiye savaşın çöpçülüğünü yapmaktan çekinmiyor'
Zirve sonrasında Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın Hürmüz Boğazı’ndaki mayınların temizlenmesine ilişkin açıklaması ile Türkiye’nin pozisyonu ve İran’a yönelik yeniden başlatılan saldırıları değerlendiren Burcugül Çubuk, “Türkiye, İran gibi bir devletle şu anki pozisyonu ve gücüyle savaşa girmeye çekinir. Ama bu savaşın çöpçülüğünü yapmaktan da çekinmiyor. 'Biz mayınları temizleriz' demek, 'Biz oraya ölmek üzere bu halkın çocuklarını yollarız' demek. Bunun başka bir açıklaması yok. 'Biz bu savaşta en çirkin işleri yaparız. En ölümcül işleri yaparız. Çünkü bizim işsizlikle kırılan, yoksullukla kırılan, geleceksiz nesillerimiz var ve onları oraya rahatça süreriz' diyorlar. Günü geldiğinde de İran yeterince zayıflatıldığında da tıpkı Irak'ta yaptığı gibi ve Suriye'de yapmaya yeltendiği ama yapamadığı gibi ya da Libya'da, Afganistan'da yaptığı gibi orada emperyalistlerin kolluk gücü olarak var olma derdi var. Aslında İran bir sınır komşusu olduğu için orada tabii Rojhilat Kürdistanı realitesi nedeniyle de Türkiye’nin, sadece bir savaşta rant hesabı yaptığı bir yer değil. Bir taşeronluk derdinin ötesinde, bir sonraki aşamada Kürdistan'ın ne kadarını ele geçirebilir, ilhak edebilir, sömürgeleştirebilir kendi payına gibi bir kaygıyla da hareket ediyor. Biliyorsunuz, dört parça Kürdistan'ın tamamına dair Türkiye'nin Osmanlı'dan kalma, oraların kendi hakkı olduğu fikri var. Bununla da hareket ediyor. Arap coğrafyasının tamamına dair her angajmanında benzer bir şey var. Fakat özellikle Kürt coğrafyasına ilişkin devletin kodlarında, kendine ait olduğu, Kürtlerin sadece kendisi tarafından sömürülebileceği ve Kürtlerin başkaları tarafından sömürülmesinin kabul edilmediği bir realite var” diye konuştu.
NATO’yu dönüştürme planları
NATO'nun bir platforma dönüştürülerek genişletilmesi ve daha çok ülkeyi katma söylemlerine ilişkin ise Burcugül Çubuk şunları ifade etti: “NATO iki ülke ile genişledi. Hedeflerinden biri de Ukrayna ile genişlemekti. Zaten Ukrayna Savaşı'nın temelinde de bu NATO genişleme planı ve Rusya'nın çevrilmesi meselesi vardı. NATO sonuç bildirgesinde de gördüğümüz NATO, ABD merkezli bir örgütlenme. Kanada ve Avrupa ülkeleri diye bir geniş tanımlama var. Ama bu ülkelerin de ABD ile geniş ortaklık ilişkilerinden bahsediliyor. Müttefikliğinden, birlikte çalışma kapasitesinden bahsediliyor ve ABD'ye layık bir savunma harcaması yapabilmesinden bahsediliyor. ABD merkezli oluşunun daha da netleşeceği, ABD açısından bağlayıcılığı kalmayan ama diğer ülkeler açısından daha bağlayıcı olan bir mekanizmaya evrilme tartışması diye görebiliriz.
Sonuç bildirgesinin zaten birinci maddesinde, ‘Biz ilk antanta bağlıyız’ diyor. 6’ncı madde ise ‘Türkiye’ye teşekkürler’ diyor. Dört maddenin içeriği buraya doğru hizmet ediyor. Bir, savaşların devamlılığını ve sürekliliğini sağlamak; iki, ABD'nin diğer ülkeler üzerindeki hegemonik pozisyonunun tekrar tescillenmesi. Bu noktada genişlemeye de tabii ki Rusya-Çin hattının kırılacağı, onları çevreleyecek şekilde yapmayı planladıklarını öngörebiliriz. NATO'nun bu örgütsel yapısı hâliyle ABD'nin yeterince oranın denetlenemeyen gücü olmasını sağlamıyor. Daha denetlenemeyen, daha başına buyruk ve daha yöneten bir güç olma hedefiyle bu tartışmaları yürütüyor ve belli ki bu kriz ekseninde de buna iknalar.”
Bölüşüm savaşında Türkiye’nin pozisyonu
“Türkiye bir yöntem izlemekten ziyade zamana ayak uydurma ve her ipte oynama taktiğini izliyor” diyen Burcugül Çubuk, bölgede paylaşım savaşları patlak verirken Türkiye’nin planına da dikkat çekti. Burcugül Çubuk, “Türkiye’nin yapması gereken, süreç için temel yasaları çıkartmaya yönelmek, barışın toplumsallaşması için sorumluluklarını yerine getirmek ve bu coğrafyada tabii ki barışın safında olmasıdır. Ama tabii ki çıkarlar buraya tekabül etmiyor. Bizim anlattığımız hayat, herkesin eşit ve özgür yaşadığı, demokrasi içinde yaşadığı o hayat, iktidarlar için, faşizm için zorlu bir denklem ortaya çıkarıyor. Türkiye kolay olanı tercih etti her zaman. Bu, İsrail'le kayıkçı kavgasına devam edecek ama temelde bölgede İsrail'in çıkarlarına göre hareket etmeye de devam edecek. Birinci noktası bu. İkincisi de İran'a karşı savaşta kimi yan rolleri alarak İran'ın tek nefes alabileceği hat olmaya çalışacak ve buradan da aslında İran'ın kaynaklarını sömürmeye çalışacak ilk aşamada. Sonraki aşamada İran'ın işgalinde yer almak istiyor. Ama şimdiki aşamada İran'ın kaynaklarını sömürmek için bir alan açmaya da çalışıyor. Kendini bölgede ‘barış gücü’ gibi tanımlayacak belki de ve buradan hareket edecek ama içeride barışı sağlayamayan bir devlet gerçekliği ile karşı karşıyayız. Barış meselesinde de sürekli bir pazarlık yapma, bir al-ver denklemi kurma, halkın çıkarlarını görmeme hâli var. Ne yapması gerektiği çok net. Barış politikası izlemesi lazım. Ne yapıyor? Savaş politikası izliyor” sözlerine yer verdi.
'Devletin barış masasından kalkmasını engellemeliyiz'
“Bu coğrafyada kendi savunmamızı gerçekleştirmemiz gerekiyor” diyen Burcugül Çubuk, savaşın sadece başka evlerde patlamayacağının altını çizdi. NATO planlarının genişleyerek devam edeceğine dikkat çeken Burcugül Çubuk, “Eğer bunları durduramıyorsak hepimizin evi yanacak ve bu çok büyük tehlike. Biz bunu söylediğimiz zaman sanki tehdit ediyoruz gibi bir propaganda yapılıyor ama temelde gerçekliği söylüyoruz. Biz tehdit edildiğimiz şeyi söylüyoruz. Biz sürekli savaşla tehdit edilerek bir şeylere ikna edilmeye çalışılıyoruz. Yıllardır bu bölgede devam eden savaşların buraya da yansıyabileceği ve AKP'nin bununla ilgili tek önlem olduğu propagandası yapılıyor.
Oysa bu savaşların tamamında o savaşları devam ettiren güç. O yüzden bizim öncelikle bu savaşın bir gün bizim evlerimize gelmeyeceğinin yanılgısından kurtulmamız gerekiyor. Bu bizi daha cesurlaştıracak. O zaman biz gerçek bir savaş engelleme siyaseti yapabileceğiz. Savaşa karşı bir siyaset yapabileceğiz. Barış sürecini bile aslında dışarıda daha iyi savaşabilmek için kendisini elverişli bir zemin olarak görüyor iktidar. Buradan barış sürecini yürütüyor. Eğer dışarıda daha güçlü savaşmasını sağlamayacağını düşünürse, bunu da bozmaya yeltenecek. Bu noktada da şu önemli: Biz, bu ittifakın ve devletin masadan kalkmasını engellemeliyiz. Bölge açısından da bunun bir anlamı var. Bu masadan kalkmazsa bölgede de savaş tacirliğini daha zor yapacak” şeklinde konuştu.







