Fotoğraf karesine sığan son veda, son bakış
- 09:02 27 Ağustos 2026
- Kadının Kaleminden
"10 yıllardır evlatlarının yolunu gözleyen anneler, babalar, kardeşler, çocuklarının şehadeti ile sarsıldı. Kürdistanı bir bütün acı sardı... İsimleri açıklananlarda herkes kendinden bir parça ararken, acı dinmeyen bir duyguya, ortak bir yasa dönüştü..."
Semra Turan
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan'ın öncülüğünde yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci yeni gelişmelerle devam ederken, Özgürlük Hareketi, farklı tarihlerde şehit düşen yüzlerce gerillanın kimlik bilgilerini açıkladı.
Amed'den Serhad'a, Serhad’dan Botan'a Kürdistan'ın dört bir yanında ateş yüzlerce eve düştü. Kürdistan yasa boğuldu… Acı bir yana dursun, Kürdistan tarihinde ilkler yaşanıyor. Kürt halkı yüz yıllardır inkar edilen Meclis'te ilk kez kabul gördü. Kürdistan şu günlerde onuru, acıyı, gururu ve yası bir arada yaşıyor. Yok sayılan Meclis'te varlığı kabul edilirken, bunun için şehit düşen yüzlerce gerillasının yitirilişinin acısıyla sarsılıyor. Kürdistan ilk kez çocuklarının yasını, acılarını ortak yaşıyor. Bir yanımız yas, bir yanımız onurlu barış ve özgürlük umuduyla kendisini toparlıyor...
İsimleri açıklanan özgürlük savaşçılarının cenazesi yok. Aileleri sadece yaşamını yitirdiklerini bildiler. Ne büyük acı, sevdiğini yitirirken yıllar sonra yasını tutabilmek, cenazesini toprağa gömememek, o toprağa bile dokunamamak. Mezar taşını okşayamamak, son kez evladına veda edememek... Nasıl anlatılır bu acı, nasıl anlatılır bu yas bilmiyorum... Ama bildiğim tek şey Kürdistan'ın yüreği bir oldu evlatları için yanıyor...
İlk kez gazeteci kimliğimi bir yana bırakarak, hissettiklerimi filtresiz bir şekilde yazmak istedim. Gerçi ne yazsam da eksik kalacak, anlatamayacağım... Öyle ya Kürtler olarak duygularımızı bile tarif ederken, anlatırken hep bir eksik kalırız. Çünkü duyguları alınmak istenmiş, özgürlüğü elinden alınmış, yok edilmek istenilmiş bir halkın çocuklarıyız. O nedenle biz anlatmayı pek beceremeyiz. Ama varlığımız için mücadele etmeyi, savaşmayı iyi biliriz. Tıpkı şehit düşen yüzlerce özgürlük savaşçıları gibi...
10 yıllardır evlatlarının yolunu gözleyen anneler, babalar, kardeşler, çocuklarının şehadeti ile sarsıldı. Kürdistanı bir bütün acı sardı... İsimleri açıklananlarda herkes kendinden bir parça ararken, acı dinmeyen bir duyguya, ortak bir yasa dönüştü...
İsimleri açıklananlar arasında henüz fotoğrafları olmayanlar bile var... Belki de yüreğimizi en çokta yakan bu oldu. Yüzünü bile tanımadığımız onlarca kişi biz özgür yaşayalım diye toprağa düştü. Yas evlerinde bir bir dizildi fotoğraflar... Annelerin çığlığı, babaların sessizliği, Kürdistan'ın ciğeri yandı. Ama taziye evlerinde çıkan tek söz onurlu bir yaşam, onurlu bir ölüm, onur bir barış sözü oldu...
Yas yerlerindeki görüntülerde en acısı ise annelerin çocuklarının fotoğraflarına son bakışları, sarıldıkları bir fotoğraf çerçevesi, gözlerinde akıttığı göz yaşı oldu. Bu acı içlerinde sessiz bir tufana dönüştü. İçlerindeki özlem, hasret, sevgi, fotoğraf çerçevesi ve "Şehîd namirin" sloganı ile yetinebildi.
Bir fotoğraf karesine ne kadar bakılır o kadar çok baktılar, göz yaşlarını çerçevelerin camlarına akıttılar. Karşılarında çocukları varmış gibi fotoğraflarına dokundular, sarıldılar, öptüler ve sonsuzluğa uğurladılar... Yüzlerinde derin acı, tarifi imkansız bir bakış vardı... Defalarca kez o fotoğraflara baktım. Bir fotoğrafa ne kadar çok bakılır o kadar çok baktım her baktığım da bambaşka bir duyguyla sarsıldım.
Ömrümüzde unutmayacağımız bir kare daha zihnimize ve yüreğimize nakşedildi. Bu kaçıncı unutmadığımız fotoğraf karesi... Cenazesi kutuda teslim edilen mi, katırların üzerinden taşınan Roboskili çocuklar mı, kimyasallarla katledilen gerillalar mı? Sayamadığım onlarca kareden birine daha eklendi son yaşadıklarımız...
Bu topraklar acıya, kana doydu... O nedenle yas evlerindeki çığlık sessiz bir bekleyişe dönüştü. Neydi o bekleyiş; Evlatlarının yoldaşlarına olan güven, bağlılık ve getirecekleri onurlu bir barıştır... Belki de tarifsiz olan acılarını onlarla yaşama umudu, onların getireceği barışta görecekleri umuduyla sessizler...
Bu topraklar şehit düşen binlerce gerillanın hayalleriyle yaşamalı artık, özgür olmalı, o güzel günler gelmeli, çocuklar özgürce büyümeli... Özgür bir coğrafyanın özgür çocukları olarak yaşamalı...
Ne kadar anlatabildim bilmiyorum ama bitirirken Sezen Aksu'nun yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren için seslendirdiği "Son bakış" şarkısı ile bitirmek istiyorum.
Aklım annelerin fotoğraf çerçevelerindeki son bakışında kaldı...
Sezen Aksu'nun deyimiyle;
"Amman aman yandım aman
Kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda
Amman aman acı yüzler
Kurşun gibi izler
Son bakıştaki o gözler kaldı aklımızda"







