Yüzyıllık savaşa karşı yüzyılın barış mücadelesi (1)

  • 09:01 28 Ağustos 2026
  • Dosya
Savaşın karşısında barışın yüzyıllık ısrarı 
 
Derya Ceylan 
 
HABER MERKEZİ - İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasının üzerinden 87 yıl geçerken, dünya 1 Eylül’ü bir kez daha savaşların gölgesinde karşılıyor. Savaşların en ağır sonuçlarıyla karşı karşıya bırakılan kadınların yüzyılı aşan barış mücadelesi ise bugün Türkiye ve Kürdistan’da yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde yeni bir döneme giriyor.
 
Savaşlar yalnızca cephelerde yaşanan çatışmalarla sınırlı kalmadı. Kadınlar ve çocuklar başta olmak üzere toplumun tüm kesimlerinin yaşamını etkileyen savaşlar; zorunlu göçü, yoksulluğu, açlığı ve şiddeti beraberinde getirdi. Kadınlar ise savaşların yarattığı sonuçlara karşı dünyanın farklı coğrafyalarında örgütlenerek barış mücadelesinin öncüleri arasında yer aldı.
 
İkinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1 Eylül’ün üzerinden 87 yıl geçerken, Suriye’den Filistin’e, Yemen’den Lübnan’a Orta Doğu’da savaş ve çatışmalar devam ediyor. Türkiye ve Kürdistan’da ise Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin yürütülen süreçle birlikte barış, yeniden temel gündemlerden biri.
 
1 Eylül Dünya Barış Günü kapsamında hazırladığımız dosyanın ilk bölümünde, savaşların kadınların yaşamındaki sonuçlarını, kadınların yüzyılı aşan barış mücadelesini ve bugün Türkiye ve Kürdistan’da yürütülen barış arayışlarını ele alıyoruz.
 
1 Eylül’ün tarihsel yolculuğu
 
Almanya’da Nazilerin 1 Eylül 1939’da Polonya’ya saldırmasıyla İkinci Dünya Savaşı başladı. Altı yıl süren savaşta milyonlarca insan yaşamını yitirdi, kentler yıkıldı ve milyonlarca kişi yerinden edildi. Savaşın ardından yükselen barış hareketleriyle birlikte Dünya Barış Konseyi, 1950’de 1 Eylül’ü Dünya Barış Günü olarak kabul etti. Türkiye’de de 1 Eylül, savaş karşıtı hareketler, emek ve demokrasi örgütleri tarafından Dünya Barış Günü olarak anılıyor. Birleşmiş Milletler’in (BM) kabul ettiği Uluslararası Barış Günü ise 21 Eylül. BM Genel Kurulu, 1981’de aldığı kararla Uluslararası Barış Günü’nü oluşturdu, 2001 yılında ise 21 Eylül’ü “şiddetsizlik ve ateşkes günü” olarak belirledi.
 
Savaşın coğrafyası değişti, yıkım sürdü
 
İkinci Dünya Savaşı’nın ardından geçen 87 yılda savaşların coğrafyası ve biçimi değişse de yarattığı yıkım devam etti. Bugün savaş ve çatışmaların sürdüğü coğrafyaların başında gelen Orta Doğu’da, kadınlar ve çocuklar zorunlu göç, açlık, sağlık hizmetlerine erişememe ve arta şiddete kadar savaşın ağır sonuçlarıyla karşı karşıya.
 
Gazze’de iki yılı aşkın süren savaş, kadınların yaşam ve sağlık hakkına erişimini de ağır biçimde etkiledi. Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu’nun (UNFPA) 2026 verilerine göre, işgal altındaki Filistin topraklarında üreme çağındaki 840 bin 600 kadın ve çocuğun insani yardıma ihtiyacı bulunurken, 120 bin 600 hamile kadın desteğe ihtiyaç duyuyor. Toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı hizmetlere ihtiyaç duyanların sayısı ise 1,2 milyona ulaşıyor.
 
Gazze’de sağlık sisteminin büyük ölçüde işlemez hale gelmesi gebelik ve doğum süreçlerini de doğrudan etkiliyor. UNFPA’ya göre Gazze’de her üç gebelikten biri yüksek riskli. Savaş, yerinden edilme ve yoksulluğun kız çocuklarının yaşamındaki sonuçlarından biri de çocuk yaşta evlilikler. 2025 yılında dört aylık bir dönemde 14-16 yaşlarındaki en az 400 çocuk evlendirildi. 
 
Savaşın yıllardır devam ettiği Yemen’de de kadınların temel sağlık ve yaşam haklarına erişimi giderek zorlaşıyor. UNFPA’nın 2026 verilerine göre 6,2 milyon kadın toplumsal cinsiyete dayalı şiddete karşı koruma hizmetlerine, 5,5 milyon kadın ise üreme sağlığı hizmetlerine ihtiyaç duyuyor. Yetersiz beslenmeyle karşı karşıya olan hamile ve yeni doğum yapmış kadınların sayısı 1,3 milyona ulaşırken, yaklaşık 1,5 milyon çocuk eğitim dışında.
 
Kadınlar savaşlara karşı örgütlendi
 
Kadınların savaş karşıtı mücadelesi, uluslararası karar ve sözleşmelerden çok daha eskiye dayanıyor. Dünyanın farklı coğrafyalarında kadınlar militarizme, işgallere ve savaşlara karşı örgütlenirken, çatışmaların sona ermesi için de mücadelesini sürdürdü.
 
Avusturyalı yazar ve barış aktivisti Bertha von Suttner, 19’uncu yüzyılın sonlarında Avrupa’da yükselen militarizme karşı mücadele eden kadınlardan biriydi. 1889’da yayımlanan Silahları Bırakın adlı romanıyla savaşın yarattığı yıkıma dikkat çeken Bertha von Suttner, Avusturya Barış Derneği’nin kuruluşuna öncülük etti. Silahlanma yarışına karşı yıllarca mücadele eden Bertha von Suttner, 1905’te Nobel Barış Ödülü’nü alan ilk kadın oldu.
 
Birinci Dünya Savaşı sürerken ise farklı ülkelerden kadınlar sınırları aşarak savaş karşıtı ortak mücadele etti. Jane Addams’ın başkanlığında 1915’te Lahey’de gerçekleştirilen Uluslararası Kadınlar Kongresi’nde kadınlar savaşın sona ermesini ve çatışan ülkeler arasında arabuluculuk yapılmasını istedi. Jane Addams daha sonra Kadınların Uluslararası Barış ve Özgürlük Birliği’nin kuruluşunda yer aldı ve 1931’de Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldü.
 
Liberyalı kadınlar savaşan tarafları masaya çağırdı
 
Kadınların örgütlü mücadelesinin savaşın seyrine etki ettiği örneklerden biri de Liberya oldu. Yıllarca süren iç savaş sırasında Leymah Gbowee öncülüğünde Hristiyan ve Müslüman kadınlar bir araya geldi. 2002’de başlayan kitlesel barış hareketi, şiddetsiz eylemlerle savaşın sona ermesi talebini yükseltti. Meydanlardan barış görüşmelerine uzanan kadın mücadelesi, 2003’te imzalanan barış anlaşmasına giden süreçte etkili oldu.
 
Leymah Gbowee de verdiği mücadele nedeniyle 2011’de Ellen Johnson Sirleaf ve Tawakkol Karman ile birlikte Nobel Barış Ödülü’nü aldı.
 
Yemen’de barış ve demokrasi mücadelesi
 
Yemen’de ise gazeteci Tawakkol Karman, ifade özgürlüğü, demokrasi ve kadınların siyasal yaşama katılımı için mücadele etti. Baskı ve gözaltılarla karşı karşıya bırakılan Tawakkol Karman, 2011’de Nobel Barış Ödülü’nü alan ilk Arap kadın oldu. Tawakkol Karman’ın mücadelesi, yıllardır savaş ve insani krizle karşı karşıya olan Yemen’de kadınların barış ve demokrasi talebinin görünür örneklerinden biri oldu.
 
Kadınların barış süreçlerindeki mücadelesi yıllar sonra uluslararası kararlara da yansıdı. BM Güvenlik Konseyi’nin 31 Ekim 2000’de kabul ettiği 1325 sayılı “Kadın, Barış ve Güvenlik” kararıyla kadınların çatışmaların önlenmesi, çözümü ve barışın inşasına eşit ve tam katılımının önemine dikkat çekildi.
 
Barış yalnızca silahların susması değil
 
Bertha von Suttner, Jane Addams, Liberyalı, Yemenli ve daha birçok kadına uzanan mücadele, kadınların savaşların sonuçlarıyla karşı karşıya bırakılanlar olmanın yanı sıra barış mücadelesinin de öznesi olduğunu ortaya koydu. Kadınların barış talebi de yalnızca çatışmaların sona ermesiyle sınırlı olmadı. Adalet, eşitlik, özgürlük, hakikatle yüzleşme ve karar süreçlerine katılım, kadınların barış mücadelelerinin temel talepleri arasında yer aldı.
 
Kürt kadınların barış ısrarı
 
Türkiye ve Kürdistan’da yıllardır devam eden çatışmalı süreç kadınların yaşamında derin izler bıraktı. Çocuklarını ve yakınlarını kaybeden, zorunlu göçle yerlerinden edilen, cezaevlerindeki yakınları için mücadele eden kadınlar, aynı zamanda çatışmaların sona ermesi ve Kürt sorununun demokratik çözümü talebiyle örgütlendi. Bu mücadelenin en görünür öznelerinden biri Barış Anneleri oldu. 1990’lı yıllardan itibaren alanlarda olan anneler; yürüyüşler, basın açıklamaları, siyasi görüşmeler ve uluslararası temaslarla barış talebini sürdürdü.
 
Kürt kadın hareketi de barışı kadın özgürlüğü, demokratikleşme, eşitlik ve halkların birlikte yaşamı üzerinden ele aldı. Kadınların müzakere ve karar süreçlerinde doğrudan yer alması, yürütülen barış mücadelelerinin temel taleplerinden biri oldu.
 
Barış ve Demokratik Toplum Süreci’nde kadınlar
 
Kürt Halk Önderi Abdullah Öcalan’ın 27 Şubat 2025’te yaptığı “Barış ve Demokratik Toplum Çağrısı” ile Kürt sorununun demokratik çözümüne ilişkin yeni bir süreç başladı. Çağrının ardından barışın kalıcı hale gelmesi, demokratik siyasetin önünün açılması ve sürecin hukuki zemine kavuşturulması tartışmaları gündemin temel başlıkları arasına girdi.
 
Yıllardır Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümü için mücadele eden kadınlar da sürecin toplumsallaşması için alanlarda yer aldı. Barış Anneleri ve kadın örgütleri düzenledikleri buluşmalar, yaptıkları açıklamalar ve halkla gerçekleştirdikleri etkinliklerle taleplerini dile getirdi.
 
Kadınlar, Kürt sorununun demokratik çözümünün yanı sıra barışın hukuki ve toplumsal güvenceye kavuşturulmasını, demokratik siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasını ve sürecin bütün aşamalarında söz ve karar sahibi olmayı talep ediyor.
 
Yüzyıllık mücadeleden bugüne
 
Bertha von Suttner’in silahlanmaya karşı yükselttiği itirazdan Birinci Dünya Savaşı sırasında sınırları aşarak bir araya gelen kadınlara, Liberya’da savaşan tarafları barış masasına çağıran kadınlardan Kürt kadınların yıllardır sürdürdüğü mücadeleye kadar kadınların barış arayışı farklı dönem ve coğrafyalarda devam etti.
 
Bugün savaşlar sürerken kadınlar da barış talebiyle örgütlenmeye devam ediyor. Türkiye ve Kürdistan’da yürütülen Barış ve Demokratik Toplum Süreci ise kadınların yıllardır dile getirdiği demokratik çözüm, eşitlik ve müzakere taleplerini yeniden güncel tartışmaların merkezine taşıyor.