30 yıllık Barış Treni

  • 09:06 4 Eylül 2026
  • Kadının Kaleminden
“O gün bize ‘Beklemeyin, gelmeyecek’ dediler. Bugün biliyoruz ki barış, beklemekle değil, birlikte yürümekle kuruluyor. Musa Anter Barış Treni’nin yarım kalan yolculuğu, bugün binlerin yürüyüşünde devam ediyor.”
 
Celile Babaoğlu
 
Ağustos 1997’nin son günleriydi. Dönemin ağır siyasal koşulları içinde, 1 Eylül Dünya Barış Günü’ne hazırlanıyorduk. Savaşın ve baskının ağırlaştığı bir dönemdi. Sokaklarda baskı, gözaltı ve saldırılar eksik olmuyor; buna rağmen barışın sesi yükseliyordu.
 
O yıllarda KESK’li bir emekçi olarak, emeğin mücadelesiyle barış talebinin birbirinden ayrı olmadığını bilen, az ama inançlı bir grubun parçasıydık.
 
1 Eylül yaklaşırken peş peşe anonslar yapılıyordu: Musa Anter Barış Treni geliyor.
 
O günlerde Musa Anter’in adını taşıyan bir trenin Diyarbakır’a doğru yola çıkması, yalnızca bir ulaşım meselesi değildi. Musa Anter’in adı, Kürt halkının dili, sözü ve özgürlük arayışıyla birlikte anılıyordu. O tren, barışın bir halkın iradesi olarak görünür olmasının simgesiydi.
 
1 Eylül 1997’de Oryıl Caddesi’nde, ikiden fazla kişinin bir arada yürümesine izin verilmiyor, toplanmamız engelleniyordu.
 
Saatlerce bekledik. Saldırı vardı, gözaltı vardı, baskı vardı, korku vardı, Ama biz oradaydık.
 
Sorumlu bir güvenlik görevlisi gülerek, “Beklemeyin, sizin tren kaza yapmış, gelmeyecek” dedi. Bu cümle bugün bile kulaklarımda çınlıyor.
 
O gün orada bekleyenler için mesele yalnızca bir tren değildi. Barışın önüne çıkarılan engellere rağmen barış talebinin kendisini savunuyorduk.
 
Aradan otuz yıl geçti.
 
Sayın Öcalan’ın bugün yeniden barış ve demokratik toplum perspektifinden söz etmesi, geçmişten kopuk yeni bir başlangıç değil. Otuz yıl önce duyduğumuz barış çağrısının başka bir tarihsel eşikte yeniden kurulmasıdır.
 
Çünkü barış talebi yeni değil.
 
Değişen koşullar, değişen siyasal zeminler, değişen mücadele biçimleri var; ama barış arayışımızın özü değişmedi.
 
Bugün adına Barış ve Demokratik Toplum Süreci dediğimiz yerde artık yalnızca çatışmasızlığı değil, çatışmanın ürettiği düzenin dönüştürülmesini konuşmak zorundayız. Negatif aşamadan pozitif inşa aşamasına geçmek; toplumsal yaşamı demokratik ve özgür biçimde yeniden kurmak gerekiyor.
 
Barış yalnızca silahların susması değildir. İnsanların kimliğiyle, diliyle, eşit yurttaşlık ve özgürlük temelinde yaşayabildiği bir toplumsal düzen kurabilmektir. Ve bu düzenin kadınsız kurulamayacağını en iyi kadın mücadelesi biliyor.
 
Çünkü, kadınlar barışın kurucu öznesidir.
 
Kadınlar için barış, savaşın bitmesini beklemekten ibaret değildir. Hayatın kendisini dönüştürmektir. İktidar ilişkilerini, erkek egemenliğini ve gündelik hayatın içine yerleşmiş hiyerarşiyi değiştirmektir.
 
Bugün yine 1 Eylül Dünya Barış Günü.
 
1997’de Oryıl Caddesi’nde iki kişinin yan yana yürümesini engelleyenler vardı. Bugün ise binler 1 Eylül’de yürüyüşe geçiyor, birlikte yürüyor.  O gün bize “Beklemeyin, gelmeyecek” dediler. 
 
Bugün biliyoruz ki barış, beklemekle değil, birlikte yürümekle kuruluyor.
 
Musa Anter Barış Treni’nin yarım kalan yolculuğu, bugün binlerin yürüyüşünde devam ediyor.