‘Devlet yanılsama yaratıyor, süreç sokağa yansımıyor’
- 09:01 20 Nisan 2026
- Siyaset
Melek Avcı
ANKARA – DEM Parti İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, iktidarın sürece dair somut ve demokratik adımlar atmadığını belirterek, “Devlet yanılsama yaratıyor, süreç sokağa yansımıyor” dedi.
Barış ve Demokratik Toplum Süreci üzerinden uzun bir zaman geçmesine rağmen iktidarın hâlâ yasal sürece ilişkin bir çalışma başlatmamış olması halkta ciddi eleştirilere neden olurken, siyaset içinde ise iktidar tarafından negatif ve yaftalayıcı dilin sürdüğü görülüyor. Ortada bir yasal süreç olmadan Meclis raporunun tespitlerini de önüne koymayan devletin, “PKK silahsız gelsin” söylemi içindeki sıkışmışlığı sürüyor.
Halkların Eşitlik ve Demokrasi Partisi (DEM Parti) İzmir Milletvekili Burcugül Çubuk, durağan bir hâl izleyen ve iktidarın söylemler dışına çıkamadığı sürece ilişkin değerlendirmelerde bulundu.
‘Sürece yaklaşımda iki ayrı tutum var’
Bugün iktidarın tavrını, “süreci bekleme hâline alarak yormak” olarak okuduğunu söyleyen Burcugül Çubuk, bu tutumu cezaevlerine ve yasal hiçbir adım atılmamasına bakarak gördüklerini söyledi. Özellikle iktidar sözcülerinin yaptığı açıklamaları eleştiren Burcugül Çubuk, “Birincisi, rapor sanki devletin yapması gereken tek şeymiş gibi bir yaklaşım durumu var. ‘Yaptık, bitti’ diyorlar. Bir ikincisi de aslında rapor bile yokmuş gibi iki ayrı tutumun bir arada işlediğini görüyoruz. Daha doğrusu, rapor hiç çıkmamış, bir ültimatom verilmiş ve bunun sonucu sağlanmamış gibi bir tutum var. Oysa çok kez konuşuldu, dünya örneklerini takip edenler çok kez aktardı. Böyle olmuyor bu süreç. Güney Afrika modeli dedik örneğin. ‘Şunu yap, bunu yap’ yerine tam tersine karşılıklı adımlarla gelişen süreçlerdi. Açıkçası da siyasal alanın daraltılmasıyla değil, genişletilmesiyle bir sonuç alınabildi” diye belirtti.
‘Bu güvence arayışı sadece PKK için değil’
Şimdi ise PKK’nin tamamen silah bırakması tartışmasına sıkıştıklarını söyleyen Burcugül Çubuk, PKK’nin kendini feshettiğini hatırlattı. Burcugül Çubuk, “Dağlarda bir gerilla mevcudiyeti varsa da silahlı mücadeleye dahil olmuyor. Aslında dağlarda belki de başka bir hayat artık kuruluyor. Fakat bir öz savunma gücünün hiçbir güvence olmadan gelmesi isteniliyor ki bu güvenceyi sadece yasal güvence olarak tarif etmemek lazım; demokrasi ile teminat altına alınmış bir güvence arayışı var. Bu güvence sadece kendileri için değil, bir bütün olarak herkes için isteniyor. Örnek verirsek CHP'ye yönelik siyasi saldırılar; çünkü bugün karşılaştığımız şey yolsuzluk tartışması değil, yolsuzluk operasyonları böyle olmaz. ESP'ye yapılan operasyon; ESP'nin neredeyse dışarıda yöneticisini bırakmamaya yönelmişler. Tam bir saldırganlık. Bunun dışında LGBTİ+’lara, kadınlara yönelik saldırganlık, sürekli katledilen işçiler, tutuklanan sendikacılar, köyündeki ağacı savunan direnişçiler... Her yerde bir tutuklama furyasının giderek derinleştiği ve bunun örneğin dezenformasyon gibi muğlak bir yasaya dayandırıldığı bir iklimde, bir öz savunma gücü olarak kendini, halkını savunma gücü olarak örgütlenmiş bir yapıya, hiçbir adım atılmadan sadece bir komisyon kurup bir rapor çıkarıp, ‘hadi gelin teslim olun’ denmesidir. Söyledikleri, ‘gelsinler teslim olsunlar.’ Bu gerçekçi bir beklenti değil” sözlerini kullandı.
‘Devlet yanılsama yaratıyor; süreç sokağa yansımıyor’
“Zaten onlar da bunun gerçekçi olmadığını biliyor. Fakat bir yanılsama yaratma durumu var. Büyük bir dezenformasyonu kendisi yapıyor” diyen Burcugül Çubuk, “Sanki sorun çözülmüş ama orada özgürlük gerillaları çakılı kalmış... Hiçbir şey yokmuş gibi davranıyor. Hayır, gerçekten atılan bir adım yok. Biz hapishanelere gittiğimizde şunlar söyleniyor; süreç başladıktan sonra hapishanelerdeki baskılar arttı. Hak gasplarının arttığını, şiddet ve işkencenin arttığını söylüyorlar. Belirgin gözlemleri var. ‘Burada daha önce kitap sınırı yoktu, mektuplarımıza böyle müdahale edilmiyordu, bizim giydiğimiz kıyafetlere karışılmıyordu, okuduğumuz kitaplara karışılmıyordu ya da burada daha önce bize kimlik kartı dayatılmıyordu’ gibi... Açık görüşte ziyaretçilerle sarıldıkları için insanlara tutanak tutuluyor ve soruşturma açılıyor. Bakın, başkasının ziyaretçisine sarılması da meşrudur. Doğrudan kendi ziyaretçisine sarıldığı için soruşturma açılıyor. Buna kadar daraltılmış bir baskı çemberi var. Gasp zinciri var. Hapishanelerde böyle olurken, sokakta hâlâ biz basın açıklamaları ve eylemlerimizde çoğunlukla doğrudan olmasa da bir alana daraltılarak, görünmezleştirilerek ve aslında hâlâ bir ‘terör’ yaftasıyla bize yaklaşılmasıyla ortamda bir demokrasinin olmadığını görüyoruz. Bir çözüm sürecinin sokağa yansımadığını görüyoruz” diye konuştu.
‘Devletin yaptığı tek şey komisyon’
Baskı, eşitsizlik ve yoksulluk giderek artarken, iktidarın süreçte bir genişleme yaratmadığının altını çizen Burcugül Çubuk şöyle devam etti: “Genişlememesindeki en büyük sorumluluk da, ‘biz her şeyi yaptık, onlar silah bırakmadı’ diyen hükümettedir. Silah yaktılar. En ciddi eylemi yaptılar. Ciddi bir eylem gerçekleştirdiler. Neyi göze aldıklarını, nelerden vazgeçebileceklerini ortaya koyan bir şey yaptılar ve bunun üzerinden bir yıl geçti. Bu bir yıl içerisinde yapılan tek şey bir komisyon. Bu komisyonda, ağırlıklı olarak iktidar kanadı yani AKP-MHP ittifakı yer aldı. Hatırlarsanız o zaman da demiştik, orada yoldaşlarımızın ‘evet’ oyu çözüm iradesine dairdi. Rapor aslında çok sorunlu ama kimi yönleriyle de yolu açabilecek bir rapordu. Şimdi sadece bunu yapmış bir iktidardan bahsediyoruz. Bugün hâlâ İmralı’ya bizim eş başkanlarımız bir kez gidebildi. İmralı’ya siyasal, demokratik alanlarda çalışan, insan hakları alanlarında çalışan, dünyada barış üzerine çalışmış hiç kimse gidemedi. Ya da bir tane gazeteci gidemedi. İktidar medyasından bile gidemedi. Aslında orada tecridin bir boyutu devam ediyor.
‘Savaş ve militarizm coğrafyanın tamamına yayıldı’
Şimdi bunlar olurken de kimse kusura bakmasın ama kimse kimseye bir şey lütfetmiyor. İhtiyacımız olan barışa ilişkin bir şey yapıyoruz. Bizim ihtiyacımız olan, adı barış ama kendisi tekrar ve tekrar şiddet sarmalı olan bir şeyin içinde kalmak değil. Çünkü bu sadece Kürtlerle ilgili değil. Kürtlerin yaşadığının savaş ve militarizmle birlikte bu coğrafyanın tamamına yayıldığını görüyoruz. Meşrulaşan bir şiddet örüntüsü var. Erkeklikle hemhâl olmuş bir ulus devlet gerçeği var. Ki bu hafta içerisinde yaşadığımız iki okul saldırısında biri çocuk yaşta, biri bir genç; hukuksal olarak da psikolojik olarak da çocuk sayabileceğimiz kişiler. Her ikisi de oğlan çocuğu ve her ikisi de benzer bağlantılarla, kendini dışlanmış gören, sözde hakkını almak isteyen ve adını duyurmak isteyen sıkışmış iki genç. Ne yapıyorlar? Bireyciliği örgütleyen bir mekanizmada, erkekliği kutsayan bir hayat içerisinde bireyci bir erkeğin kendini var etme biçimi bu şiddet oluyor. Yaşı kaç olursa olsun, bir oğlan çocuğu diyoruz. Ürettiği mekanizma bu. Bunun savaşla bağlantısını, militarizmle bağlantısını görmeden sonuçlarını tartışabilir miyiz? Bunun yüceltilen erkeklikle bağlarını görmeden bunları birbirinden ayrı tartışamayız.”
‘’Biz gereğini yaptık’ sözünün bir karşılığı yok, şiddet yayılıyor’
Savaşa karşı, barış için mücadele ederken iktidarın yaptığı hamasetin sorunları çözmediğini söyleyen Burcugül Çubuk, “‘Biz gereğini yaptık’ sözünün hiçbir karşılığı yok. Şiddet giderek yayılıyor. Kadınlar ve çocuklar daha vahşi biçimde öldürülüyor. Yaşı kaç olursa olsun erkekler sürekli suç işliyor. Hapishaneler bu sistemin yeniden yeniden ürettiği suçlularla dolu. Sürekli yargı paketleriyle insanlar dışarı salınıyor ve o insanların yüzde 70-80’i geri dönüyor. Başkaları da hapse giriyor. Sürekli bir suç zinciri içerisindeyiz. Bunun yoksulluk, savaş, çözümsüzlük ve geleceksizlik denkleminde okunmaması mümkün mü? Bunları birbirinden ayırarak da tartışamayız. O yüzden diyorum ki Kürt sorununun çözümü meselesi, savaş meselesi sadece devletle PKK arasında bir mesele değil. Hepimizin meselesi. Bir, devlet buraya sıkıştırmak istiyor; İmralı ve PKK ile görüşerek çözüyoruz diyor. Fakat inatla oradan da toplumsallaşma iradesi çıkıyor. ‘Niye oraya gidilmedi? Niye bunlarla görüşmediniz, niye dar bir alanda kalıyorsunuz’ eleştirisi geliyor. Çünkü bu mesele sadece bizlerle, bir grup siyasetçiyle çözülemez. Biz yaratmadık. Siyasi alanı, iktidar alanı yaratmıştır. Ama halk yaratmadı ve çözüm o yüzden de halkta. Halk çözecek. Buralara gidemiyoruz. Bu mesele sendikaların, insan hakları örgütlerinin, ekoloji örgütlerinin de gündemi olmalı. Gündem yapmak istediklerinde de ‘bu sizin işiniz değildir’ diye bir baskı görüyorlar. Oysa onların da gündemi olmalı ve açıkçası bu işi yapmak açısından ne gerekiyorsa İmralı’ya gitmek de olur, başka bir şey de olur. Yapabilecekleri esnek bir siyasal alan, demokratik alan genişlemek zorunda. Bunlar olmadan her şey farazi; çünkü barışın teminatı bir anlaşma, bir yasadan daha fazlasıdır. Kimin canı yandıysa teminat oradan çıkar, çözüm oradan çıkar ve halkın canı yandı. Türkiye ve Kürt halklarının canı yandı” ifadelerini kullandı.
‘2 yasama dönemi bitti, taslak bile göremedik’
İhtiyaç duyulanın barışın sahiplenilmesi olduğunu, ancak iki yıl geçmesine rağmen herhangi bir adım atılmadığını vurgulayan Burcugül Çubuk şunları dile getirdi: “Yaklaşık iki yıldır yasa konuşuluyor. İki yasama dönemi bitiyor, bu yasanın geleceğine dair konuşuluyor. Biz yasa taslağı bile görmedik. Onun dışında başta tutsaklar olmak üzere devam eden birçok dava ve sürgüne ilişkin birçok adım atılabilirdi. Hiçbiri atılmadı. Başa dönersek aslında hiçbir şey yapmadılar. Yaptıkları her şey sürekli olarak demeç vermek, yazı yazmak, bazen de had bildirmeye çalışmak. Ama hiçbir zaman had bildirerek meseleler çözülmedi. Ya oturur, kendi tabularından vazgeçerek bir süreç yürütürsün ya da tarih seni yok eder. Tarih hepimizi yok edebilir. Bu coğrafya bir savaş coğrafyası hâline geldi. Kapitalizmin krizini bu coğrafyadaki küçük savaşlarla çözmeye çalışıyorlar. Sıkıştıkları her dönem İran’a saldırma pratiği var. Birkaç ayda bir İran saldırısıyla karşı karşıyayız. Ya da İsrail’in kendi topraklarını başka savaşlarla maskeleyerek genişletmesi. Lübnan diye bir devlet kaldı mı emin değiliz. Bir işgal durumu var. Suriye’de Golan Tepeleri artık İsrail’in. Şam’a çok yakın bir noktaya geldiler gibi fiili bir durum varken, bir kriz sorununun buradan tahkim edilerek çözülmeye çalışılması durumu varken tarih gerçekten çok ağır vurabilir hepimize. Bunu öngörmek lazım ve buradan hareket etmek lazım. ‘Biz ne yapacağımızı biliyoruz. Bize siyaset anlatmayın, yöntem anlatmayın. Yapacağımız her şeyi yaptık. Gerilla silah bıraksın’ söylemine karşı insanlar umutsuzluğa kapılıyor olabilir. Aslında bu argümanlar, iktidarın ve devletin kendi sıkıştığı yeri de gösteriyor. Görüşmelerde kazanamadığını, halkta yılgınlık yaratarak kazanmaya çalışıyor.”
Siyasi koordinatörlük tartışmaları
İmralı ile yapılan görüşme heyetlerinin ve siyasetin darlığına ilişkin tartışılan siyasi koordinatörlük meselesine dair Burcugül Çubuk, “En temel olan şey, bir tecrit mekanizması işlemeden, hem adaya gidilip gelinebilmesi hem de düşüncelerin rahatça ifade edilebilmesi, bunların tartışma alanı bulması meselesidir. Ziyaretçi sınırlamasının olmaması, hem Sayın Öcalan’ın hem artık İmralı’da bir sekreterya şeklinde çalışan diğer arkadaşların durumu açısından daha fazla tartışmanın, iletişimin olması gerekiyor. Açıkçası da bu, bildiğimiz siyasetçilerin ve isimlerin biraz daha ötesine çıkmak zorunda. Hepimiz açısından, bizlerin dışına çıkmak zorunda; çünkü mesele bizim siyasi angajmanlarımızın ötesinde. Kendi partimiz açısından rahatlıkla şunu söyleyebilirim, biz kendi ideolojik angajmanımızın ötesinde halkların çıkarları açısından bakarız meseleye. Zaten ideolojik angajmanımız da halkların çıkarı ve sınıfın çıkarı temelindedir. Burada bir çelişki yok. Fakat meşruluk açısından bu sıkışmış alanlarda olmaması lazım. Üç yıl, beş yıl, on yıl önce farklı farklı konuşan insanlara halk da güvenmiyor. O yüzden siyaseten daha tutarlı isimler var bu coğrafyada. Gerçekten tutarlı siyasi hat izlemiş insanlar var. Onların da dahil olabildiği; fikirleriyle, tartışmalarıyla ve güvenilirlikleriyle mümkün. O nedenle biraz o genişlikte bakmak lazım” diye konuştu.







