DEM Heyeti’nden sürece dair kritik başlıklara yanıt

  • 19:00 26 Ağustos 2026
  • Güncel
Melek Avcı
 
ANKARA- İmralı Heyeti üyeleri Mithat Sancar, siyasetçi Gültan Kışanak ve İmralı Sekretaryası üyesi Çetin Arkaş, Ankara’da gazetecilerle bir araya gelerek sürecin hukuki ve kurumsal aşamasına ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Heyet, Abdullah Öcalan’ın süreçteki olası rolünden silahsızlanmanın takibine, yeni yasal düzenlemelerden PKK kadrolarının dönüşüne kadar birçok başlıkta soruları yanıtladı.
 
Kürt siyasetçi Gültan Kışanak, İmralı Sekretaryası üyesi Çetin Arkaş ve DEM Parti İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, bir otelde gazetecilerle bir araya geldi. Sürece ilişkin bilgilendirmenin yapıldığı buluşmaya çok sayıda kurumdan gazeteci ve köşe yazarı katıldı. Heyet, öncelikle sürecin hukuki ve kurumsal aşamasına girildiğini ifade ederek gazetecilerin sorularını yanıtladı.
 
Yeni çağrı gündemde değil
 
Öncelikle kök yasanın uygulanması için Milli Güvenlik Kurulu’nun raporu beklenirken, silah bırakmaya dair yeniden Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’dan bir çağrının yapılan görüşmelerde dile getirilmediğini söyleyen İmralı Heyeti üyesi Mithat Sancar, ihtiyaç görüldüğü takdirde görüşmeler sonucunda bunun tartışılabileceğini belirtti. Silah bırakma sürecinin takibinin ise kurul ve alt komisyonlar aracılığıyla yapılacağını belirten Mithat Sancar, Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan ve Kürt hareketi ile çeşitli temaslar sürerken bu konuda henüz ayrıntılı bir planın kendileriyle paylaşılmadığını, ancak çalışmaların yoğun şekilde devam ettiğini söyledi. Bu konuda kısa sürede resmi açıklamaların da yapılacağına dikkat çekti.
 
Kürt Halk Önderi’nin yer alacağı kurul ne yapacak?
 
Ardından, yasanın uygulanma aşaması için kurulan Takip ve Değerlendirme Kurulu’nun ilk toplantısında ele alınan alt komisyonlara dair çalışma ve görev dağılımlarına ilişkin henüz bir netleşme ve bilginin söz konusu olmadığını belirten Mithat Sancar, kurulan 4 alt kuruldan en çok merak edilenin Silahsızlanma ve Stratejik Koordinasyon Alt Kurulu’nun nasıl oluşturulacağı ve görevlerinin ne olacağı olduğunu ifade etti. Özellikle burada Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın yer alacağına ilişkin çeşitli açıklamalar yapılmıştı. Mithat Sancar, henüz resmi bir kararın iletilmediğini belirterek, “Sayın Öcalan’ın rolü merak ediliyor. Bu kurul esas olarak silahsızlanma sürecinin yürütülmesini sağlayacak bir kurul olacak. Ancak bunun işleyişi açısından henüz kamuoyuyla paylaşılmış bir karar yok” dedi.
 
‘Sayın Öcalan’ın kuruldaki misyonunu üst kurul açıklayacak’
 
“Elbette Sayın Öcalan tüm bu süreçte hayati bir rol ve misyon üstlenmiştir. O açıdan Sayın Öcalan’ın bu kurumsal yapı içerisinde bir görev almasını bekliyoruz. Bunu belirleyecek olan üst kuruldur” diye devam eden Mithat Sancar, “İstişareler sonucu bu kurulda nasıl bir rol üstleneceği belirlenecek ama bir rol üstlenmesine ilişkin bir ortak yaklaşım olduğunu söyleyebiliriz. Kendisinin etkili, aktif ve tanımlanmış bir rol oynaması gerektiğini düşünüyoruz. Bu konu önümüzdeki günlerde netleşecek. Süreç işliyor ve kritik, zor evreler önümüzde duruyor. Burada tanımlanmış bir konumda ve rolde bir kurulda yer alması, düzenleyici, yönlendirici bir işlev, fonksiyon ve pozisyonda olması gerekir. Bu netleşmeden bunun açıkça karara bağlandığını ilan edemeyiz elbette” sözlerini kullandı.
 
‘Sayın Öcalan yeni yere taşınmamıştır’
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın çalışma ve yaşam koşullarında da basında iddia edildiği gibi henüz bir değişiklik olmadığına açıklık getiren Mithat Sancar, İmralı’da yapılan görüşmelerin daha geniş bir salonda yapıldığını, görüşmelerin burada gerçekleştirildiğini fakat Kürt Halk Önderi’nin eski yerleşkesinde kalmaya devam ettiğini ifade etti. Mithat Sancar, “Şu anda Sayın Öcalan’ın yeni yerine taşındığına ilişkin bilgiler gerçekliği yansıtmıyor. İmralı’daki yaşamını eski yerinde sürdürüyor. Sayın Öcalan’ın bu süreçte üstlendiği tarihi ve ağır görevi ortadadır. Bu açıdan, yeni çalışma ortamı ve şekli oluşursa ona göre bir düzenleme yapılacaktır. Sekretarya mı, yeni çalışma arkadaşları mı gerekecek, ihtiyaçlar nedir, buna göre düzenlemelerde elbette gündem de olacaktır, olmalıdır da” dedi.
 
‘İmralı’da böyle bir görüşme kesinlikle olmadı’
 
Sürece ilişkin provokatif bir eylem olarak değiştirilip sızdırılan tutanaklara ilişkin soruları da yanıtlayan Mithat Sancar, öncelikle kesinlikle PKK üst düzey temsilcileri ile Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan arasında İmralı’da böyle bir görüşmenin yapılmadığını belirtti. Mithat Sancar, “Bunu ilk ağızdan hem Sayın Öcalan hem örgüt yaptığı açıklamada dile getirdi. Yine devlet yetkilileri bunu bu şekilde açıkladılar” dedi. “Bu ‘sızıntıların’ basit bir olay olmadığını hepimizin görmesi gerekiyor” diyen Mithat Sancar, bu provokasyonlar ve tartışmaları aşmanın yoluna ilişkin, “Sayın Öcalan’ın kamuoyuna hitap etmesinin yolu açılmalıdır. Bu yol açılırsa, doğrudan gazeteciler, akademisyenler, sivil toplum örgütleri giderse doğrudan kendisi anlatır. Ama bizim pek çok konunun konuşulduğu görüşmelerin tamamını anlatmamızın nasıl sonuçları olacağını ve nasıl tartışmalar yaratacağını tahmin edebilirsiniz. Esasen dünyadaki bu süreçlerde de mutlak şeffaflık, her şeyin herkesin gözü önünde konuşulduğu bir yöntem hiç olmadı. Burada kamuoyundan bir şey saklamak değil, bir süreci sağlıklı yürütme çabası söz konusudur. Yeri geldiğinde zaten açıklamalar yapılıyor” diye belirtti.
 
‘Şu an somut ziyaret planlaması yok’
 
Gazetecilerin, akademisyenlerin, kendini fesheden PKK’nin üst düzey yetkililerinin ve çeşitli aktörlerin ziyaretlerine dair soruya yanıt veren Mithat Sancar, “Bundan sonraki aşamada Sayın Öcalan kamuoyuyla doğrudan iletişim kurabilmeli. Ama bu konuda somut bir planlama önümüzde bulunmuyor şu anda. Ama bunun gecikmeden olmasının pek çok açıdan gerekli olduğunu da bir kez daha sizin aracılığınızla kamuoyuna duyurmuş olalım. Önümüzdeki dönemde başka tür görüşmelerin yapılması da olasıdır. Şu an olmasa da bunun bir ihtiyaç olacağı aşamaya da gelinecektir” dedi.
 
Kurulan alt kurullarda yetersizlikler var
 
Bu kurulların tamamen üst düzey devlet yetkilileri ve devlet bürokrasisinden oluşmasının meseleyi çözmekte yetersiz olduğunu ifade eden Gültan Kışanak, “Sayın Öcalan'la yapılan görüşmeler, Sayın Öcalan'ın konumu, İmralı'daki durumu, meselenin çatışma ile ilgili boyutu, iktidarın ve devletin ilgili kurumları; her birinin bir rolü, sorumluluğu, görevi var ve bunu yapmalılar, yapıyorlar. Bizler de her birimiz bu yolun daha sağlıklı ve daha iyi sonuçlar alacak şekilde yürünebilmesi için katkı sunan pozisyonda olmalıyız. Bu yasadan yararlanacak insanlar var ve onların avukatları olacak. Meslek örgütleri, barolar, sendikalar var ve bu kurumların, kişilerin oluşturulan bu kurullara katılmasının önü açılmalı ve destek vermeleri sağlanmalıdır. Alt kurulların tamamının daha kapsayıcı, yeri geldiğinde danışarak, görüşerek, istişare edilerek sivil toplumun, kamuoyunun, entelektüellerin katılımının olmasının çalışmalara katkı sağlayacağını düşünüyorum. Ayrıca da bir kadın olarak bütün bu kurullarda kadınların da sözünün olması, katkılarının olması, yapıcı rollerini oynayabileceği kanalların açılması, bu imkânların sunulmasının önemli olduğunu düşünüyorum. Biz barışçı ve demokratik toplumu inşa edeceksek, ortak demokratik bir gelecek kuracaksak, kesinlikle bunun harcını kadınlar karacak” sözlerini kullandı.
 
İmralı Sekretaryasının sahadaki rolü
 
Sahada üstlendikleri rol ve görevi merak eden gazetecilerin sorularını yanıtlayan Çetin Arkaş ise Barış ve Demokratik Toplum çağrısının ruhuna bağlı olarak mesai harcadıklarını, demokratik toplumu örmek için sahada çalışma yürüttüklerini belirtti. Çetin Arkaş, “Hapisten çıkalı herhalde 1 sene bir ay oldu. Geçen bir arkadaş hesaplamıştı. 100 bin kilometre yol yapmışız bu süreç içerisinde. Bu sürecin en sağlıklı şekilde yürüyebilmesi adına düşüncelerimizi anlatıyoruz. Çok geniş çevrelerden insanların bu konuda merakı var. Anlatmaya çalışıyoruz. Ağırlıklı olarak halk toplantıları yapıyoruz. Çeşitli toplum kesimleriyle özgün buluşmalar yapıyoruz. Bunların özünde ise bu süreci anlatma var. İnsanların haklı olarak kafalarında soru işaretleri var. Bu süreç niye başladı, nasıl başladı, nereye varacak, kaygıları var, endişeleri var, umutları var. Kaygı ve endişeleri gidermeye, umudu büyütmeye çalışıyoruz. Bir diğer yanı da şu, Başkan Öcalan 27 yıldır bir adada dış dünyayla herhangi bir teması olmadan yaşıyor. En son bir fotoğrafı ve kısmi bir görüntüsü gösterildi. Bunun haricinde zaman zaman tecridin kırıldığı ve görüşme notlarının avukatları veya heyetimiz vasıtasıyla belli ölçülerde yansıtıldığı dönemlerde insanlar ne diyor, İmralı'da yaşamı nasıldır, hangi süreçte neler yaşandı, sağlığı nasıl, bütün bu süreç içerisinde yaşanan spesifik bazı gelişmelere dair bakış açısı nasıl, çok yoğun bir merak ve ilgi var. Hemen hemen her yerden bunları anlatmak adına çağrı alıyoruz. 100 bin kilometreyi onun için ifade ettim. Ağırlıklı olarak bu ilginin Başkan Öcalan'a yönelik büyük bir özlemin yansıması olduğunu farkındayız, bilincindeyiz” ifadelerini kullandı.
 
Yasanın uygulama aşaması için 2 aylık süre
 
Birçok kesimin bu yasaya görünür adım olarak, “dağdan kaç kişi gelecek, cezaevinden kaç kişi çıkacak” diye baktığını belirten Gültan Kışanak, oysa kök yasanın PKK ile ilişki kurularak açılan yüz binlerce dava dosyasını etkileyeceğini belirtti. Gültan Kışanak, uygulama aşamasına geçiş için ise 2 aylık bir sürece dikkat çekerek, “2 ay içerisinde yasanın uygulanabilir hâle geleceği mesafenin kat edilmesi bekleniliyor. Yasanın yürürlüğe girmesi için yapılacak işler belli, mekanizmalar işletilirse ve uygulama hızlanırsa 2 ay içinde bu süreç başlayacaktır. Peyderpey bu dosyalar ele alınacaktır. Büyük bir iş. Acilen bu yasayı beklemeden hasta tutsakların tahliyesini de ele almak gerekiyor. Bu yasa geçti ama uygulanmaz gibi tartışmalara neden olacak hiçbir olumsuz durum da söz konusu değildir. Bu yasa uygulanacak. O zaman yapılması gereken yasanın uygulanması için gereken şartları hızlıca temin etmek ve yasa beklenmeden yaşam kayıplarına neden olabilecek hasta tutsaklar konusunda bir tutum alınmasıdır” dedi.
 
‘Silahsızlanma devam ederken yeni kanunlar çıkabilir’
 
Yeni anayasa tartışmalarına ilişkin konuşan Mithat Sancar, anayasanın en geniş toplumsal ve siyasal katılımla hazırlanması gerektiğini belirterek, tartışmaların Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın yeniden adaylığı gibi belli başlıklara sıkıştırılmasını kabul etmediklerini söyledi. Kürt sorununun çözümünün demokrasi, özgürlük ve hukuk devleti meselesinden bağımsız ele alınamayacağını vurgulayan Mithat Sancar, anayasa sürecini de barış ve demokratikleşmenin bir parçası olarak gördüklerini ifade etti. Anayasanın yanı sıra yeni yasal düzenlemelere de ihtiyaç olduğunu belirten Mithat Sancar, silahsızlanma ve siyasallaşma sürecini destekleyecek hukuki değişikliklerin hızla yapılması gerektiğini söyledi. Terörle Mücadele Kanunu’ndan Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na kadar çeşitli düzenlemelerin değiştirilmesi gerektiğini belirten Mithat Sancar, “Barış hukukunu bütünlüklü bir program olarak ele alıyoruz. Silahsızlanma bunun bir ayağıdır. Şimdi bu sürecin, şimdi bu kabul edilen çerçeve yasayla başlayan sürecin hızla tamamlanmasını bekliyoruz ama o süreç devam ederken de yeni kanunlar çıkabilir. Öncelikle şu anki silahsızlanma ve siyasallaşma sürecini destekleyecek hukuksal değişiklikler ve düzenlemeler lazım” sözlerini kullandı.
Gültan Kışanak ise anayasa değişikliğinin temel bir ihtiyaç olduğunu söylerken, anayasa yapımı için de zamana ihtiyaç olduğunu belirtti. Gültan Kışanak, “Böyle kısa vadede gündeme geleceğini düşünmüyorum. Keşke bu yolu, bu mesafeyi kısa vadede alabilsek. Bu meselenin cumhurbaşkanlığı seçimiyle doğrudan bağlantılı ele alınmasının çok çok sığ, çok sıradan bir düşünce olduğunun da altını çizmek istiyorum. Çünkü Cumhurbaşkanlığı meselesini çözecek başka yollar var” dedi.
 
PKK kadroları bürokraside yer alacak mı?
 
"Dönecek olan PKK kadrolarının devlet bürokrasisinde yer alıp almayacağına" ilişkin sorulan soruya cevap veren Çetin Arkaş, böyle bir özlemi ve hevesi olan kimseyle karşılaşmadığını söyleyerek, “Ben 1988 yılında İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilimler Fakültesi'ne giriş yaptım. Şimdi valilik yapan bazı sınıf arkadaşlarımı hücremde, televizyonda görebiliyordum zaman zaman. 91 yılında İstanbul Üniversitesi'nin genelinde 500 üniversite öğrencisinin dağa gittiğini biliyorum. 500... 1991 yılında. Bu insanlar bireysel bir amaç, hedef beklentisi içinde olsaydı bugün çok farklı noktalara gelebilecek insanlardı. Şartlar, koşullar, o günkü atmosfer böylesi bir tercihi ahlaki ve vicdani olarak zorunlu kılıyordu. Bunların geride kalmasını, bir daha yaşanmamasını arzu ve temenni ederim. Devletin içerisinde Kürt varlığıyla, Kürtlerin hassasiyetini de gözeterek bazı kadrolar yer almalı mı? Devlet bu konuda büyük bir özgüven içerisinde olmalı bence. Özgüvenli bir devlet olmanın, kendine güvenen bir devlet olmanın ifadesi budur. İngiltere'de başbakanlık yapan eski birtakım bürokratlara bakın, kökenlerine bakın. İngiltere'nin eski sömürgelerinden insanlar var. Gelmişler, oraya gitmişler. Osmanlı'nın yönetim kademesine bakın, çok değişik çevrelerden, halklardan insanlar yönetim kademesinde yer almışlardır. Bu büyük bir özgüvenin ifadesidir. PKK kadroları olur, olmaz. Ben böyle bir hevesi olan arkadaşla, insanlarla karşılaşmadım ama eğer devlet Kürtler açısından da 'Evet, bu devlet bizim devletimizdir.' duygusunu, algısını yaratmak istiyorsa bu noktada büyük bir özgüvenle yaklaşmasını isterim” ifadelerini kullandı.
 
Kürdistan’daki taziyeler: Aileler çocuklarını bekliyordu
 
Özgürlük mücadelesinde farklı zaman ve yerlerde yaşamını yitirenlere dair soruyu cevaplayan Çetin Arkaş şu yanıtı verdi:“Çatışma koşullarının ağırlığı sebebiyle yaşamını yitiren arkadaşların kimler olduğu, nerede, hangi çatışmada yaşamını yitirdiklerini tespit etmek, bunları belirlemek, o ağır savaş koşullarında epey bir zor. Sayılarının yüzlerce olduğunu söyleyebilirim. Taziyeler kuruldu. Muhtemeldir ki yeni taziyeler kurulacak. Sayı şu anda yüzlerce diye ifade etmek isterim. Bizim için çok ağır bir süreçti. Ailelere haber vermek, onları bilgilendirmek çok trajik bazı sahnelere de sebebiyet veriyor. Mesela birkaçını paylaşmak isterim. Yasa çıktıktan sonra artık dağdan gerillaların eve döneceğini bekleyen bazı aileler oluyor. Arkadaşlarımız aileleri ziyarete gittiklerinde anneler, babalar, kız kardeşleri, 'Bu yasayla evlatlarımız gelecek, ona haber vermeye mi geldiniz?' diye soruyorlar. Ama maalesef onların ölüm haberlerini alıyorlar. Böylesi insana acı verici sahnelerle karşılaştık. Ben Diyarbakır bölgesindeki hemen hemen bütün taziyelere gittim. O taziye meydanındaydım. İlçelerde ve köylerde kurulan bütün taziyelerde yer aldım. Karşılaştığım bir anekdotu da yine paylaşmak isterim. İki tane genç gerilla, biri kadın, biri erkek, fotoğraflarının arkasında yer alan aileleri beni tanımışlar. 'Bana bu çocukları tanıyor musun?' diye sordular. Tanımadığımı söyledim. Kendileriyle çektiğim fotoğrafı bana gösterdiler. Meğerse ben onların amcalarıyla aynı cezaevinde kalıyormuşum 30 sene önce. Koğuş döneminde o zaman küçük çocukları hapse alabiliyorduk, içeri, koğuşa alabiliyorduk. Onlar amcalarını ziyarete gelmişler. 3-4 yaşındalarmış o zaman. Fotoğraflarını gördüm. O çocuklar büyümüşler, dağlara gitmişler. Çatışmalarda yaşamını yitirmişler ve ben o iki küçük çocuğun büyümüş resimleriyle karşılaştım. Benim için çok acı bir tabloydu.”
 
Kazanacağımız bir dili yaratmak zorundayız
 
“Bizim hikâyemiz Batı yakasında çok bilinmez. Bunun araştırılmasını isterim. Hep rakamlarla geçti. '40 terörist öldürüldü, 50 terörist öldürüldü.' İsim yok, cisim yok” diye devam eden Çetin Arkaş, “Biz de bir ana baba evladıyız. Bizim de sevdiklerimiz var. Bizim de arzularımız, özlemlerimiz, yaşam arayışlarımız var. Her birimizin kendine özgü has hikâyelerimiz vardı. Bir ağaç kovuğundan çıkmadık. O nedenle bunun da anlaşılmasını istiyorum. Ben Diyarbakır Cezaevi'nin öyküsüyle büyüdüm. Benden önce bir kuşak vardı. Benden sonra küçük çocuklar vardı. Üç kuşak... Kesintisiz üç kuşaktan bahsediyorum. Ve on binlerce insan yaşamını yitirdi. Bu süreçte bittik, savaşacak insanımız kalmadı ve benzeri bu tür teslimiyet, teslim alma, kazandık, ezdik falan diyerek doğru bir gelecek kurulamadı. Hep beraber kazanacağımız bir dili, bir geleceği, duygu birlikteliğini yaratmak zorundayız. Bizim tarafta hâlâ mezarsız, mezarı olmayan, bir kemiği dahi bulunmayan onlarca aile var. Onu söylemeliyim. O nedenle bizim tarafta yaşananlara da biraz ışık tutun. Objektifleri biraz o tarafa da çevirmeniz rica ediyorum. Bunlarla yüzleşmek, ortaklaşmak, birbirimizle acıları yarıştırmak yerine anlamaya gayret etmek ve yeniden böylesi bir çatışmalı sürecin yaşanma ihtimalini ortada bırakacak bütün olasılıkları, zemini kurutacak, ileri, evet, kurutabilecek bir anlayışı geliştirmek durumundayız” diye konuştu.
 
SDG ve PJAK
 
SDG’nin kendini resmî olarak feshetmesi ve İran’da PJAK’ın durumuna ilişkin ise Mithat Sancar, benzer gelişmelerin ilerleyen süreçte İran için de görülebileceğini belirterek, “Mazlum Abdi’nin yaptığı açıklama çok önemliydi. Bunun demokratik entegrasyon modelinin hayata geçirilme şekli olduğunu söylüyorlar, biz de böyle değerlendiriyoruz. Oradaki süreç bu süreçten ayrı düşünülemez. Türkiye’de bu süreç başlamamış olsaydı Suriye’de böyle büyük gelişmeler olur muydu, önemli bir sorudur. Demokratik entegrasyon kendi yapısından vazgeçme ve erime değildir, bunu kendileri de açıkladı. Buna benzer süreçler işlediğinde, demokratik entegrasyon ve demokratikleşme ve diyalog yoluyla tartışmalar yaşandığında benzer gelişmelerin İran’da da olacağını söyleyebilirim” dedi.
 
SDG’nin feshine ilişkin Gültan Kışanak ise “Kürtler orada Şam’da yönetime katılacak, bunun imkânlarını yaratmak lazım. İşte gerçek çözüm budur. Kürtlerin güven içerisinde, eşitlik hukukuyla, kendi anadilleriyle yönetime katılabilmelerinin imkânını yaratmak. Dün sosyal medyada bir fotoğraf vardı. Sayın Mazlum Abdi, Sayın İlham Ahmet Kaysun Tepesi’nde bir fotoğraf çekmişlerdi. Son derece kıymetliydi. 2011'den bu yana neredeyse 14 yıl boyunca IŞİD'e karşı çatışmaların yaşandığı, bir halkın kendisini korumaya çalıştığı savaşta önemli roller üstlenmiş kişilerin Şam'ın hâkim bir tepesine çıkıp oradan o fotoğrafı vermesi bize şunu söylüyor: Sorunu çözmek için aslında yapılacak şeyler Şam'da da, Ankara'da da, Tahran'da da bellidir. Kimseyi dışında bırakmadan tüm farklılıkların yönetime katılabilecekleri imkânların önünün açılması, çatışmaları önleyecek şey budur. Buradaki süreç oraya olumlu katkı yaptı. Oradaki gelişmeler buraya olumlu katkı yapacak” diye belirtti.
 
Maxmûr kampının durumu
 
Maxmûr kampının boşaltılmasına ilişkin yürütülen tartışmalara da yanıt veren Gültan Kışanak, kampta yaşayanların 1990’lı yıllardaki çatışmalar ve köy boşaltmaları nedeniyle buraya göç etmek zorunda kaldığını belirtti. Aradan geçen 30 yılı aşkın sürede ikinci ve üçüncü kuşakların Maxmûr’da doğup büyüdüğüne dikkat çeken Gültan Kışanak, dönüş meselesinin başlı başına ele alınması gerektiğini söyledi. Çalışmaların Maxmûr’da yaşayanların katılımıyla yürütülmesi gerektiğini vurgulayan Gültan Kışanak, “Geldiklerinde köyünde, tarlasında, yaylasında güven içerisinde yaşayabileceğinin güvencesini oluşturacak bir ortam yaratmak gerekiyor” dedi.
 
Göç edenlerin arazilerinin bugün başkaları tarafından kullanılması gibi sorunların da çözülmesi gerektiğini belirten Gültan Kışanak, “Maxmûr, üzerine ciddiyetle durulması ve çalışma yürütülmesi gereken bir alan” sözlerini kullandı.