Dezenformasyonun öznesi dijital medya!

  • 09:04 13 Eylül 2026
  • Medya Kritik
 
Öznur Değer
 
HABER MERKEZİ - Dijital medyanın etki gücüne baktığımızda, medyanın özü boşaltılmaya çalışılan bir aparat halini almaya başladığını görebiliyoruz. Çünkü dijital medyada bilgi kirliliğinden dezenformasyona, spekülasyondan ajitasyona her şey mevcut. Eee insanlar neden açıp gazete okusun ki!
 
Haftanın medya kritiğini yapmak için başka bir konu seçmiştim aslında. Üzerine gün boyu taramalar ve okumalar da yapmıştım yazımı tamamlayabilmek için oysa... Sonrasında dijital medyanın beni çektiği dehlize hapsoldum ve yazımın seyrini değiştirmeye karar verdim. 
 
İçinde bulunduğumuz ve 86 milyonu aşan insan nüfusunu doğrudan, 100 milyonu aşan Orta Doğu ve belki de Avrupa nüfusunu ise dolaylı olarak etkileyen Barış ve Demokratik Toplum Süreci'nde kullanılan medya dilinin doğurduğu sonuçları yazmaya hazırlanmıştım. Medyanın savaş dilinden arınmak istemeyişi ile barış dilini tercih etmeyişini spesifik örneklerle güçlendirerek sevgili okuyucuların dikkatini çekmek ve savaş gazeteciliğine karşı barış gazeteciliğinin özelde içinde bulunduğumuz tarihi süreçlerde Kürt-Türk kardeşlik ilişkisinin ne denli elzem olduğuna vurgu yapmak istemiştim. 
 
Oysa...
 
X’e bir göz atayım dedim ancak içinden çıkamadığımı fark edince yazımın seyrini ve boyutunu tamamen değiştirdim. 2011 yılından bu yana Suriye, yalnızca Orta Doğu’nun değil, tüm dünyanın gündeminde. Esad rejimi tarafından muhaliflere yönelik başlayan ve binlerce insanın yaşamını yitirmesiyle sonuçlanan saldırıları DAİŞ izlemiş ve binlerce insanı katlettiği gibi bir o kadarını toprağından etmişti. Çok kısa bir backgroundun ardından güncele gelecek olursak…
 
2011’den bu yana Suriye’de ilk defa normalleşmenin adımları atılmaya başlanmış ve Rojava Özerk Yönetimi ile HTŞ denetiminde olan Şam yönetimi arasında entegrasyon süreci başlamış ve bu süreç kapsamında tarihi gelişmeler yaşanmıştı. Geçtiğimiz günlerde QSD Genel Komutanı Mazlum Abdi’nin Cumhurbaşkanı Danışmanı ve Kuzey ve Doğu Suriye Dış İlişkiler Dairesi Eşbaşkanı İlham Ahmed’in ise Suriye milletvekili olması bölgede önemli bir gelişme olarak kayda geçti. Bunlar gerek iç basında gerekse de dünya basınında oldukça konuşulan önemli gündemler arasında yer aldı. 
 
Bugün ise yazı seyrimi değiştirmeye neden olan önemli gelişme Kobanê Cezaevinde çıkan yangın ve yangın sonrası medyada dolaşıma sokulan dezenformasyonlar. Yangının çıkış noktasına dair henüz resmi ağızdan açıklama yapılmamış olsa da tutukluların çıkardığına dair iddialar söz konusu. Ancak dışardan bir müdahale ile yangının çıkarılmış olabileceği olasılığı ise Suriye basınında daha çok konuşulan bir detay. Ayrıca Kobanêliler olaya çok daha temkinli yaklaşılması gerektiği uyarısında bulunuyor. Yine yetkililer de öyle. 
 
X’e girdiğimde ise dijital medyanın esas medya rolünü alarak etrafta bilgi kirliliği yaymaya başladığını gördüm. Bu medya açısından çok elzem olmakla birlikte en dikkat edilmesi gereken husus. Gazetecilikte en temel ilke ve kuralların başında 5N 1K kuralı gelir. Yani bir haber kurgusunda 5N 1K’nın eksik olması demek haberin eksik ve teyide muhtaç olduğu anlamı taşır. 
 
Ağırlıklı olarak entegrasyon sürecine yönelik dijital medyada ciddi bir dezenformasyon yayıldığını atılan tweetlerden görebiliyorum. Elini klavyeye atan herkes bir gazeteci edasıyla -ama 5N 1K’sız- olayları değerlendirmeye ve bilgi gibi topluma sunmaya çalışıyor. Bu da gerçek haberciliğin yanı sıra dijital çağda haber etiğinin klavyeye mahkum edildiğine işaret ediyor. 
 
Olaya dair resmi açıklamalar yapılmadan, olay örgüsü bütünsellik içerisinde ele alınmadan ve olayın tanıkları dinlenmeden yazılan her söz yeni bir dezenformasyon üretebiliyor. Bugün elinde tuttuğu telefonu kamera gibi kullanan ve kayda aldığı her şeyi haberciliğin etik süzgecinden geçirmeden dijital medyada dolaşıma sokan herkes, bilgi kirliliği ile bunun doğuracağı spekülasyonların esas sorumlusudur. 
 
Özellikle X’te elini klavyeye uzatan herkesin “gazeteci” olduğunu sanması gerçekliğini göz önünde bulundurursak, gazeteciliğin etik değerlerden ne denli uzaklaştığını görebiliriz. Bu nedenle özellikle X gibi bilgilerin hızla dolaşıma sokulduğu ve teyit ihtimalinin daha az olduğu platformlarda önce “haberi” veya “bilgiyi” paylaşan kişinin kimliğine ardından ise -tabii eğer gazeteci ise- bu kimliği ne kadar özümsediği ile mesleki etik kurallara ne denli riayet ettiğine bakmakta fayda var. Ancak bu şekilde dijital dezenformasyon ve speküslasyonlara daha az mahal vermiş oluruz. 
 
Bu yüzden şunu sormakta fayda var. Gazeteci kim? X’te gördüğü her olayı kendi bireysel algıları veya yönlendirildiği algoritmalar üzerinden değerlendirenler mi yoksa haberciliği etik kurallarına göre ele alarak tek amacı halka doğru bilgiyi paylaşmak olan mı? Kararı okuyucularımıza bırakıyorum.