‘Eğitim sistemi yeniden ele alınmalı’
- 09:03 20 Nisan 2026
- Güncel
Beritan Tunç
İZMİR - Riha ve Mereş’te okullara yönelik saldırılar hakkında konuşan kadınlar, yaşananların münferit değil, sistemsel olduğunu vurgulayarak acil önlem çağrısı yaptı.
Riha (Urfa) ve Mereş’te (Maraş) okulları hedef alan saldırılar ve ardından dijital medyada yayılan tehdit içerikli paylaşımlar, eğitim alanında derinleşen güvensizlik ortamını görünür kıldı. Çok sayıda kişinin yaşamını yitirdiği ve yaralandığı saldırıların ardından birçok kentte öğrenciler ve eğitim emekçileri eyleme geçti. Eğitim emekçileri Nazan Türk ve Gül Ceylan, eğitim sistemindeki yapısal krizlere, okullardaki güvenlik zafiyetlerine ve öğrenciler üzerindeki sosyal-psikolojik baskılara dikkat çekti.
‘Eğitim sistemi yeniden ele alınmalı’
Yaşanan gelişmelerin yalnızca öğretmenleri değil, öğrencilerden velilere kadar toplumun bütün kesimlerini etkilediğini belirten öğretmen Nazan Türk, birçok sendikanın ortak bir tutum sergileyerek iş bırakma eylemi gerçekleştirdiğini ifade etti. Bu tablonun temelinde Milli Eğitim Bakanlığı politikalarının yer aldığını dile getiren Nazan Türk, şöyle dedi: “Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygulamaya koyduğu maarif sistemi, çocukları yetiştirmekten çok onları edilgenleştiren bir yapıya dönüşmüş durumda. Bunun dışında rehberlik servislerini de yeterince etkin çalıştıramıyoruz. Okullarda güvenlik yok. Güvenlik derken yalnızca fiziki güvenliği değil; disiplin kurullarının, müfredatın ve genel işleyişin de yeniden düzenlenmesini kastediyorum. Özellikle ortaokul seviyesinde ne etkin bir disiplin cezası var ne de sınıfta kalma uygulaması. Bu da öğretmenlerin yaptırım gücünü neredeyse ortadan kaldırıyor. Bu durum sistemi ciddi şekilde olumsuz etkiliyor. Bu nedenle eğitim sisteminin baştan aşağı yeniden ele alınması gerekiyor. Güvenlik talep ederken de sadece kapılara bekçi ya da polis konulmasını değil, daha kapsamlı ve yapısal önlemler alınmasını bekliyoruz. Ayrıca eğitim sisteminin sürekli değiştirilmesi ve öğretmenler üzerinde baskı kurulması, işimizi sağlıklı yapamaz hale gelmemize neden oluyor. En büyük sorunlardan biri de bu.”
‘Teknoloji bağımlılığı ve denetimsizlik yaygın’
Meslek lisesinde görev yaptığını belirten Nazan Türk, öğrencilerin büyük bölümünün ekonomik olarak dezavantajlı koşullarda yaşadığını dile getirerek, Mesleki Eğitim Merkezleri (MESEM) kapsamında yer alan öğrencilerin hem çalışma hem eğitim yükü altında olduğunu söyledi. Nazan Türk, “Ders sırasında ve sonrasında teknoloji bağımlılığı çok yaygın. Sürekli telefonla uğraşmak, akıllı tahtalarla vakit geçirmek, Telegram gruplarına katılmak... Ayrıca benim dahi çok hakim olmadığım şiddet içerikli oyunlardan sürekli bahsediyorlar. Bu oyunları çevrimiçi olarak oynuyorlar ve çoğu zaman sabaha kadar ekran başında kalıyorlar. Ailelerin bu duruma mutlaka dikkat etmesi gerekiyor. Uykusuz gelen öğrenciler, gün boyunca derste uyukluyor. Bu da eğitim sürecini doğrudan etkiliyor. Bu nedenle ailelerin çocuklarını yakından takip etmesi şart. Hangi gruplara üye olduklarını, ne oynadıklarını kontrol etmeleri gerekiyor. Zaman zaman çantalarını da kontrol etmeliler; çünkü ne yazık ki olumsuz durumlarla karşılaşabiliyoruz. Uyuşturucu maddelerden kesici-delici aletlere kadar çeşitli riskler söz konusu olabiliyor” şeklinde konuştu.
‘Velilerle iş birliği hayati önemde’
Ailelerin okul idaresi ve öğretmenlerle iş birliği içinde olmasının önemli olduğunu vurgulayan Nazan Türk, “Bir öğrenciyle ilgili sorun yaşandığında veliyi okula çağırdığımızda bazı veliler durumu kabul etmek istemiyor ve ‘Benim çocuğum asla böyle bir şey yapmaz’ diyebiliyor. Oysa biz, dışarıdan bakan daha objektif bir göz olarak sorunu görebiliyoruz. Bu noktada velilerin öğretmenleri, idareyi ve rehberlik servislerini ciddiye alarak dinlemesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Çok acil önlem alınması gerekiyor’
Eğitimde yaşanan sorunların birikimli olduğunu kaydeden eğitim emekçisi Gül Ceylan ise yaşananların tesadüf olmadığını, zorunlu eğitim sistemindeki aksaklıkların, güvenlik açıklarının ve disiplin mekanizmalarının işletilmemesinin süreci derinleştirdiğini söyledi. Gül Ceylan, “Bunun yanında öğrencilerin öğretmenler karşısında giderek daha baskın hale gelmesi, velilerin okul ve öğretmen üzerindeki baskıları, notlara müdahaleler ve ‘Benim çocuğum yapmaz’ anlayışı... Tüm bunlar sistemin eksikliklerinden kaynaklanıyor. Hiçbir şey olmamış gibi davranılması ve kimsenin sorumluluk almaması da bu tabloyu daha da ağırlaştırıyor. Üstüne bir de çocuklardaki oyun bağımlılığı eklenince artık kontrol tamamen kaybedilmiş durumda. Geldiğimiz nokta bu. Çok acil önlemler alınması gerekiyor ve bu önlemler derhal hayata geçirilmeli. Yarını ya da ertesi günü bekleyecek bir durum yok. Örneğin bugün sabah evden çıkıp okulların önünden geçerek kendi okuluma gittim. Okullar bölgesinde oturuyorum. Arkadaşlarla buluşup eyleme katılmak için yoldaydım. Her okulun önünde bir polis aracı vardı. Peki bu neden ilk olay yaşandığında yapılmadı? Bundan sonra da ancak 3, 5 ya da 10 kişi hayatını kaybettikten sonra mı harekete geçilecek? Okullarda büyük felaketler yaşandıktan sonra mı önlem alınacak? Her okulda neden sürekli bir güvenlik görevlisi ya da polis yok? Bu tür önlemlerin kalıcı ve düzenli olması gerekir” diye belirtti.
‘Neden zamanında müdahale edilmedi?’
Olayları yalnızca gruplaşmaya indirgemenin doğru olmadığını ifade eden Gül Ceylan, “Bu da bir sonuçtur. Olay, birkaç çocuğun bir araya gelip bir oyunu gerçek hayata taşımak istemesinden ibaret değildir. Bunun aynı zamanda bir algı boyutu da var. Evet, bu tür yapılar mevcut; ancak yeni değil, yıllardır var. Öğretmen arkadaşlarımızın öldürüldüğü, okul yöneticilerine saldırılar yapıldığı dönemlerde de vardı. Ancak o zaman gerekli önlemler alınmadı. Dün gece bazı operasyonlar yapılmış olması da gerçeği değiştirmiyor; bu yapılar zaten biliniyordu. Neden zamanında müdahale edilmedi? Gerekli önlemler alınmadı. Peki ne zaman alınacak? Bu mesele yalnızca birkaç öğrencinin ya da psikolojik desteğe ihtiyaç duyan bireyin eylemi olarak görülemez. Bu, sistemin geldiği noktadır. Eğitim sistemimiz ve toplumsal yapımız ciddi bir çürüme sürecinin içinde. Bu çürüme artık her yere yayılmış durumda. Bu çocuklar ve gruplar, bu durumun yalnızca dışa yansıyan belirtileri. Sorun çok daha derin. Sistem olarak çöktük, sistem olarak çürüdük” diye konuştu.
‘MESEM uygulamaları risk alanı’
Okullarda disiplin sisteminin etkin ve tutarlı bir şekilde işletilmesi ve yaygınlaştırılması gerektiğini dile getiren Gül Ceylan, “Güvenlik önlemleri acilen artırılmalı. Benim önerim, hiçbir velinin randevusuz şekilde okula alınmamasıdır. Okul koridorlarında rastgele dolaşan veliler olmamalı. ‘Ben şu öğrencinin velisiyim’ diyerek sınıf katlarına çıkılmamalı. Bir öğrencinin kavga ettiğini duyup okula gelip koridorlarda çocuk aramak kabul edilemez. Okullara girişler mutlaka kontrol altına alınmalı. Avrupa’da bu tür işler randevu ve yazışma sistemiyle yürütülüyor. Bunun dışında bakanlığın 12 yıllık zorunlu eğitim sistemini yeniden değerlendirmesi gerekiyor. Okullardaki MESEM uygulamaları ise ayrı bir risk alanı. Adeta patlamaya hazır bir yapı; ancak yeterince gündeme getirilmiyor. Oysa önemli sorunlardan biri bu. Öğretmenler çoğu zaman durumu idare etmeye çalışıyor. Ben de meslek lisesinde çalışıyorum. Dün akşam ilgili çocuğun görüntülerini izledim. Bu tür öğrencilerle defalarca karşılaşıyoruz. Ancak çoğu zaman çözmek yerine geçiştiriyoruz; öğrenciyi de velisini de yatıştırıyoruz. Çünkü öğretmenin yetkisi sınırlı. Oysa çözüm önerileri var ve bunların uygulanması gerekiyor” ifadelerini kullandı.
‘Eğitim sendikaları sürece dahil edilmeli’
Eğitim alanındaki sorunların çözümü için sendikaların sürece dahil edilmesi gerektiğini kaydeden Gül Ceylan, ortak politikalar üretmenin önemine dikkat çekerek, “Şu an sosyal medya gruplarında ciddi bir panik var. Liseli gençler arasında, ‘şu okula saldırı olacak, bu okula saldırı olacak’ gibi söylentiler yayılıyor. Çocuklar korku içinde. Bugün birçok veli çocuğunu okula göndermedi. Peki daha kaç gün göndermeyeceğiz? Bu belirsizlik ne kadar sürecek?” dedi.







